Ana içeriğe atla

Kürt meselesi İran-Türkiye-Rusya eksenini sınayacak

Iraklı Kürtlerin bağımsızlık referandumunun ardından İran ve Türkiye arasında başlayan yakınlaşma bölgesel dengeleri değiştirme potansiyeline sahip. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Foreign ministers, Sergei Lavrov (C) of Russia, Mevlut Cavusoglu (R) of Turkey and Mohammad Javad Zarif of Iran, attend a news conference in Moscow, Russia, December 20, 2016. REUTERS/Maxim Shemetov - LR1ECCK11GRTX

TAHRAN, İran — İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Hüseyin Bakıri’nin Ankara’ya yaptığı resmi ziyaretin üzerinden daha iki ay geçmeden Türk mevkidaşı Hulusi Akar 2 Ekim’de Tahran’a geldi, üst düzey İranlı yetkililerle ikili ve bölgesel konuları görüştü. İki komutanın Ankara’daki görüşmeleri Suriye’de ortak zemin bulmaya odaklanırken Tahran buluşması daha acil ve kritik bir meselenin, Irak Kürdistan Bölgesi’nde 25 Eylül’de yapılan bağımsızlık referandumunun gölgesinde gerçekleşti. İki ülke Kürt konusunda koordine bir politika oluşturmaya çalışırken Akar’ın İran’a gelişinden iki gün sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Tahran’a geldi.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) referandumun ardından en sert tepkileri Tahran ve Ankara’dan gördü. İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Şamkani, “Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığına karşı İran’ın izleyeceği stratejinin ikinci aşamasını” görüşmek üzere 27 Eylül’de parlamentoya gitti. Basında çıkan haberlere göre Şamkani Kürtleri bağımsızlıktan vazgeçirmek için İran’ın çeşitli yöntemlere başvuracağını vurguladı. Buna göre planın bir parçası, Bağdat ve Ankara’yla üçlü görüşmeleri ve çeşitli Iraklı Kürt gruplarıyla temasları sürdürmek, bu arada da “yaptırım baskısını” göz önünde bulundurmak.

Aynı günlerde Tahran’a gideceğini duyuran Erdoğan, referanduma yanıt olarak Ankara ve Tahran’ın bir yol haritası oluşturacağını söyledi. Erdoğan daha önce de militan Kürt gruplara karşı İran’la ortak operasyonların her zaman gündemde olduğunu belirtmişti. Bu uyarının sadece PKK’ya değil bölgenin mevcut düzenine meydan okumak isteyen diğer militan Kürt gruplara da yönelik olduğu söylenebilir.

İran ve Türkiye’nin Kürt konusunda iş birliği çabalarını yoğunlaştırdığını gösteren tüm bu işaretler dikkate alındığında önemli bir soru gündeme geliyor: Referandum ve Kürtlerin bağımsızlık yönünde atabileceği yeni adımlar İran-Türkiye ilişkilerini nasıl etkiler? Genel anlamda meselenin İran-Türkiye ilişkilerini hem çok taraflı hem de ikili düzeyde etkilediği söylenebilir.

Çok taraflı açıdan bakıldığında son dönemde bilhassa Suriye konusunda şekillenen İran-Türkiye-Rusya ekseni Kürt meselesiyle ciddi bir sınamadan geçecek gibi görünüyor. İran ve Türkiye referandumu sert bir şekilde reddederken Rusya’nın tepkisi oldukça muğlak kaldı. Rusya’dan yapılan resmi açıklamalarda Irak’ın toprak bütünlüğünü koruma gereği vurgulanıyor ancak Kürtlerin bağımsızlık girişimi kınanmıyor. Rus Dışişleri Bakanlığı 27 Eylül tarihli açıklamasında Moskova’nın Kürtlerin “ulusal özlemlerine” saygı duyduğunu ancak Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu belirtti.

Bu tip ikircikli açıklamalar “Bekle, gör.” politikasının işareti olarak yorumlanabilir. Moskova bir taraftan Bağdat’ı küstürmemeye çalışıyor, bir taraftan da Kürdistan’ın bağımsızlığı halinde müstakbel iş birliğinin kapılarını açık tutuyor. Rusya kısa bir süre önce, 2 Haziran’da KBY ile uzun vadeli bir petrol anlaşması imzalamıştı. Dolayısıyla Ruslar ekonomik çıkarlarını tehlikeye atmamak için çok daha dikkatli davranıyor.

Rusya’nın tutumu Suriye’ye de yansıyabilir. Bağımsızlık eğiliminin Suriye’ye sıçramasından endişe duyan İran ve Türkiye’nin buradaki Kürt güçlerin kazanımlarını engellemek için daha yoğun çaba harcaması bekleniyor. Rusya’nın Suriyeli Kürtlerle sorunu ise görünen o ki sadece Suriye Demokratik Güçleri’nde yer alan Kürtlerle ilgili. Bu gruplar ABD tarafından destekleniyor ve dolayısıyla Suriye’de ABD nüfuzunu artırmakta katalizör işlevi görebilir. Esasen Kürtlerin Suriye’nin geleceğinde en azından federal bir sistem kapsamında ağırlık kazanmasına Rusya’nın karşı çıkması beklenmiyor.

Referandumun ikili ilişkileri nasıl etkileyeceğine gelince dört ana konunun dikkate alınması gerekir. İlk olarak İran gibi Türkiye de KBY’ye ekonomik yaptırım tehdidinde bulundu. Türkiye, böyle bir adımı atar ve Irak’la tek sınır kapısı olan Habur sınır kapısını kapatırsa Bağdat’la ekonomik ilişkileri yürütmek için İran’a ihtiyaç duyacak. İran bu kozu Ankara’nın kritik bazı bölgesel meselelerde, bilhassa Suriye’deki tutumunu yumuşatmak için kullanabilir.

Referandumun bir başka muhtemel sonucu olarak Irak’taki durumun Suriyeli Kürtleri de bağımsızlığa teşvik etmesini önlemek isteyen İran ve Türkiye Suriye’de daha geniş bir ortak zemin arayışına, karşılıklı tavizlere yönelebilir. İki ülke hâlihazırda İdlib vilayetinde dördüncü çatışmasızlık bölgesi üzerinde anlaşmış durumda. İran ve Türkiye’nin Suriye’deki müşterek adımları yakın gelecekte daha da belirgin hale gelebilir.

Üçüncüsü Kürt bağımsızlığına net destek veren tek ülkenin İsrail olması Ankara-Tel Aviv ilişkilerini daha çetrefilli hale getiriyor. Öyle ki Erdoğan Kürt meselesi nedeniyle İsrail’le ilişkileri kesme tehdidinde bulundu. Türkiye İsrail’le yeniden çatışma kulvarına girerse Tahran’ın Ankara’yla yakınlaşma eğilimi daha da artar.

Son olarak Tahran ve Ankara Bağdat’la üçlü iş birliğini artırmaktan bahsederken mevcut durumun sürmesi uzun vadede bir Tahran-Bağdat-Ankara ekseninin oluşmasıyla sonuçlanabilir. Bu ihtimal gerçekleşirse yeni eksene Katar da dâhil olabilir. Zira Katar’la diğer Körfez İşbirliği Konseyi üyeleri arasındaki son kavgada İran ve Türkiye Katar’ın başlıca ortakları olarak öne çıktı. Böyle bir durumda Orta Doğu’da güç dengeleri yeniden şekillenir. Bu son senaryo pek olası görünmese de İran-Türkiye ilişkilerine daha geniş bir çerçeveden bakıldığında bu ihtimal tamamen göz ardı edilemez.

More from Hamidreza Azizi