İsrail-İran arasında diplomatik çözüm için çalınacak tek kapı Putin

By
p
Article Summary
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Suriye’deki saldırılar konusunda Moskova’ya önceden bilgi vermiş olabilir. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan OKEP kararının “kaybedeni ABD olur.” dedi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Rus diplomasisi atakta

ABD’deki Donald Trump yönetimin Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ndan (OKEP) çekilme kararının ardından İsrail ile İran arasındaki gerginliğe çıkış yolu önerebilecek hatta olası bir savaşı önleyecek tek isim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin.

İki hafta önce bu sütunda Rusya’nın İran ile İsrail arasında arabuluculuk yapmak için iyi bir konumda olduğunu dile getirmiştik. Bu, Al-Monitor’un son dört yıldır gözlemlediği bir eğilim. Ancak Putin için bu rol bir nevi ip cambazlığı anlamına geliyor. Zira Rusya, aynı anda hem Suriye hükümetine tam teşekkülü destek sunmanın hem İran ve İsrail ile zorlu ancak yaşamsal ilişkilerini korumanın hem de Washington-Moskova ilişkilerindeki kaymayı yönetmenin zorluklarıyla karşı karşıya.

ABD’nin İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararı alması ve Filistinlilerin Gazze Şeridi’nde sürdürdüğü protestolar bölgedeki tabloyu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmiş durumda, bilhassa da İsrail-Filistin sorununa yönelik diplomatik bir çözüm sürecinin olmadığı ve Lübnan seçimlerini Hizbullah’ın kazandığı bir ortamda. Geçen hafta yaşanan gelişmeler de bu tespiti doğrular ve Putin’in müdahalesini her zamankinden daha elzem kılar nitelikte.

Rusya Dışişleri Bakanlığı 8 Mayıs’ta Trump’ın OKEP’ten çekilme kararına şöyle tepki gösterdi: “Washington’ın düşünmeden hareket ettiğinin yeni bir kanıtı niteliğinde. Bu ayrıca Washington’ın İran’ın yasal nükleer faaliyetlerine yönelik muhalefetinin İran’a siyasi çalım atma amaçlı bir bahaneden ibaret olduğunu da gösteriyor. Rusya OKEP’e müdahil olan diğer taraflarla açık iş birliğini sürdürecek ve İran İslam Cumhuriyeti ile ikili iş birliği ve siyasi diyaloğunu geliştirmeye devam edecektir.”

Moskova ertesi gün de ABD’nin Rusya’ya yönelik ilave yaptırımlarına sert tepki gösterdi: “Sözde İran, Kuzey Kore ve Suriye’da Silahların Yayılmasını Önleme yasalarını ihlal ettiği gerekçesiyle alınan bu kararın, gerçekte Rusya ile hiçbir alâkası yoktur. Bu, fiilen ABD’nin, İngiltere ve Fransa ile birlikte 14 Nisan’da uluslararası hukuku ihlal ederek Suriye’de düzenlediği füze saldırılarıyla ortaya çıkan fiyaskonun acısını Rusya’dan çıkarmak için alınmış bir karardır.”

Öte yandan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun 9 Mayıs’ta Moskova’ya gerçekleştirdiği ziyaret Putin için manidar bir diplomatik kaymaya da işaret ediyor. Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen Zafer Bayramı kutlamalarını şeref tribününden izleyen Netanyahu törende Rus askerlerinin Auschwitz toplama kampını kurtarırken yaptıkları fedakârlıkları anlatan dokunaklı bir konuşma da yaptı.

Netanyahu, ayrıca Suriye’ye gelişmiş S-300 füze sisteminin satışının ertelenmesi konusunda Putin’i ikna ettiğini de söyledi. İsrail savaş uçaklarının bu konuşmadan sadece bir gün sonra, 10 Mayıs’ta, Suriye’deki İran hedeflerini vurması İsrail Başbakanı’nın Putin’i saldırıdan önceden haberdar ettiği yorumlarına yol açtı.

Rusya’nın saldırıya verdiği tepki de oldukça ölçülüydü. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Moskova’nın arabuluculuk rolüne işaret ederek şöyle konuştu: “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasında 9 Mayıs’ta gerçekleşen görüşme de dâhil İsrailli ve İranlı liderlerle yaptığımız her görüşmede iki tarafın da kışkırtıcı eylemlerden uzak durması gerektiğini tekrarladık. Hem İran hem de İsrail tarafı bu konuda bize güvence vermişti ancak buna rağmen bazı olayların yaşandığını görüyoruz. Bu durum, hepimizin Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı taahhüt ettiğimiz bir ortamda bilhassa kaygı vericidir.”

Gelişmeler üzerine Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov 10 Mayıs’ta Tahran’a giderek İran’ın siyasi ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Abbas Arakçı ile görüşürken Putin de hem Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem de Alman Şansölye Angela Merkel ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

Maxim Suchkov gelişmeleri şöyle değerlendiriyor: “Netanyahu, Rusya’yı ABD’nin Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ndan (OKEP) çekilmesine yönelik muhalefetinden vazgeçiremeyeceğini biliyor. Bu nedenle ABD Başkanı’nın OKEP’ten çekilmesi için haklı gerekçeler üretmeye çalışan Netanyahu Putin söz konusu olduğunda ise İran rejiminin ‘kötücül doğası”nı öne çıkararak saldırılarını meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu konuda Kremlin’i ikna etmek oldukça güç. Ancak Netanyahu İsrail’in kaygılarını Putin’le paylaşmanın iki açıdan olumlu olacağını düşünüyor: Ya Putin’i İran’ın Suriye’deki faaliyetleri konusunda daha kararlı bir tutum almaya sevk etmek ya da en azından Moskova’nın İsrail’in Suriye’de hatta belki de Lübnan’da Hizbullah’a karşı girişeceği eylemlere daha hoşgörülü yaklaşmasını sağlamak.”

Rusya’nın Suriye’deki Hmeynim Hava Üssü ile İsrail’in Tel Aviv’deki Kirya komuta merkezi arasında bir çatışmasızlık hattı kuruluğunu da bildiren Suchkov değerlendirmesini şöyle tamamlıyor: “Taraflar Moskova’yı kendi tarafına çekmeye çalışırken Rusya’nın ikili ‘ölüm kalım’ meselelerinde çalınacak ‘tek kapı’ olduğu da daha çok anlaşılıyor. Putin, Netanyahu’nun kaygılarını paylaşsa ve sembolik jestlerinden memnuniyet duysa da bu, Şam ve Tahran’a kulak vermesine, onların da nabzını tutmasına engel değil. Dolayısıyla yakın zamanda Suriye ya da İran’dan Rusya’ya üst düzey bir ziyaretçi gelmesi sürpriz olmaz.”

Erdoğan’dan Ruhani’ye destek: OKEP kararı “yanlış”

Erdoğan, İranlı muhatabı Hasan Ruhani’ye Trump’ın OKEP’ten çıkma kararının “yanlış” olduğunu ve bu kararın kaybedeninin ABD olacağını söyledi. Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da şöyle konuştu: “İran halkının da olumsuz etkilenmesini arzu etmeyiz. Bize düşen herhangi bir sorumluluk varsa yerine getirmekten çekinmeyiz.”

“OKEP kararının Türkiye’deki komplo teorilerini daha da körükleyecek bir zamanda geldiğini” belirten Amberin Zaman ise şu değerlendirmeyi yapıyor: “Türkiye’nin başlıca petrol ve doğal gaz tedarikçilerinden biri olan İran, Orta Asya’ya mal götüren Türk tırları için de yaşamsal önem arz eden bir köprü konumunda. Zira daha kısa bir yol olsa da Türkiye, Azerbaycan’ın baş düşmanı Ermenistan ile ortak sınırı açmaya yanaşmıyor. İki bölgesel rakibin çetin dağlık bir sınırın yanı sıra ayrılıkçı Kürtlere karşı duydukları korku da ortak. ABD’nin himayesindeki Kürtlerin Kuzey Suriye’deki kazanımlarına duyulan korku, İran ve Türkiye’yi Suriye konusundaki anlaşmazlıkları ve Şii ile Sünni Müslümanlara öncülük etme heveslerini rafa kaldırmaya sevk etti.”

Zaman kararın komplo teorilerine etkisini ise şöyle açıklıyor: “Karar Manhattan’daki bir federal mahkemenin Mehmet Hakan Atilla’nın cezasını kesinleştirmeye hazırlandığı bir zamanda geldi. Atilla, hâlihazırda cezaevinde bulunan altın tüccarı Rıza Zarrab ile iş birliği yaparak bir kamu bankası olan Halkbank aracılığıyla ABD finans sistemi üzerinden İran için yüz milyonlarca dolar aklamakla suçlanıyor. Erdoğan ve Türk yetkililer ise bunu Türkiye’yi baltalama amaçlı küresel bir komplonun parçası addediyor. Türk iş çevrelerinde ABD Hazine Bakanlığı’nın Halkbank’a vereceği cezanın boyutları ve bunun sarsılan ülke ekonomisine nasıl yansıyacağı konusundaki endişeli bekleyiş ise sürüyor.”

Ne var ki Erdoğan’ın gövde gösterileri ve komplo söylemi ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının Türkiye ekonomisine yansımasını gölgede bırakabilir. Fehim Tastekin şunları aktarıyor: “Yaptırımların İran’la ticareti fazla etkilemeyeceğini düşünenlerin yanı sıra durumun eskisinden daha kötü olacağına inanan uzmanlar da söz konusu. Zira Türkiye, İran'a yönelik yaptırımların Halkbank aracılığıyla delinmesinin ve iş adamı Rıza Zarrab ile eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla'nın New York'ta yargılanmalarının ardından artık mercek altında. (...) Washington’ın Rusya ve İran’la üçlü tutum sergileyen ve NATO’ya rağmen S-400 füze savunma sistemi için Ruslarla el sıkışan Türkiye’ye yönelik sabrı azalıyor. Ayrıca Türkiye’de tutuklu bulunan Rahip Brunson’un da etkisiyle Kongre’de Türkiye aleyhine bir hava hâkim. Dolayısıyla Trump ikincil yaptırımlara ilişkin muafiyet listesine Türkiye’yi de eklese bile Kongre buna karşı çıkabilir.”

Taştekin şöyle devam ediyor: “AKP içindeki bir grubun ekonominin bıçak sırtında olduğuna işaret ederek Türkiye’nin tekrar ABD-İsrail eksenine dönmesi gerektiğini savunduğu bildiriliyor. Dolayısıyla hükümetin İran'ı kollayan bir tutum takınamayabileceği yorumları yapılıyor. (...) Yerel parayla ticaretteki açmaz ise şu: Dolar karşısında hem riyal hem Türk lirası değer kaybediyor. İş dünyası değer kaybeden para birimleriyle ticareti tercih etmeyecektir. Sonuç olarak Türkiye’nin işi kolay değil. İran’la ilişkilerin nereye gideceği hem Ankara’nın ilk aşamada benimsediği tutumu sürdürüp sürdürmeyeceğine hem de ABD’nin muafiyet listesine bağlı.”

Bu bölümlerde bulundu: halkbank, donald trump, sanctions, jcpoa, recep tayyip erdogan, benjamin netanyahu, iranian-israeli conflict, vladimir putin
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept