Ana içeriğe atla

İran Hamas’ın roket kapasitesini artırıyor

ABD Kongresi İran’la nükleer görüşmelerin uzatılmasına kuşkuyla bakıyor. İran’ın Gazze’de parmağı var. Mısır’la Hamas arasındaki husumet ateşkesi engelliyor. İslam Devleti, Musul’daki Türk konsolosluğunu karargâh olarak kullanıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Smoke trails are seen as rockets are launched towards Israel from the northern Gaza Strip July 13, 2014. Thousands fled their homes in a Gaza town on Sunday after Israel warned them to leave ahead of threatened attacks on rocket-launching sites, on the sixth day of an offensive that Palestinian officials said has killed at least 160 people. Militants in the Hamas-ruled Gaza Strip kept up rockets salvoes deep into the Jewish state and the worst bout of Israel-Palestinian bloodshed in two years showed no sign

Kongre’de İran’a yeni yaptırımlar konuşuluyor

Julian Pecquet’in bu haftaki haberine göre ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, bir grup Yahudi kongre üyesine İran’la görüşmelerin başarısız olması hâlinde yeni yaptırımların gündeme alınabileceğini söyledi. Pecquet’in haberi Dışişleri Bakanlığı’nca yalanlansa da başka kaynaklar tarafından teyit edildi.

Temsilciler Meclisi Dış İlişikler Komitesi’nin Cumhuriyetçi Başkanı Ed Royce dâhil kimi önde gelen Kongre üyeleri, İran üzerindeki baskıyı sürdürmek için yeni yaptırımların uygulanmasını istiyor.

Laura Rozen’in Viyana’dan bildirdiği gibi P5+1 Grubu ile İran, nükleer görüşmeleri 24 Kasım’a kadar uzatma konusunda anlaştı.

İran’ın Gazze’deki rolü

Ali Hashem, İran’ın yerli roket yapma kabiliyetine kavuşması için Hamas’a 2006’dan beri yardım ettiğini aktarıyor. Hashem şöyle yazıyor: “Al-Monitor’un Tahran, Gazze ve Beyrut’taki kaynaklardan edindiği bilgiye göre, Temmuz-Ağustos 2006 Lübnan Savaşı’nın ardından askeri destek bakımından yeni bir strateji benimsendi. Buradaki başlıca amaç, silahlı grupları ihtiyaç duydukları kadar roketi yerinde üretebilme kapasitesine kavuşturarak onları askeri kuşatma tehdidine karşı korumaktı.”

Filistin’in Nabzı’ndan Adnan Abu Amer’in görüştüğü bir Hamas yetkilisi şunları anlatıyor: “Kassam Tugaylarını yerel roket üretimine teşvik eden bir diğer neden, Mısır’ın tünelleri kapatması oldu. Tünellerin kapatılması, roket üretimi için gereken ham maddenin girişine sekte vurdu. Kassam’ın çeşitli menşeli, çeşitli menzildeki roketleri tedarik ettiği ana kaynak kesilmiş olsa da örgüt, İsrail’in iç kesimlerindeki hedeflere ulaşabilen yerli roketler üretebildi.”

Hashem de şunu ekliyor: “İranlılar aslında roketleri Filistinlilerin beyni üzerinden Gazze’ye soktu, savaş ve saldırılara rağmen roket yapım bilgisini sağlam tuttu. İranlılar, ‘Bilgi bombalanamaz.’ felsefesine dayanan bu stratejiyi nükleer programlarında da benimsedi.”

Öte yandan, İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, 14 Temmuz’da ülkesinin Gazze konusunda “Siyonist rejime” karşı benimsediği “isabetli tutumu” övdü. BM Güvenlik Konseyi’ne bağlı İran Uzmanları Paneli’nin haziran tarihli gizli raporuna göre İsrail Savunma Kuvvetleri’nin 4 Mart’ta alıkoyduğu İran gemisinde M-302 roketleri, fünyeler ve başka silahlar vardı.

Filistin birlik hükümeti

Bu sütunda geçen hafta da dile getirildiği gibi Gazze’deki savaş, Filistin birlik hükümetini tehlikeye atabilir. Filistin’in Nabzı yazarlarından Daoud Kuttab, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın çaresizlik içinde olduğunu anlatırken, Washington Post için kaleme aldığı makalesinde de Gazze savaşının olası zayiatlarından birinin Abbas’ın yıllardır sarf ettiği barış çabaları olacağını yazıyor.

Hamas Siyasi Büro Şefi Halid Meşal ise Hamas’ın El Fetih ile birlik anlaşmasına bağlılığını koruduğunu söylüyor. Al-Monitor’dan Adnan Abu Amer’in sorularını yanıtlayan Meşal şöyle diyor: “Şu an pozisyon değerlendirme zamanı değil. İsrail işgal güçlerinin şiddetli bir saldırısıyla karşı karşıyayız ve bu nedenle halkımızı savunmak, saldırıya karşı koymak için gayretlerimizi ve saflarımızı birleştirmemiz gerekiyor. Filistin tarafındaki görüş ayrılıklarına rağmen savaştan önce de savaş sırasında da savaştan sonra da uzlaşı bizim tercihimiz olmaya devam edecek. Netanyahu uzlaşıyı baltalamaya çalıştı ve hâlen de çalışıyor. Bizim buna yanıtımız ise uzlaşıya daha da sıkı sarılmak olacak.”

Mısır-Hamas fay hattı

Sina Yarımadası’ndan bildiren ismini saklı tuttuğumuz muhabirimiz, İsrail’in Gazze’deki kaçakçılık tünellerine düzenlediği saldırılarda sınırın Mısır tarafındaki evlerin de zarar gördüğünü ama Mısır makamlarının buna pek ses çıkarmadığını aktarıyor.

Mısır ordusu Sina sınırlarında İsrail ile güvenlik iş birliğini artırırken Mısır’ın Nabzı yazarlarından Ayah Aman, İsrail’den doğal gaz alma olasılığının gündemde olduğunu bildiriyor.

Mısırlı bir güvenlik kaynağı, sınırda artırılan tedbirlere değinerek ismini saklı tuttuğumuz muhabirimize şöyle konuşuyor: “Amaç, teröristlerin kaçakçılık tünellerini kullanmasını ya da kara sınırı üzerinden veya Akdeniz sularından askeri botlarla Gazze’ye giriş çıkışlarını engellemektir. Sina Yarımadası’ndaki güvenliği bozmak için Gazze’den gelen teröristler ve bu tüneller yüzünden Mısır’ın ne kadar zarar gördüğü herkesçe malum.”

Mohannad Sabry’ye göre, devrik cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yakın bir grup olan Hamas’a Mısır’da duyulan nefret, bu güvenlik tedbirlerine halk desteği sağlıyor ve Gazze’nin mağduriyetine duyarlılığı azaltıyor. Sabry şöyle yazıyor: “Eski savunma bakanı ve mevcut cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi’nin başında bulunduğu Mısır rejiminin Gazze’de süren savaşa verdiği tepki – ki Mısır medyası ile halkın büyük bir bölümü bunun peşinden gidiyor – masum Filistinlileri pervasızca öldürmeyi sürdürmesine rağmen İsrail’in askeri hamlelerine en hafif tabiriyle duyarsız olan, bazen de destek veren yeni bir politikayı ortaya koyuyor.”

Walaa Hussein ise Mısır’ın ateşkes önerisini yaparken Hamas liderliğini ilk başta nasıl baypas ettiğini ayrıntılarıyla aktarıyor: “Al-Monitor’a bilgi veren üst düzey bir hükümet kaynağına göre Kahire, Filistin davasını sahiplenerek Mısır’ın yerine geçmeye çalışan bazı tarafların önünü kesmek için bu girişimi hemen kamuoyuna duyurdu. Ancak bu, Mısır’ın bölgesel rolünün nasıl zayıfladığını ortaya koydu.” Hussein’e konuşan kaynak şöyle diyor: “Öneri, içeriği konusunda Filistin Yönetimi ile İsrail hükümetine bilgi verildikten sonra taraflara sunuldu. Ancak Hamas’ın değerlendirmesine sunulmadı.”

Abbas’ın ve Orta Doğu Dörtlüsü’nün temsilcisi İngiltere’nin eski başbakanı Tony Blair’in Mısır’a yaptığı ziyaretlerin ardından Mısır, arabuluculuk için yeni bir girişimde bulundu. Hussein’in bildirdiğine göre, “Hamas liderleriyle doğrudan görüşmeyi reddetmiş olan Kahire, Blair ile bir basın toplantısı düzenleyen dışişleri bakanının ağızından Hamas’ı ateşkesi kabul etmeye ikna etmek için onunla diyalog başlattığını duyurdu.”

Meşal de Abu Amer’e verdiği mülakatta, Filistinlilerin taleplerini onaylaması hâlinde Mısır’ın bir rol oynayabileceğini reddetmiyor: “Mısır’ın Hamas’a yönelik olumsuz tavrı haksız. Biz Mısır’ın işlerine karışmadık, çünkü bunlar Mısır’ın iç işleri. Bunların mahremiyetine saygı duyuyoruz, tıpkı diğer ülkelerin iç işlerinin mahremiyetine saygı duyduğumuz gibi. Büyük abi Mısır başta olmak üzere tüm Araplar her şeyden önce Filistin halkının yanında durma, vahşi İsrail saldırısını durdurmak için çalışma, Gazze’ye yönelik kuşatmanın gerçek anlamda kaldırılıp halkın işgal ve yerleşimlerden kurtulmasına yardımcı olma sorumluluğunu taşımaktadır.”

İslam Devleti’nin Musul karargâhı

Amberin Zaman, başkonsolos dâhil 49 Türk vatandaşının rehin tutulduğu Irak’ın Musul şehrindeki Türk konsolosluk binasının İslam Devleti (İD) örgütü tarafından karargâh olarak kullanıldığını aktarıyor.

Zaman’a konuşan Musul Valisi Asil El Nuceyfi, rehinelerin yakın zamanda serbest bırakılmasını beklemediğini söylüyor: “İD’in onları bir süre elinde tutması daha büyük bir olasılık. Çünkü İD Türkiye’nin Irak’a müdahil olmasını istemiyor.”

Durumu yakından takip eden kimi üst düzey Batılı yetkililer de İD’in Türk rehineleri bırakmak için bir nedeni bulunmadığını, Türkiye’nin cihatçılara karşı olası bir askeri müdahalesini önlemenin en garanti yolunun bu olduğunu belirtiyor. Bir yetkili şöyle konuşuyor: “Anlaşılan Türkiye bunlarla bir tür dostluk anlaşmasına sahip olduğuna inanıyordu. Böyle bir anlaşma var mıydı, yok muydu bu bir tarafa Musul olayından sonra Türkiye böyle bir anlaşmaya girmek zorunda kaldı.”

Mahmoud Salem ise Mısır gibi daha uzakta bulunan ülkelerin de İslam Devleti’nden korkmasını gerektiren sebepler olduğunu yazıyor: “İD’in çöken çağdaş Arap devletlerine alternatif bir model sunması bir yana, örgütün varlık sebebi Sisi’yi ürpertiyor olmalı. Milliyetçilik, Arap devletleri tarafından yerel İslamcı ideolojilere karşı kullanıldığında üstün gelebilir. Ancak, tüm Müslümanları birleştiren, hudutsuz bir İslam imparatorluğu fikri söz konusu olduğunda kurallar bir anda değişir.”

More from Week in Review

Recommended Articles