Ana içeriğe atla

Kıbrıs’taki suikast planı İran-İsrail ilişkileri için ne anlama geliyor?

İsrail’deki değerlendirmelere göre Kıbrıs’taki İsrailli iş insanlarına yönelik suikast planı, İran’ın stratejisinde kaygı verici bir değişimi yansıtıyor.
ATTA KENARE/AFP via Getty Images

İsrail-İran gölge savaşında bu hafta başında iki gelişme yaşandı. 3 Ekim’de Azeri bir tetikçinin İsrailli iş insanlarına suikast düzenlemek üzere Kıbrıs’a gönderildiği haberi yayıldı. İsrailli siyasetçiler İran’ı suçladılar. Ertesi gün İsrail parlamentosunun kış birleşiminin açılışında konuşan Başbakan Naftali Bennett, uçağı Ekim 1986’da Lübnan’da düşürülen ve İran’a teslim edildiği sanılan İsrailli havacı asker Ron Arad’ın akıbetini öğrenmek amacıyla Mossad’ın yakın zamanda geniş kapsamlı ve tehlikeli bir operasyon gerçekleştirdiğini açıkladı. Olayın üzerinden uzun yıllar geçmesine ve Arad’ın hayatta olma ihtimalinin zayıf olmasına rağmen İsrail askerin akıbetini ortaya çıkarmak için çabalamaya devam ediyor.

Bu iki olayın bağlantılı olduğu aşikâr. İsrail ve İran’ın 1979 İslam Devrimi’nden beri oynadıkları oyun, Orta Doğu tarihindeki büyük kapışmaların en tuhaf ve en karmaşık olanlarından biri. Eskiden dolaylı ve üstü kapalı olarak yapılanlar artık giderek açıktan yapılıyor, daha cüretkâr ve provokatif oluyor.

İran iddia edildiği gibi Kıbrıs’ta İsrailli iş insanlarına suikast düzenlemeye kalkıştıysa bu teşebbüs, İran-İsrail çekişmesinde yeni bir eşiğin aşıldığı ve alarm zillerinin çaldığı anlamına geliyor. İran’ın politikası değişiyor mu? Yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi yönetimindeki İran doğrudan askeri angajmandan kaçınan alışıldık temkinli yaklaşımını terk mi ediyor?

İsrail’den kısa bir uçuş mesafesinde olan Kıbrıs, uzun yıllardır İsrailli iş insanlarının yaşadığı ve çalıştığı bir merkez. Çeşitli diplomatik engelleri ve silah ihracat kontrollerini baypas etmek için İsrail’le diplomatik ilişkisi olmayan ülkelerle pek çok anlaşma Kıbrıs’ta sonuçlandırıldı. Küçük bir İsrailli grubun geçtiğimiz hafta sonu İsrail ve Kıbrıs vatandaşı olan milyarder işadamı Teddy Sagi’nin özel uçağıyla Kıbrıs’tan ayrıldığı, tetikçinin ise Kıbrıs’ın güneyine adanın Türk kontrolündeki taraftan Rus pasaportuyla geçtiği anlaşılıyor.

Yabancı bir istihbarat servisinin, büyük ihtimalle Mossad’ın Kıbrıs polisini yakın bir saldırı konusunda uyardığı düşünülüyor. Benzer bir olay birkaç hafta önce Kolombiya’nın başkenti Bogota’da yaşanmış, yerel makamlara iletilen istihbaratın ardından iki İsrailli iş insanı evlerini terk etmek zorunda kalmıştı.

İsrail’deki değerlendirmelere göre İran’ın, önde gelen nükleer fizikçi Muhsin Fahrizade’nin Kasım 2020’de uğradığı suikast gibi İsrail’e atfedilen çeşitli operasyonlara misilleme çabaları hız kazanıyor. Kimliğinin saklı kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan kıdemli bir İsrail istihbarat kaynağı, “Yine de bu girişimler halen oldukça amatör olup İran’ın bölgede ciddi bir operasyonel altyapısı olmadığını gösteriyor. Umarız ki böyle kalır” şeklinde konuştu.

İran'ın operasyonel kabiliyeti hâlâ düşük olsa da politika direktifleri değişti mi? Mossad’ın eski başkan yardımcısı olarak İran’ın nükleer programını hedef alan İsrail operasyonlarına yakından vakıf olan ve halen parlamentoda Dış İlişkiler ve Savunma Komisyonu’nun başkanlığını yürüten Mavi-Beyaz Partisi üyesi Ram Ben-Barak Al-Monitor’a yaptığı açıklamada İran’ın insani kayıplar konusunda İsrail kadar hassas olduğunu ve operasyonlarında sıkça taşeronlar kullandığını belirtti. Ancak Ben-Barak’a göre İran giderek cüretkâr hâle geliyor ve bunun Devrim Muhafızları ile Reisi’den kaynaklandığı düşünülüyor. 

Bennett’in koalisyon hükümetinde yer almasına rağmen Başbakan’ın gizli bir operasyonu meclis kürsüsünden ifşa etmesine eleştirel yaklaşan Ben-Barak, “Bennet başka bazı başbakanlar gibi herhangi bir sırrı açığa vurmadı ya da operasyonel bir zarara neden olmadı ama benim bu konulardaki görüşüm belli: Mossad’ın faaliyetleri gizli ve anonim kalmalı” dedi.

Her hâlükârda İsrail İran’daki değişimi artan bir endişeyle izliyor. İsraillilerin işlettiği Mercer Street tankerine Temmuz 2021’de düzenlenen ve iki mürettebatın ölümüyle sonuçlanan İHA saldırısı, İran’ın geçen hafta Azerbaycan sınırında başlattığı geniş çaplı askeri tatbikat, Devrim Muhafızları’nın Irak’ta Kürt militanlara düzenlediği aleni saldırılar ve üst düzey İranlı yetkililerin genel söylemi, İran’ın İsrail’le ya da başka hasımlarla açıkça çatışmaktan kaçınan bilindik yaklaşımından uzaklaşmakta olduğu yönünde kaygı yaratıyor.

İran’la açıktan çatışma riski halen düşük olarak değerlendirilse de İsrail’deki algı bu ihtimalin artmakta olduğu yönünde. Görünen o ki İran’ın saldırgan faaliyetleri dünyanın çeşitli yerlerinde ifşa olurken İran’ın İsrail operasyonlarına mukabele etme isteği artıyor. İsrail askeri istihbaratında üst düzeyde görev yapmış olan ve yakın zamanda Al-Monitor’a konuk olan Danny Citrinowicz, “İran’ın hâlâ İsrail’e garezi var. Reisi'nin cumhurbaşkanı seçilmesi ve Devrim Muhafızları’nın karar verme süreçlerinde güç kazanması bu saldırıların devamını teşvik edecektir” diyor. Citrinowicz, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin görevden ayrılmasının ardından cumhurbaşkanlığı ve Devrim Muhafızları arasında görüş birliği oluştuğunu vurguluyor.

İran-Azerbaycan sınırındaki dramatik askeri gerilimi tetikleyen muhtemelen bu uyuşma oldu. İran’daki gelişmelere İsrail için bir nevi gözetleme deliği sağlayan ve giderek yakınlaşan İsrail-Azerbaycan ilişkileri Tahran’da büyük bir kaygıyla izliyor. Azerbaycan’la Ermenistan arasında Yukarı Karabağ nedeniyle geçen yıl patlak veren savaşta İsrail’in Azerbaycan’a önemli askeri destekler sağladığı belirtiliyor. Azerbaycan’da İsrail menfaatlerini hedef aldığı düşünülen İran bağlantılı terörist hücrelerin ortaya çıkarılması ise Bakü yönetimini hiç mi hiç memnun etmedi. Azerbaycan geçtiğimiz günlerde Türkiye ve Pakistan’la önemli bir askeri tatbikat düzenleyince İran sınıra büyük bir asker sevkiyat yaptı ve tansiyon iyice yükseldi.

İsrail, İran-Azerbaycan krizinin açık bir çatışmaya dönüşmesini beklemiyor. Ancak İran bağlantılı cephelerin çoğalması, gerilen sinirler ve Ruhani’nin yerine Bennett’in “Tahran’ın celladı” dediği çok daha radikal bir ismin gelmesi, Batı’da İran’ın daha kararlı ve daha korkusuz bir çizgiye yöneldiği kaygısı yaratıyor. Bu değişim kimse için iyi bir haber değil.

More from Ben Caspit

Recommended Articles