Ana içeriğe atla

Netanyahu koltuğu bırakmamak için son bir hamleye kalkışır mı?

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu halkın kararını kabullenecek mi? Yoksa yeni hükümet göreve başlamadan önce son bir kez ortalığı karıştırmayı deneyecek mi?
Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu speaks during a Health Ministry-organized appreciation ceremony for health-care system personnel and partner agencies for their contribution during the coronavirus pandemic, Jerusalem, June 6, 2021.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu’daki klonu mu? İsrail’de iktidarı devralmaya hazırlanan “değişim hükümeti” de New York Times yazarı Thomas Friedman’ın dediği gibi kutuplaşmaları, demokratik kurumları onarmaya çalışan Joe Biden yönetiminin muadili mi? ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Trump yönetiminin son günlerinde “Biz bir şahsa değil (…) Anayasa’ya bağlılık yemini ederiz” diye uyarıda bulunmuştu. İsrail’de de adı açıklanmayan üst düzey bir askeri yetkilinin “Kimsenin Orta Doğu’yu ateşe vermesine izin vermeyiz” şeklindeki sözleri geçen hafta basına sızdı. İki uyarı arasındaki benzerliği göz ardı etmek zor.

Askeri yetkilinin Netanyahu’yu kastettiğinden İsrail’de kimsenin şüphesi yok. Bu sözlerin kamuoyuna yansıması, Al-Monitor’un 4 Haziran’da aktardığı gibi Netanyahu’nun ABD’nin onayı olsun veya olmasın İran’ın nükleer programını engellemekten bahsetmesi ve 10 Haziran’da Eski Şehir’de Bayrak Geçidi düzenlemek isteyen sağcı aktivistlerin Kudüs’te gerilimi körükleme teşebbüslerinin ardından oldu.

Geçmişte Netanyahu’yla yakın çalışmış olan Likud Partisi’nin güçlü ismi ve Knesset üyesi David Bitan, 7 Haziran’daki televizyon mülakatında “Savunma kurumlarının yöneticileri artık Netanyahu’yu dinlemiyor, onlar için Netanyahu’nun hükmü kalmadı” ifadesini kullandı. Netanyahu’nun iktidarda kalmak için çırpındığı ve “şirazesini kaybettiği” yönünde pek çok İsraillinin paylaştığı hissiyat, Bitan tarafından da dile getirildi.

Hamas’ın roket atarak bozduğu 10 Mayıs Kudüs Günü yürüyüşünün devamı olarak kentin en hassas noktalarında Bayrak Geçidi planlandığına dair haberler geçen hafta ortaya çıktığında Netanyahu sessiz kaldı. Geçmişte olsa Netanyahu, karışık nüfuslu kentin kırılgan sükûnetini riske atan bu tür aleni bir milliyetçi provokasyona hemen karşı çıkardı. Oysa bugün Netanyahu’nun bu girişimi perde arkasından alkışladığı, hatta teşvik ettiği bile söyleniyor. 

Hamas’ı Kudüs’e roket atmaya sevk eden geçen ayki yürüyüş, İsrail’in Gazze’ye askeri operasyon düzenlemesiyle neticelenmiş ve karışık Arap-Yahudi kentlerinde şiddet olaylarını tetiklemişti. Tüm bu olanlar nedeniyle “değişim hükümeti” müzakereleri kesilmiş ve çöküşün eşiğine gelmişti. Netanyahu bu filmin tekrarını mı planlıyor?

Savunma Bakanı Benny Gantz bu defa uyarı fişeklerini erkenden atarak güvenlik yetkililerini toplantıya çağırdı ve geçidin bu denli hassas bir zamanda düzenlemesine karşı olduğunu açıkladı. Ardından polis teşkilatı aynı tutumu benimsedi. Neticede Netanyahu da durumu kabullenmek zorunda kaldı ve etkinlik iptal edildi. Çaresizlikten her şeyi göze alan, savaş çığırtkanlığı yapan yeni Netanyahu geri çekildi, yerine askeri maceralardan hoşlanmayan, sorumluluk sahibi eski Netanyahu geldi.

Trump ve Netanyahu doğumda ayrılmış ikizler kadar benzer mi? Hem evet hem hayır. Trump başkanlığı boyunca hep aynı Trump oldu. Netanyahu ise koşullara göre farklı karakterlere bürünebiliyor. İki insan ne kadar farklı olabilirse orijinal Netanyahu da Trump’tan o kadar farklı – iyi eğitimli, bilgili, kapsamlı düşünen, çok okuyan, en ufak detayları irdeleyen, risk almaktan kaçınan, statükoya dinmiş gibi bağlı olan, sistemi koruyan ve elitleri gözeten bir kişi. Yani Donald J. Trump’ın taban tabana zıttı.

Ancak 2015’ten itibaren farklı bir Netanyahu’nun doğuşuna tanıklık ettik. Dr. Jekyll’ın yavaş yavaş Mr. Hyde’a dönüşmesi gibi Netanyahu’nun orijinal karakteri de giderek bulanıklaştı. Klas ve stil sahibi o etkileyici lider gitti, yerine temel prensip ve teamüllere sorumsuzca meydan okuyan, istikrarsız ve maceracı bir şahsiyet geldi. Netanyahu, güneşe fazla yaklaştığı için kanatları eriyen ve denize düşen İkarus’a benziyor. 2015 seçimlerinde kazandığı çarpıcı zafer sanki karanlık güçleri serbest bıraktı ve Netanyahu ölümsüz, her şeye kadir, yenilmez olduğu düşüncesine kapıldı. Seçmenin kendisine her istediğini yapması için açık çek verdiğine inandı. Ancak yanıldı.

Trump’ın 2016’daki şaşırtıcı seçim zaferi, Netanyahu’nun yıkıcı düşüş sarmalını hızlandırdı. Pervasızca hareket eden, Amerikan siyasal sisteminin kurallarını ayak altına alan Trump, farkında olmadan Netanyahu için rol model oldu. Netanyahu’nun halka verdiği hissiyat “Trump’ın Amerika’da yaptığı her şeyi ben de pekala yapabilirim” şeklinde özetlenebilir. Başbakan’ın adamları sofistike bir yalan haber aygıtı kurdular, sadık yandaşlardan oluşan bir orduyu seferber ederek sosyal medyada Likud üyeleri üzerine korku saldılar. Dahası Netanyahu, uzun yıllar alamet-i farikası olan kuvvetler ayrılığı ilkesini de bir kenara attı.

Netanyahu’nun son dört yılına baktığımızda Trump’a yaklaşımı ikircikli görünüyor. Netanyahu’nun Trump’ı İsrail ve kendisi için sonsuz bir güç ve siyasi kazanım kaynağı olarak gördüğü ortada. Nitekim attığı adımlar için Trump’a defalarca teşekkür etti. Yine de Netanyahu Başkan’ın bilgisizliğine, tarzına mesafe koymaya çalıştı. Ne yazık ki kendisinin de hızla Trump’ın İsrail versiyonuna dönüştüğünü idrak edemedi. Bugün Netanyahu’yu izleyen bir yabancı, onu, başkanlığının son günlerindeki Trump’tan ayırt edemez. Netanyahu çılgınca manevralar yapıyor, siyasi bekasını kurtarmak için dehşet fikirler ortaya atıyor, siyasi rakiplerine delice suçlamalar yöneltiyor, halka İsrail’in onsuz olamayacağını anlatıyor.

Ancak daha kötüsü de yaşanabilir. Son anda bir değişiklik olmazsa yeni hükümet 13 Haziran’da Knesset’ten güvenoyu alıp göreve başlayacak. Netanyahu son bir hamleyle ABD Kongresi’nin işgaline benzer bir olayı Kudüs’te tezgâhlamaya kalkar mı? Koltuğunu bırakmamak uğruna yandaşlarına “Knesset’e yürüyün” çağrısı yapar mı?

Tarihsel tecrübelere ve Netanyahu’nun kendi karnesine bakarsak cevap “hayır” olur. Netanyahu son anda kendisine çekidüzen verecektir. Yine de son dönemdeki Netanyahu kendisini dahi şaşırtabilir. Likud partisinden 7 Haziran’da İngilizce yapılan açıklamada Netanyahu’yu iktidardan indirmenin İsrail’i diktatörlüğe dönüştürmek anlamına geldiği söylendi ve başbakanlığa hazırlanan Yamina lideri Naftali Bennett Kuzey Kore liderlerine benzetildi. 

Yakın çalışma arkadaşlarının demeçlerine bakılırsa bu absürt iddialar Netanyahu’nun da onayına sahip. Gelinen noktada Başbakan’ın danışmanları arasında çok az sayıda profesyonel var. Tıpkı Trump’ın son aylarında Beyaz Saray’da yaşandığı gibi Netanyahu’nun ofisi de son iki yılda aklı başında yetkililerden yoksun kaldı. Netanyahu neredeyse yalnız kalmış durumda. Etrafında sadece bir avuç danışman, eşi ve oğlu Yair ve Likud’un sindirilmiş üst düzey isimleri var. Bu durum onu can havliyle tehlikeli bir hamle yapmaya sevk edebilir. 

Netanyahu yangına körükle gidip yandaşlarını İsrail demokrasisinin kalesine saldırtır mı? Yoksa başını öne eğip demokrasinin kurallarını kabul etmeye ve yandaşlarını sükûnete çağırmaya mı karar verir? Netanyahu, Richard Nixon’un başkanlıktaki son günlerini hatırlatan istikrarsız bir ruh hâli içinde. Eşit derecede tatsız iki seçenek arasında seçim yapması lazım: Trump mı olacak, Nixon mu?

More from Ben Caspit

Recommended Articles