Ana içeriğe atla

İslam Devleti’nin “sınırları” İran’a doğru mu genişliyor?

Tahran, İslam Devleti’nin İran “emirini” öldürdüğünü duyurmuş olsa da farklı militan gruplarının ciddi tehditleri devam ediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Iranian soldiers participate in military manoeuvres on the outskirts of the northeastern Iranian town of Torbat-E-Jam, near Mashhad, on November 17, 2015. Iran started military manoeuvres to respond to possible attacks by armed groups, such as the Islamic State (IS) group, a military commander said according to ISNA. AFP PHOTO / ISNA / HOSSEIN HOSSEINZADEH        (Photo credit should read HOSSEIN HOSSEINZADEH/AFP/Getty Images)

İslam Devleti (İD) lideri Ebu Bekir El Bağdadi 29 Haziran 2014’te halifeliğini ilan ettiğinde kendinden menkul bu devletin sınırları İran sınırlarının sadece 30 kilometre ötesindeydi. İD kontrolündeki topraklar Irak’ın sınır vilayeti Diyala’ya kadar uzanıyor ve İran ulusal güvenliğine ciddi bir tehdit oluşturuyordu. Tahran, sınırlarını İD krizinin direkt yansımalarından uzak tutmak istiyordu ve böylece Devrim Muhafızları’ndan yüzlerce asker Irak’a geçerek Iraklı Kürt güçler ve İran’a yakınlığıyla bilinen Bedir Örgütü ile birlikte Celavla’da ilk savaşlarına girdi.

İD’i ortadan kaldırma mücadelesi o günden beri İran’ın artan katılımıyla devam ediyor. Ancak örgüt bir şekilde İran’a sızmayı başarmış gibi görünüyor. İran İstihbarat Bakanlığı bu yıl birkaç kez teröristlerin ülke içindeki saldırı planlarının engellendiğini duyurdu. Haziran ve ağustosta yapılan iki önemli açıklamada başkent Tahran’a ve diğer bazı kentlere yönelik saldırıların önlendiği bildirildi.

27 Eylül’de ise Pars Haber sitesi, isimsiz kaynaklara dayanarak İD’in Ebu Ayşe El Kürdi kod adlı yeni İran yöneticisinin güvelik güçlerince öldürüldüğünü duyurdu. Sitenin haberinde İstihbarat Bakanlığı’nın çalışanları kastedilerek şöyle dendi: “İmam’ın isimsiz askerlerinin yoğun çalışması sonucu Kirmanşah’ın bir sınır kentinde bir süre önce gerçekleştirilen geniş çaplı operasyonda DAEŞ’in ‘İran emiri’ olarak ilan edilmesi planlanan kişi öldürüldü.”

Ancak Ebu Ayşe’nin öldürüldüğünü duyuran ilk haber bu değildi. İstihbarat Bakanı Mahmud Alavi 24 Ağustos’ta devlet televizyonunun canlı yayınında şöyle demişti: “Özel kuvvetlerle iş birliği hâlinde (İD’in) Musul tugayının komutanı Ebu Ayşe El Kürdi’yi öldürmeyi, onunla birlikte hareket eden dokuz kişiyi de tutuklayıp etkisiz hâle getirmeyi başardık.” Bakan, bu operasyonun Kirmanşah’ta gerçekleştiğini belirtti. Bu açıklamadan bir hafta önce de güvenlik güçleri Kirmanşah vilayetinin batısında yaşanan çatışmalarda İD bağlantılı bir terör hücresinin çökertildiğini, toplam dört kişinin öldürüldüğünü ve en az altı kişinin tutuklandığını duyurmuştu.

Üçüncü bir taraf aracılığıyla Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan ve kimliğinin gizli kalmasını isteyen İranlı bir güvenlik kaynağı İD’in hazirandan itibaren Irak’tan İran’a sızmayı planladığını kaydetti. Kaynak ayrıca şu bilgileri aktardı: “Gruplardan biri Kirmanşah vilayetine geçmeyi başardı, ikinci bir grup ise Devrim Muhafızları’nın Necef Eşref Üssü’ndeki birlikleri tarafından pusuya düşürüldü. (İD’in) iki numaralı eylem sorumlusu olan Ebu Ayşe, İran’a terörist saldırılar planlamak, örgütün buradaki yapısını oluşturmak için gönderildi. Ülkeye girdiği doğru ama baştan itibaren takibimiz altındaydı. Hareketlerini izledik ve sonunda onu öldürdük, başkalarını da tutukladık.”

Öte yandan Ebu Ayşe El Kürdi isminde bir İD mensubunun nisan ayında da Musul’un güneydoğusundaki Mahmur’da öldürüldüğü duyurulmuştu. İD’den yapılan açıklamada bu kişinin intihar eylemcisi olduğu ve askeri bir noktaya saldırırken öldürüldüğü belirtildi. Kürt medya kuruluşu Rudaw, Ebu Ayşe’nin gerçek adının Fadıl Bedir olduğunu ve örgütte güvenlik işlerinden sorumlu olduğunu bildirdi. İran’ın Arapça yayın yapan El Âlem haber kanalı da aynı bilgileri aktardı ve Ebu Ayşe’yi “DAEŞ’in kasabı” olarak tanımladı. İki farklı Ebu Ayşe’den mi bahsediliyor net değil.

İranlı güvenlik kaynağı, İran’ın ciddi bir terör tehdidiyle karşı karşıya olduğunu, ülkenin emniyet ve askeri birimlerinin yakın eş güdüm içinde bu konuda çalıştığını belirtti. Kaynak şöyle dedi: “(İran) İslam Cumhuriyeti hem bölgede hem ülke içinde terörle mücadele ediyor. Uyguladığımız önleyici yöntemler etkili oluyor. En önemlisi de halk, resmi makamlarla iş birliği yapıyor.”

Kaynağın bahsettiği yöntemler İD’e katılımın önlenmesini de içeriyor. Alavi ağustosta yaptığı açıklamada İD’e katılmayı planlayan bin 500’den fazla genci tespit edip engellediklerini söylemişti. Ancak bu, tespit edilemeyen ve örgüte katılan kişilerin de olduğu ve bunların yakında İran için ciddi bir güvenlik sorunu olabileceği anlamına geliyor.

İranlı kaynağın değerlendirmesi şöyle oldu: “Bu gruplar, İran’ı istikrarsızlaştırmak isteyen, çaresiz bazı bölgesel hükümetler tarafından kullanılıyor. Bölge genelinde terörle mücadele İran’ın başlıca görevi hâline gelirken bazıları başlıca hedef olarak terörü dünya çapında yaymaya çalışıyor. Bunu efendilerinin çıkarları doğrultusunda yapıyorlar. Terörle mücadelede tartışılmaz bir uzmanlığımız var. Suriye’de, Irak’ta deneyim kazandık, ayrıca Lübnanlı dostlarımızdan da tecrübe edindik. Ancak bu, söz konusu tehditlerle baş etmek için tek başına yeterli değil. Yerel halkın desteği olmadan bu çabaların etkili olmayacağını vurgulamak gerekir.”

İD’in bilinen mensupları arasında İran kökenlilerin sayısı bugüne kadar çok az oldu. Bunlardan biri, Ebu Muhammed El İrani kod adını kullanan ve mayısta Ramadi’de kendini patlatan intihar eylemcisiydi. İD’le irtibatlı bir diğer İranlı, Reza Niknejad ismindeki genç. ABD vatandaşı olan Niknejad’ın Virginia’da bir lise arkadaşı tarafından örgüte sokulduğu ve 2015’te Suriye’ye gittiği söyleniyor. Gencin akıbeti bilinmiyor.

İD tehlikesinin İran için her geçen gün arttığı gözlemlenirken başka güvenlik tehditleri de söz konusu. Ceyş El Adl isimli örgüt, yıllardır Sünni ağırlıklı Sistan-Belucistan vilayetinde İran’ın güneydoğu sınırlarında faaliyet gösteriyor. Son yıllarda birçok örgüt yöneticisinin öldürülmesi veya tutuklanması örgütün gücünü epey törpüledi. İran için bir başka endişe kaynağı ise İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDPİ) militanlarının yılların ardından tekrar silahlı eyleme başlaması ve Irak sınırı yakınlarında kargaşa yaratması. İranlı yetkililer, yeniden alevlenen şiddetin arkasında Suudi Arabistan’ın bu gruplara verdiği desteğin olduğunu iddia ediyor.

Al-Monitor’a konuşan KDPİ sözcüsü Lokman Ahmedi, İran’ın iddialarını şu sözlerle reddetti: “Suudi Arabistan’la hiçbir seviyede hiçbir ilişkimiz yok. İran, Kürt özgürlük mücadelesini bir dış tezgâh gibi göstermek için bu ithamlarda bulunuyor, Kürt halkına uyguladığı baskıların hesabını vermemek için bu mücadeleyi kendi hasımlarıyla irtibatlandırıyor.” Ancak Ahmedi sözlerine şunu da ekledi: “Yine de altını çizmek gerekir ki bizler, dünyadaki her millet gibi mücadelemizi destekleyen her ülkeyle ilişki geliştirmeyi hak olarak görüyoruz.”

More from Ali Hashem (Iran Pulse)

Recommended Articles