Ana içeriğe atla

Sina halkı en kötüsüne hazırlanıyor

Sina’da güvenlik durumu kötüleşirken, bölge halkı Mısır ordusu ve polisinin aşırıcılık ve şiddeti besleyen baskıcı uygulamalarına tepki gösteriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
The caskets of 25 policemen killed early Monday morning near the north Sinai town of Rafah lay on the ground after arriving at Almaza military airport in Cairo August 19, 2013. The 25 Egyptian policemen were killed and three others wounded in an ambush by Islamist militants, medical and security sources said. Attacks by Islamist militants in the lawless north Sinai region have intensified since the army overthrew Islamist President Mohamed Mursi on July 3. REUTERS/Mohamed Abd El Ghany (EGYPT - Tags: POLITIC

ŞEYH ZÜVEYD, Mısır — Sina Yarımadası, dört yıl önceki Mısır devrimine Kahire’deki tüm barışçıl sloganlara karşın intikam duygusu ve silahla katılmıştı. Bölge halkı bu devrimle 30 yılı aşkın devam eden devlet baskılarından ve ötekileştirmeden kurtulmayı umuyordu. Ancak halkın değişim umudu çok geçmeden trajediye dönüştü. O zamana kadar daima sakinliğini korumuş olan bölge şiddetin kol gezdiği, aralıksız bir çatışma alanına dönüştü ve ülkenin geri kalanından iyice tecrit edildi.

Sina’nın öfkeli ve tepkili halkı, bilhassa Şeyh Züveyd ve Refah kentlerinde yaşayanlar 27 Ocak 2011’de güvenlik kurumlarına saldırarak büyük zarara yol açtı. Devletin kendilerine yıllarca zulmettiğini söyleyen bu insanlar roket dâhil her türlü silahı kullandı. Neticede polis Sina’dan çekildi. İsrail’le yapılan Camp David Anlaşması gereği yarımadada ordu da bulunmadığı için kaos ve şiddetin önü açıldı.

Sina ve sınır bölgeleri üzerine çalışan araştırmacı Mustafa Sancar, Kahire ve diğer kentlerde genellikle barışçıl seyreden gösterilerin aksine Sina’da halkı şiddet eylemlerine sevk eden başlıca nedenleri Al-Monitor’a değerlendirdi.

Sancar şöyle konuştu: “25 Ocak Mısır devriminin ikinci şehidi olan Muhammed Atıf’ın Sina’nın kuzeyindeki Şeyh Züveyd meydanında öldürülmesi, güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanması, gösterileri barışçıl rotasından saptırarak öfkeli halkı silah kullanmaya yöneltti. Fakat Atıf’ın ölümü, öfkeli halkın intikama yönelmesi için sadece bir bahaneydi. Zira binlerce Sinalı, 2004’te kadın ve çocuklar dâhil halka karşı başlatılan keyfi tutuklama dalgalarından bu yana zaten tepkiliydi. Bu tutuklamalar, Taba’daki bombalı saldırıların ardından başlatılan soruşturma ve tahkikatlar kapsamında yapıldı. Birçok kişi gıyabında mahkûm edildi. Tüm bu nedenler insanları silahlanmaya ve devrimi bir intikam aracı olarak kullanmaya itti. 25 ve 26 Ocak’ta, hatta 27 Ocak’ın akşamına kadar Şeyh Züveyd’deki gösteriler barışçıl ve silahsızdı. İnsanlar, ülkenin diğer meydanlarında olduğu gibi tutukluların serbest bırakılmasını, gıyabi mahkûmiyetlerin iptalini istiyordu ve başka genel talepler dile getiriyordu.”

Sina’nın en büyük aşiretlerinden olan Savarka’ya mensup Ebu Mustafa El Sinavi de olayları Al-Monitor’a şöyle anlattı: “Biz adaletsizliklere son vermek için devrime katıldık. Ötekileştirme ve baskıya son vermek, çektiğimiz acıları anlatıp bizi önemseyecek özgür bir medyaya kavuşmak, kendi toprağımıza sahip olmak, Mısır yurttaşları olarak kabul görmek, yurdumuzu korumak için askeri okullara ve polis teşkilatına girebilmek, Sina’daki zengin kaynaklarımızı değerlendirerek burayı bir cennete çevirmek için ayaklandık. Ancak acı gerçeklerle karşılaştık. Baskılar akıl almaz derecede arttı, burayı Irak’a çevirmeye çalıştılar.”

Sina’da görev yapan polis gücü ocak 2011’de çekilir çekilmez Şeyh Züveyd, Refah ve Ariş’in bazı bölgelerinde dini gruplara bağlı militanlar, insanların malını mülkünü koruma bahanesiyle yarımadayı ele geçirdi. Kısa süre sonra da vatandaşlar arası sorunlarda hakemlik yapmak üzere Şeriata dayalı komiteler oluşturdular. Bu komiteler, devlet kurumlarının tamamen ortadan kaybolduğu o günlerde Şeriat mahkemeleri olarak anıldı.

Devletin yokluğu, silahlı dinci grupların ve çetelerin büyümesine, insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının artmasına yol açtı. Libya’daki durumun ağırlaşması ise işleri daha da kötüleştirdi. Çok geçmeden Libya’daki rejimin silahları Sina’daydı. Kaçakçılar bu silahları tünellerden Gazze’ye götürmeye çalışıyordu. Ama bu, Sina’daki işleri daha da kötüleştirdi. Yarımada hem İsrail’i hem Kahire rejiminin istikrarını tehdit eden, Sina’daki silahsız sivilleri mağdur eden bir radikalizm ve şiddet yuvasına dönüştü.

Seçilmiş Müslüman Kardeşler hükümeti ve Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ordu tarafından 3 Temmuz 2013’te saf dışı bırakılmasının ardından devlet Sina’ya büyük bir güçle dönüş yaptı ve 1967’den beri görülmemiş sertlikte bir askeri harekâta girişti. Silahlı dinci örgütleri ve kanun kaçaklarını bertaraf etmeyi amaçlayan operasyonlar, 7 Ağustos 2013’te başladı ve hâlen sürüyor.

Şeyh Züveyd’deki bir aşiret şeyhine göre masumlarla suçlular arasında ayrım gözetmeyen ordu, bu operasyonlarla halkın umudunu söndürdü.

Güvenlik gerekçesiyle isminin açıklanmasını istemeyen şeyh Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Mısır makamları, Sina halkına geçen yıldan beri yapılan haksızlıkların sonuçlarından bihaber görünüyor. Öfkeli insanları terörist gruplardan ayırma iradesi yok gibi görünüyor. Bizim durumumuz Irak veya Suriye’dekilerden farklı değil. Devlet ayrım yapmadan herkesi öldürüyor. Çektiğimiz acıları anlatacak bir medya istiyorduk, şimdi terörist olarak görülüyoruz. Su hakkı ve yurttaş olarak insanca yaşam hakkı talep ediyorduk, şimdi rastgele öldürülmemeyi, devletin 30 yıl süren baskıları altında alın teriyle inşa ettiğimiz evlerimizin, çiftliklerimizin yıkılmamasını talep ediyoruz. Tüm bu haksızlıklar, güvenlik güçlerinin masumlara uyguladığı baskıyla beslenen terör örgütlerini güçlendirir.”

Al-Monitor’a aktarılan bu görüşler, Mısır makamlarının yanlış güvenlik uygulamalarına karşı büyüyen öfkeyi anlamaması hâlinde bir sonraki aşamanın daha da kötü olabileceğini gösteriyor. Nitekim devlet, 2011 devrimini fırsat bilen halkın saldırısını daha önce tecrübe etmişti.

More from A correspondent in Sinai