Ana içeriğe atla

Batı derhal Türkiye’ye dost elini uzatmalı

Türkiye’nin bu kritik dönemeçte akil dostlara ihtiyacı var. Bu dostlar, hem ülkenin bugüne kadar karşı karşıya kaldığı tehlikenin büyüklüğünü görebilmeli hem de hukukun üstünlüğüne saygı çağrısı yapabilmeli. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A man holds a banner as he and others have gathered in solidarity night after night since the July 15 coup attempt in central Ankara, Turkey, July 27, 2016. REUTERS/Umit Bektas - RTSJZ30

Türkiye toplumunun Batı’nın 15 Temmuz darbe girişimine verdiği tepki konusunda neler hissettiğini anlamak isterseniz, siyaset bilimci Soli Özel’in HaberTürk’teki şu satırlarına kulak kabartmalısınız :

“Batı medyasının gazetecileri, yaşananları 15 Temmuz öncesinin siyasi gelişmeleri bağlamında ve yalnızca o bağlamda değerlendirmeyi tercih ettiler. Savaş uçaklarınca bombalanmış bir Meclis’te siyasi partilerin toplandığı, parlamento ve partilerin kurumsal olarak son derece değerli bir demokratik direniş sergiledikleri gerçeği arka planda bırakıldı. (...) Bu devletin kurucu kurumunun demokratik direnişine saygı babında, AB zirvelerinden kimsenin Türkiye’ye gelmemesi (Britanya AB Bakanı istisnadır) kanımca kolay sindirilebilecek bir duyarsızlık, empati yoksunluğu, dayanışma eksikliği değildir”.

Tanımayanlar için Soli Özel’in “Erdoğan yanlısı bir İslamcı” olmadığını belirtmek lazım. Tam tersine, Türkiyeli bir Yahudi ve seküler bir liberal olan Özel, Erdoğan iktidarını eleştiren önemli seslerden biridir. Dahası, Özel gibi daha nice liberal, sol veya Kemalist Erdoğan muhalifi isimler var şu anda Batı’nın darbe girişimine gösterdiği zayıf tepkiyi eleştiren. Öyle ki, bazıları Batı’nın, özellikle de ABD’nin darbe girişiminde bir parmağı olduğunu dahi düşünüyor. Zira tüm toplum tarafından darbenin lideri olarak görülen Fethullah Gülen halen ABD’de yaşıyor ve oradan destek görüyor.

Peki Batı’ya yönelik bu yaygın Türk eleştirilerinin sebebi ne? Türkiye’deki tüm Erdoğan muhaliflerinin bir gecede Erdoğan yandaşına dönüşmeleri mi? Hayır, sebep, Türk entelektüellerinin Batı’da büyük ölçüde görmezden gelinen bir gerçeğin farkında olmaları: Geçtiğimiz on yıl içinde yükselen post-Kemalist Türkiye’de, bir değil, ayrı iki İslamcı güç merkezi ortaya çıkmıştı: Birincisi, otoriter eğilimleri aşikar ve herkesin malumu olan Erdoğan liderliğindeki Ak Parti’ydi. Diğeri de kendisini sivil toplum ve “ılımlı İslam” görüntüsü altında sunan, ama aslında iktidar hırsıyla yanıp tutuşan, kapalı, gizli ve hiyerarşik Gülen cemaati.

Batı’daki gözlemcilerin çoğu, Gülen faktörünü görmezden gelerek sadece Erdoğan’a odaklandıkları için 15 Temmuz darbe girişimini de sadece Erdoğan yönüyle değerlendirdiler. Bu, acaba Erdoğan’ın otoriterliğini genişletmek için kurguladığı “mizansen” bir darbe miydi? Erdoğan’ın darbe sonrası attığı adımlar muhalefete yönelik yeni bir tasfiye anlamına gelmiyor muydu? Tüm bu “paralel devlet” hikayesi devleti Erdoğancı olmayanlardan ayıklamak için başlatılmış bir operasyon değil miydi? Dünya tarihindeki başka otoriter rejim örneklerine bakıldığında bu sorular mantıklı da görünüyordu; ama sadece Türkiye’nin kendine has karmaşıklığına tamamıyla vakıf olmayanlar için.

İşte Türkiye’deki liberaller, solcular ya da Kemalistler, bu karmaşık gerçeğe vakıflar: Geçen on yıl içinde iktidarda iki karşıt İslamcı güç vardı. Ve bunlardan daha gizli kapaklı olanın çok daha tehlikeli olduğu 15 Temmuz gecesi ülkeyi tam kalbinden vuran darbe girişimiyle kanıtlandı. Bugün Erdoğan muhaliflerinin çoğunun, bir yandan Erdoğan’ın otoriterleşmesine ilişkin itirazlarını saklı tutarken, bir yandan da Türkiye’yi “paralel devlet”ten temizleme konusunda ona arka çıkmalarının sebebi bu.

Bunların hiçbiri Türkiye’deki darbe karşıtı tedbirlerin daha otoriter bir geleceğe atılan adımlar olamayacağı anlamına gelmiyor elbette. Öncelikle, Gülenci yapılanmanın kapalı ve gizli doğası Gülencilere yönelik tasfiyenin masum insanları da kapsayan bir cadı avına dönüşmesini oldukça mümkün kılıyor. Bu arada, koyu Erdoğancıların Cumhurbaşkanı’nı eleştiren herkesi “kripto Gülenci” olarak suçlama eğiliminde oldukları da aşikar. Bu fanatizm eyleme dönüşürse, Türkiye daha korkutucu bir ülke haline gelebilir.

İşte bu nedenle Türkiye’nin bu kritik dönemeçte akil dostlara ihtiyacı var. Öyle ki dostlar, hem ülkenin karşı karşıya kaldığı tehlikenin büyüklüğünü görebilmeli hem de hukukun üstünlüğüne saygı çağrısı yapabilmeli.

Bu kilit noktayı görebilen nadir Batılı kanaat önderlerinden biri eski İsveç Başbakanı Carl Bildt oldu. Bildt kısa süre önce kaleme aldığı “Avrupa, Erdoğan’ın Yanında Ol” başlıklı yazısında darbe girişiminin çok ciddi olduğunu vurgulayarak Batılı kuruluşları sadece darbe sonrası alınan tedbirlere odaklandıkları için eleştirdi. “Avrupa darbenin kendisiyle ilgilendiğini göstermezse ahlaki otoritesini kaybetme riskiyle karşı karşıya” uyarısında bulunan Bildt geniş çaplı operasyonların doğurduğu tehlikeyi de kabul ederek şöyle devam etti:

“AB liderleri hızla Türkiye’yi ziyaret ederek, darbeden duyulan korkuyu dile getirseler, Türkiye halkını darbeyi önledikleri için kutlasalar, Cumhurbaşkanı, hükümet ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki liderler ve diğerleriyle görüşerek Türkiye’nin Avrupa yolunda demokratik bir ülke olmasını güvenceye almak için hep birlikte neler yapılabileceğini tartışsalardı, AB şu an çok daha iyi bir konumda olurdu”.

Teslim etmek gerekir ki Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland geçen hafta Türkiye’yi ziyaret ederek, ülkenin “darbenin arkasındakilerle mücadele” ihtiyacını kabul etmiş oldu. ABD Genelkurmay Başkanı General Joseph Dunford da Ankara’yı ziyaret gelerek, dayanışma mesajı verdi. Bunlar olumlu adımlar olsa da çok daha fazlası gerekiyor.

Aksi takdirde halihazırda komplo teorilerine her daim yatkın olan Türkiye toplumu Batı’nın bu duyarsızlığını, bilgisizliğini ya da önyargısını Batı’nın Türkiye düşmanlığına bir kanıt olarak algılayabilir.

Bunun sonucunda Türkiye ile Batı arasında büyük bir kopuş yaşanabilir ki, bu her iki taraf için de yıkıcı olur. Bilhassa da Türkiye’nin halen liberal bir demokrasi olabileceğine dair umutlarını kaybetmeyen liberaller için.

More from Mustafa Akyol

Recommended Articles