Ana içeriğe atla

Suriye’nin Zamanla Yarışı

BM-Arap Birliği Ortak Temsilcisi Lakhdar Brahimi, Cenevre-2 Konferansı için bastırırken, Suudi kadınlar tekrar yollara düştü.
U.N. envoy to Syria, Lakhdar Brahimi (R), is welcomed by Iraqi Foreign Minister Hoshyar Zebari after arriving at Baghdad International Airport October 21, 2013. International envoy for Syria Brahimi was in Baghdad on Monday to discuss dates for peace talks aimed at ending the war in Syria. Brahimi said no date had yet been set for the long-delayed conference. International efforts to end the 2-1/2 year conflict that has killed more than 100,000 people have stuttered. But a deal last month for Syria to get r

BM’nin İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Valerie Amos, 25 Ekim’de BM Güvenlik Konseyi’ne Suriye konusunda iç karartıcı bir rapor sundu. Suriye’deki durumu “zamanla yarış” olarak tanımlayan Amos, 14 yıldan sonra ilk defa çocuk felci salgını görülebileceği uyarısı dâhil Suriye savaşının trajik bir dökümünü daha ortaya koydu.

BM ve Arap Birliği’nin Ortak Suriye Temsilcisi Lakhdar Brahimi ise Cenevre-2 Konferansı’na dönük hazırlıklar kapsamında bölgedeki diplomatik turunu sürdürüyor. Şu ana dek Türkiye, Ürdün, Irak, Mısır, Kuveyt, Umman, Katar ve İran’ı ziyaret eden Brahimi, Suriye’ye de gidecek.

Brahimi, konferansın tarihini henüz teyit etmiş değil ve katılımcılara da davetiyeler henüz gönderilmiş değil. Ancak toplantının 23-24 Kasım’da yapılması hedefleniyor.

Brahimi, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’le 26 Ekim’de düzenlediği ortak basın toplantısında şu ifadeyi kullandı: “İran’ın Cenevre-2’ye katılımı doğal ve gereklidir.” Zarif ise şunu ekledi: “İran Cenevre-2’ye davet edildiği takdirde, diplomatik bir çözümün bulunmasına yardımcı olmak için orada olacaktır.”

Bu sütunda İran’ın Cenevre-2’ye katılımı yönündeki ilk çağrı, 19 Mayıs’ta yapıldı. İran’ın BM daimi temsilcisi Muhammed Hazai ile e-mail aracılığıyla özel bir mülakat gerçekleştiren Al-Monitor, 24 Mayıs’ta İran’ın Cenevre-2 girişimini olumlu karşıladığını bildirdi. Al-Monitor’un eylül ayında görüştüğü Zarif ise Cenevre-2’ye davet edilmek için “yalvarmadıklarını” söyledikten sonra şunları ekledi: “Katılmamız istenirse, şart koşmadan katılırız. Ama biz de hiçbir şartı kabul etmeyiz.”

Başka bir deyişle İran, Suriye’de siyasi çözümde ve davet edildiği takdirde Cenevre-2‘de yer almaya hazır olduğunu, ancak katılımına dair herhangi bir şartı kabul etmeyeceğini defalarca belirtti. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, 21 Ekim’de İran’ın 2012 Cenevre Bildirisi’ni benimseyerek iyi niyetini gösterebileceğini ifade etti. Ancak Tahran bunu yapmaya meyilli değil. Tahran, aynı zamanda, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın geçiş hükümetinde yer almaması koşulunu da reddediyor. Oysa bu husus, Suriye’nin Dostları Çekirdek Grubu’nun 22 Ekim’deki toplantısını takiben “Londra 11” grubunun bildirisinde yer verilen maddelerden biri oldu. Zarif, Al-Monitor’a geçen ay verdiği mülakatta bir sonraki Suriye hükümetinin seçim yoluyla belirlenmesinden yana olduklarını belirtmişti.

Suriye’nin Dostları toplantısının sonunda soruları yanıtlayan Kerry’nin kendisi de Londra 11 bildirisinde Esad’a dair koşul öne sürülmesine mesafe koyar gibiydi. Al-Sharq al-Awsat gazetesinden Mina al-Oraibi, Esad’ın “bazı yetkilerini devrederek cumhurbaşkanı olarak kalmasının ve sonra da seçimlerde aday olmasının mümkün olup olmayacağını” Kerry’ye sordu ve Esad’ın “daha önce defalarca yaptığı gibi bu konudan bir gün önce de bahsettiğini” anımsattı.

Kerry soruyu şöyle yanıtladı: “Esad’a ve onun görev süresine dair sorduğunuz bu soru, taraflar arasında yapılacak müzakerelerin konusudur. Bunu bizler önceden belirlemeyiz. İcra yetkisinin eksiksiz olarak devri esastır. Bu, oyun oynamadığınız, iplerin perde arkasında başkasının elinde olmadığı, görev alacak kişilerin tüm Suriyelileri korumak üzere, tüm Suriyeliler namına meşru bir şekilde hareket ettiği anlamına gelecek. Bu, aynı zamanda Suriye’nin geleceğini belirlemek için adil, özgür, şeffaf, hesap verilebilir, herkesin katılabileceği seçimlerin mesajı olacak. Ölçüt budur. Taraflar da bu ölçüt çerçevesinde karar vermek durumundadır. Bu, bizlerin vereceği bir karar değildir. Müzakerenin iki tarafı olur. Başkaları da toplantıya katılıyor olacak. Ancak bu konu, Suriye muhalefeti tarafından müzakere edilecek. Muhalefet, tek bir heyetle temsil edilecek- ki onlar aralarına başkalarını da alabilir- ama her iki tarafta da birer heyet olacak ve bu kararı onlar verecek.”

Kerry, böylece geçiş hükümetinin kimlerden ne şekilde oluşacağı konusunun, Cenevre-2’nin bir ön koşulu değil, Suriye yönetimiyle muhalefet arasında bir müzakere başlığı olduğunu ifade etmiş oldu. Bu yaklaşım, Suudi Arabistan’ın tutumuna ters düşüyor. Al-Monitor’a 22 Ekim’de mülakat veren Kral Faysal Araştırma ve İslami Çalışmalar Merkezi Başkanı ve Suudi Genel İstihbarat Başkanlığı’nın eski başkanı Prens Turki El Faysal, ılımlı Suriye muhalefetine daha fazla askeri destek verilerek, “anlamlı müzakereler” öncesinde “oyun sahasının eşitlenmesi” gerektiğini belirtti.

Ancak sorun şu ki Suriye’deki gidişat oyun sahasının eşitlenmesi yönünde gitmiyor. Savaş, hem oyun sahasını hem ülkeyi yerle bir ediyor.

Suudi pozisyonunun gerçek hayattaki sonucu, savaşın sürmesi oluyor. Özgür Suriye Ordusu’na, bir taraftan Suriye askeri, diğer taraftan El Kaide ve Irak-Şam İslam Devleti’yle (IŞİD) bağlantılı gruplar vuruyor.

Muhalefet, baştan beri Suudi Arabistan, Türkiye, Katar ve aralarında ABD’nin de olduğu başka ülkeler tarafından finanse edildi ve desteklendi. Muhalefetin ılımlı unsurları, aralarındaki bölünmüşlük, askeri yetkinlik ve eş güdümden yoksun oluşları ve hamileri tarafından güdülen farklı amaçlar nedeniyle zayıf durumda. Söz konusu olumsuzlukların değişmesi de olası değil. Bu, demokratik Suriye için mücadele edenleri eleştirmek anlamına gelmiyor. Bu, sadece sahadaki gerçeğe dair bir anımsatmadır. Yani görünürde bir askeri çözüm söz konusu değildir ve meselenin siyaseten ele alınması, her zamankinden daha acil hâle gelmiştir.

Cenevre-2’nin geciktirilmesi, Suriye için felaket olur. Konferansa ayak diremek, ılımlı muhalefetin etkinliğini artırmıyor, tam tersine azaltıyor. Örneğin İran, Suriye’de kendi muhalif unsurlarıyla iş yapıyor. Türkiye ise Suriye sınırındaki silah ticaretini ve militan geçişlerini durdurmak için hem içeride hem dışarıda baskı altında. Katar’ın başına geçen Emir Tamim de diplomatik çözüme ve İran’la iş birliği konusuna babasına nazaran daha olumlu yaklaşıyor.

Ufukta bu defa bir ABD veya NATO gücü görünmüyor. Ortada böyle bir seçenek yokken olabilecekmiş gibi sahte umutlar beslememek gerekir. Geçtiğimiz ay yapılan CBS/New York Times anketine göre, Amerikalıların yüzde 68’i ABD’nin Suriye’deki savaşta “bir şeyler yapma” sorumluluğu taşıdığına inanmıyor.

Suriye Ulusal Konseyi, 9 Kasım’da İstanbul’da toplanıp Cenevre-2’ye katılıp katılmama konusunu görüşecek. Savaştan mı yoksa savaşı sona erdirmeye yarayabilecek müzakerelerden mi daha çok fayda sağlayacağına karar verecek.

Suudi Kadınlar Tekrar Yollarda

New York Times gazetesi dâhil uluslararası basın bu hafta sonu, birkaç düzine Suudi kadının 26 Ekim’de direksiyon başına geçip Suudi Arabistan’da kadınlara yönelik araç sürme yasağına meydan okumasına yer verdi.

Joshua Yaphe, 18 Ekim’de Al-Monitor’da yer alan makalesinde cinsiyet eşitliği gayretlerinin Suudi Arabistan’da “yurttaşlık haklarında bir devrim” anlamına gelmediğini belirterek şu görüşü dile getirdi: “Bu, yavaş ve sessizce ilerleyen bir değişimdir sürecidir. Bu süreç, çeşitli toplumsal güçlerin geniş bir zeminde karşılıklı etkileşimiyle sürmekte, internet üzerinden özgür fikir alışverişiyle teşvik edilmekte ve toplumda önde gelen isimlerin omuz verdiği bir dizi etkinlik ve kurum tarafından desteklenmektedir. Büyük tartışmalar yaratan sürücü ehliyeti konusu, kadınların temel istihdam ve aile haklarını kazanmasından yıllar sonra elde edeceği en son ayrıcalık olabilir. Kral Abdullah’ın geriye bir miras bırakma çabaları arasında kadın haklarının iyileştirilmesi, şaşırtıcı bir şekilde geleceğe damga vuracak en başarılı girişim haline gelebilir.”

Caryle Murphy ise Al-Monitor’da 21 Ekim’de yayımlanan makalesinde araç sürme protestosunun bağlamı ve arka planına değinerek şöyle yazdı: “Son araç sürme kampanyası, yönetimin muhalif görüşlere karşı daha katı tutum aldığı bir döneme denk geliyor. Arap Uyanışı, başka ülkelerde tetiklediği kargaşa ve isyanı Suudi sokaklarına taşıyamasa da Suudilerin özgürlük ve siyasi reform beklentisini yükseltmiştir. Bunun en açık yansıması, Twitter başta olmak üzere sosyal medyada görülmektedir.”

Madawi Al-Rasheed ise konuya şu açıdan bakıyor: “Kadınlara yönelik araç sürme yasağı, Suudileri ayrıştırıp meşgul ediyor. Siyasi temsil, yurttaş ve insan hakları, hem erkekler hem kadınlar için söz konusu olan işsizlik gibi daha önemli sorunlar böylece dikkatlerden kaçıyor. Araç sürme yasağı, her şeyden önce cinsiyet savaşını körükleyip kadınlarla erkekleri bitmeyen bir mücadelede karşı karşıya getiriyor. Bunun neticesinde ise cinsiyetler arası ayrımı aşacak ittifakların kurulması engelleniyor.”

Geçtiğimiz Haftaya Bakış, Al-Monitor’un haftalık bir yayınıdır.