Ana içeriğe atla

İslam Devleti’nin sıradaki hedefi Suudi Arabistan mı?

İslam Devleti lideri Ebu Bekir El Bağdadi Suudileri “mürtet tiranlara” karşı ayaklanmaya çağırıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın politikaları Türkiye’nin bölgesel yalnızlığını derinleştiriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTR4Y1BC.jpg

Suudi krallığı önceliklerini değiştirmek zorunda kalabilir

Bruce Riede,l bu haftaki yazısında Suudi Arabistan’ı 2016’da bekleyen büyük zorlukları ele alıyor. Bunların başında sonu görünmeyen, maliyetli Yemen savaşı ve petrol fiyatlarının düşmeye devam ettiği bir dönemde ülkenin bu güne kadar gördüğü en büyük bütçe açığı geliyor.

Riedel’e göre Riyad, yeni açıklanan İslam Koalisyonu ile “Suudilerle müttefiklerinin Yemen harekâtı nedeniyle Suriye ve Irak’ta İslam Devleti’ne (İD) karşı yeterince çaba harcamadığı eleştirilerini susturmayı” umuyor. Suudilerin bu girişimi “Müslüman din adamlarının seferber edilmesiyle ideolojik mücadelede daha etkili tedbirler için bir platform” hâline gelebilir ama koalisyonun mezhepsel meylini saklamak zor. Koalisyonda yer almayan İran Suudi Arabistan tarafından Suriye ve Yemen’de terörün baş destekçisi olarak görülüyor.

Krallık bugüne kadar İran’a karşı mücadelesini El Kaide ve İD’le mücadelenin önünde tuttu ancak yeni yıldaki koşullar öncelik değişikliğini zorlayabilir. İD lideri Ebu Bekir El Bağdadi 26 Aralık’ta koalisyonla alay etti ve Suudi vatandaşlarına seslenerek “Mürtet tiranlara karşı ayaklanın ve Suriye, Irak ve Yemen’deki insanlarınızın öcünü alın.” çağrısında bulundu.

ABD ve müttefiklerinin Suudi Arabistan’dan beklentisi İD ve El Kaide’ye karşı mücadeleyi artırması. Neticede koalisyonun başarısı en azından Washington ve Avrupa başkentlerinde buna göre ölçülecek. Öte yandan krallığa yönelik İD tehdidinin de artması bekleniyor. Suudi güvenlik güçleri 2014’te İD bağlantılı bir hücreyi çökertmiş, 2015’te ise 36 kişinin canına mâl olan iki bombalı saldırıyı bu terörist örgüt üstlenmişti. İD Irak ve Suriye’de etkili olmaya devam ediyor, Avrupa’da hücreler örgütlüyor; Afganistan, Yemen ve Kuzey Afrika’da varlığını güçlendiriyor. Suudi Arabistan elbette ki Irak Suriye, Yemen, Libya veya Afganistan gibi “kırılgan” bir devlet değil. Ancak bir Fransa veya Belçika da değil. Etnik ve dini açıdan farklı unsurları barındıran Suriye ve Irak’tan farklı olarak Suudi Arabistan nüfusunun yüzde 85-90’ı Sünni Müslüman. Geçen hafta Ramadi’den büyük ölçüde çıkarılan İD, Suriye ve Irak’ta zemin kaybetmeye devam ederse desteğini canlı tutmak için bölgede başka hedeflere yönelebilir.

Bu sütunda aralıkta belirtildiği gibi Suudilerin düzenlediği Suriye muhalefeti konferansının bir sonucu olarak İD ve El Kaide, bugüne dek daha çok Suriye hükümetine karşı savaşmış olan Suudi ve Batı destekli silahlı grupları düşman belleyebilir. Başka bir deyişle Suudi Arabistan aslen Beşar Esad ve İran’a odaklanmaya devam etse de İD, savaşı Suudi Arabistan’a taşıyabilir.

Erdoğan’ın tutarsız dış politikası

Semiz İdiz bu haftaki yazısında Türk dış politikası için 2016’da kasvetli bir tablo çiziyor. Ankara’nın Irak’taki eğitim üssüne geniş bir askeri sevkiyat yapma yönündeki talihsiz kararına değinen İdiz şöyle yazıyor: “Bu gelişme Ankara’nın bölgedeki elini biraz daha zayıflattı ve AKP’nin tutarlı bir dış politika izleme becerisiyle ilgili yeni soru işaretlerine yol açtı. Pek çok kişi Türkiye’nin Bağdat’tan habersiz yapılan askeri sevkiyatın yaratacağı sorunları nasıl olup da hesaba katmadığını sorguluyor. AKP’nin politikaları Türkiye’yi Irak konusunda hem ABD hem de Rusya ve İran’la, Suriye konusunda ise Rusya ve İran’la karşı karşıya getirdi. Dahası Ankara Suriye’de ABD’yle de topyekûn bir görüş birliği içinde değil.”

İdiz şöyle devam ediyor: “Tüm bu gelişmeler Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini geliştiremeyeceğini gösteriyor. (…) 2016’da Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin seyrini ise İslamcı terörle mücadele ve Suriye kaynaklı mülteci krizi belirleyecek. Kasımdaki AB-Türkiye zirvesini büyük bir memnuniyetle karşılayan Davutoğlu ‘Avrupa Birliği’yle ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını’ söylemişti. Avrupalı liderler de Ankara’nın AB’ye üyelik sürecinin yeniden canlandırılacağını taahhüt etmişlerdi. Ne var ki Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinin seyrini belirleyecek olan konuların AB’ye üyelik süreciyle pek alakası yok. AB bir taraftan Türkiye’den İslamcı terör ve mülteciler konusunda daha fazla iş birliği beklerken bir taraftan da AKP’nin Sünni İslamcı sicilinden ve antidemokratik uygulamalarından hâlen endişeli görünüyor ve bu politikaların 2016’da da değişmesi beklenmiyor. (…) Ankara’nın hem Sünni eğilimlerini açık eden hem de gücünü aşan politikalar izlemesi Türkiye’nin 2016’da bölgede yaşanan herhangi bir krizde arabulucu ya da kolaylaştırıcı bir rol üstlenemeyeceğini de gösteriyor, bilhassa da mezhepsel bölünmelerin tetiklediği krizlerde.”

AKP kasımdaki genel seçimleri kazanmış olsa da Erdoğan’ın başarısız dış politika karnesi AKP ve ordu içindeki memnuniyetsizliğin eşiğini merak konusu yapıyor. Cumhurbaşkanı, içteki sıkıntıları “güvenlik kartını” oynayarak savuşturmaya devam edecek. Erdoğan, Güneydoğu’da giderek radikalleşen ve yerelleşen silahlı Kürt gruplarına karşı yürütülen şiddetli mücadele ile kazanan bir formüle sahip olduğuna inanıyor.

Şiddet olaylarının Ankara ve İstanbul’a sıçrama riski taşıdığına dikkat çeken Metin Gürcan şöyle yazıyor: “Ankara Güneydoğu’da Cizre ve Silopi’yi sıkmak istedikçe İstanbul veya Ankara, doğrudan sivillere yönelik ve hayatı kilitlemek amacı taşıyan sansasyonel eylemlerin hedefi olabilir. Daha da ilginci Ankara bu olası eylemlerin PKK tarafından kınanmasına da hazır olmalı. Çünkü PKK hem Türkiye içinde hem de bölgesel anlamda proksi (vekil) kullanma kabiliyeti hızla yükselen ve bu konuda önemli vasıta ve yöntemler kazanan bir örgüte dönüşüyor. PKK sert yüzüyle eylemi yaptırırken, yumuşak yüzüyle de bu eylemi kınayabilir. Görünen o ki giderek kentlere kayan ve proksileşen çatışma dinamiğiyle onun yarattığı sosyal ve ekonomik yıkımı ne Ankara ne de PKK görmek istemiyor. Günün sonunda tarafların sert siyasi söylemleriyle gerginliğin daha da tırmandığı sokaklarda bedeli siviller ödüyor.”