Ana içeriğe atla

Kürtler “özyönetim” savaşında kararlı

Öcalan'ın yokluğu PKK ve HDP'nin doğru analiz yapmalarını engelliyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTX1YMSP.jpg

Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinin Arnavut kaldırımlı sokakları mermi ve cam parçacıklarıyla dolu. Kum çuvallarıyla yapılan tahkimatların arasında kalaşnikof ve el bombaları taşıyan siyah maskeli gençler dolaşıyor. Gençlerden biri Al-Monitor’a şöyle diyor: “Mahallemizi kanımızın son damlasına kadar, Kürdistan’daki devrim tamamlanıncaya kadar savunacağız”.

Bu manzara 11 Aralık’tan. Yetkililer Sur’un altı mahallesinde neredeyse iki haftadır uygulanan sokağa çıkma yasağını kısa süre için kaldırarak ateş arasında kalan mahalle sakinlerinin yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla birlikte oradan kaçmasına izin verdi. Altı çocuk annesi Remziye Kara yanına aldığı küçük elektrikli ocakla hızlı hızlı ilerlerken şöyle diyor: “Savaşın ortasında kaldık, barış için dua ediyoruz başka ne yapabiliriz”.

İki sene süren ateşkesin sona ermesinden bu yana barış giderek daha uzak bir hedef gibi görünüyor. Türk hükümeti ile yasadışı PKK arasındaki ateşkes İslam Devleti’nin (İD) Suruç’ta gerçekleştirdiği kanlı intihar saldırısının ardından sona ermiş, saldırıda çoğu barış aktivisti 33 kişi hayatını kaybetmişti.

PKK uzun zamandır iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İD’i kullanarak Suriyeli Kürtlerin kendi kendilerini yönetme deneyimlerini sabote etmeye çalıştığını iddia ediyor. Suriyeli Kürtlerin Türkiye sınırında, “Rojava” diye adlandırdıkları bölgedeki yönetim alanları da giderek genişliyor.

Hükümet ile PKK arasındaki çatışmaları kimin ve niçin yeniden başlattığı konusunda bol miktarda komplo teorisi var. Ama bu aşamada bu soruların pek bir önemi yok. Savaş hızla tırmanıyor ve Kürtler bu sefer çıtayı daha önce hiç olmadığı kadar yukarı koymuş görünüyor.

Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi’ne (YDG-H) mensup silahlı gençler Güneydoğu’daki bir dizi sokağın ve mahallenin kontrolünü ele geçirip, barikatlar kurarak “özyönetim” ilan ettiler.

Kurşunlardan delik deşik olmuş duvarları PKK yanlısı sloganlar ve Öcalan posterleriyle kaplı Sur’da da isyan havası hakim. Al-Monitor’un görüştüğü birçok genç savaşçı isyanı ancak Öcalan’dan talimat gelirse bitireceklerini söylüyor. Ancak Türk makamları 6 Nisan’dan bu yana eskiden kendisiyle düzenli görüşmeler yapan HDP milletvekilleri de dahil hiç kimsenin Öcalan’la görüşmesine izin vermiyor.

Ortaya çıkan boşluğu PKK’nın katı tutumuyla tanınan komutanlarından Cemil Bayık dolduruyor. Bayık YDG-H’nin eylemlerini desteklediğini söylüyor.

Diyarbakır’ın bağımsız yerel gazetelerinden Mücadele’nin yöneticisi Ahmet Sümbül şu uyarıyı yapıyor: “Bu bir ilk ve gerginlik ülkenin geri kalanına da sıçrayabilir. Sadece İstanbul’da beş milyon Kürt olduğunu unutmayın. Bunların çoğu genç, işsiz ve yabancılaşmış durumda”. Nitekim, 1990’lardaki arazi yakma politikaları nedeniyle köylerinden kaçan yaklaşık bir buçuk milyon Kürt’ün çoğu çocuktu.

Tanınmış Hollandalı araştırmacı ve Kürt meselesi üzerine birçok kitabı bulunan Martin Van Bruinessen de Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yapıyor: “Birkaç yıl önce polise taş atıyorlardı, şimdi ise ateşli silah taşıyorlar”. Yerel kaynaklar bu silahların çoğunun PKK tarafından kaçırıldığını söylüyor.

Bruinessen değerlendirmesini şöyle sürdürüyor: “Öldürülmekten korkar gibi bir halleri yok ve devletin şu an uyguladığı şiddetin düzeyi onları daha da radikalleştirebilir. Devlet bu insanların çoğunu öldürmeyi göze almadığı sürece bu kazanabileceği bir savaş değil. Ve bu tırmanışı durdurmak kolay olmayacak”.

YDG-H’nin elindeki bölgeleri uzun süre kontrol altında tutabileceğine inanan pek insan yok. Eylemleri sadece AKP üzerindeki baskıyı artırıyor. PKK ve Öcalan’la açıktan müzakere eden ilk iktidar olan AKP Kürtlere yeni bir anayasa üzerinden siyasi özerklik vermeyi reddediyor. Şu anki açmazın kalbinde yatan asıl neden de bu.

Kürt meselesi üzerine çalışan akademisyen Arzu Yılmaz Al-Monitor’a bu noktanın altını çiziyor: “Kürtler kendilerini yönetmek istiyor, anayasal güvence altına alınmış eşitlik temelinde ortaklık istiyor”.

Yılmaz’ın değerlendirmesi hem PKK komutanları hem de HDP’liler tarafından dile getiriliyor. Şeyh Said’in torunlarından HDP Bingöl milletvekili Hişyar Özsoy da şöyle diyor: “Bu insan haklarıyla ilgili değil kollektif haklarla ilgili. Özyönetimin dışında bir statü Kürtleri tatmin etmez. Ama hükümet kulak tıkıyor”.

Hükümet ise giderek daha da şahin bir politika benimsiyor. Silvan, Nusaybin ve Cizre gibi ilçelerde durmadan sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor.

HDP’den yaklaşık 22 belediye başkanı “terör” suçlamalarıyla tutuklandı. Özel harekat polisleri ve askerler “özyönetim” ilan edilen bölgeleri tanklar ve zırhlı araçlarla kuşattı ve gençlerle aralarında kanlı çatışmalar başladı.

Görünen o ki, güvenlik güçleri de taktik değiştiriyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak Al-Monitor’a şöyle diyor: “Devlet sokağa çıkma yasaklarını siviller ayrılabilsin diye kaldırıyor. Bunun öncelikli amacı gençleri rahatça ezebilmektir. Daha büyük amaç ise tıpkı 90’lardaki gibi Kürtleri dağıtmaktır”.

Kışanak söylediklerinde haklı olabilir, nitekim diğer HDP yetkilileri de benzer düşünceler dile getiriyorlar. Bu da ateş arasında kalan ve hayatları ile orada kalmak arasında tercih yapmak zorunda olan Kürtler üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) kıdemli Türkiye araştırmacısı Emma Sinclair Webb de buna dikkat çekiyor: “Barış sürecinin çöküşü ve Türk hükümeti ile PKK’nın savaşı kentlere taşıma isteği Kürt nüfusuna korkunç zararlar veriyor. Polisin kötü muamelelerine ilişkin ciddi iddialar artıyor. Sokağa çıkma yasakları, silahlı çatışmalar, su, elektrik, gıda, eğitim ve tıbbi yardımın olmaması insanların bu mahallelerden dışarı sürülmesi anlamına geliyor”.

Veriler farklılık gösterse Haziran’dan bu yana patlak veren şiddet sarmalında en az 150 kişinin hayatını kaybettiği söyleniyor. İnsan hakları avukatı ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) üyesi Muharrem Erbey ölümlerin çoğundan güvenlik güçlerinin sorumlu olduğuna inanıyor. Gözaltılar sırasında işkence vakaları da artıyor. Erbey şu örneği veriyor: “Bir polis otobüsünde müvekkillerimden birinin anüsüne defalarca cop sokuldu. Şimdi zarzor yürüyebiliyor”.

Hükümet Kürtlerden beklenen tükenmez fedakarlıkların onları PKK’ya karşı cephe almaya sevk edeceğine inanıyor olabilir. Bu arada, Başbakan Ahmet Davutoğlu da güvenlik güçlerinin “kapı kapı dolaşarak teröristleri” temizleyeceğini söyledi.

Sur’daki binlerce işletme ise kapalı durumda. GÜNSİAD Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu Al-Monitor’a şöyle diyor: “Sur yalnızca Diyarbakır’ın değil, tüm Güneydoğu’nun ticari kalbi. Biz mahvolduk ama asıl bedeli yoksul halk ödüyor”.

Kimi HDP’li yetkililer ise halktaki tepkinin giderek arttığına dikkat çekiyor. HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer Al-Monitor’a “Bugün seçim olsa HDP meclise giremez” diyor. Bu açmazdan hükümeti sorumlu tutan Taşçıer de Sur’daki gençler gibi Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi gerektiğini düşünüyor. Bedirhanoğlu da bu görüşe katılıyor: “Öcalan'ın yokluğu PKK ve HDP'nin doğru analiz yapmalarını engelliyor. Her şeyden önce Türk devleti Kürtlerin kendi kendilerini yönetme taleplerini tanımalı. Diğer türlüsü Allah korusun iç savaştır”.

More from Amberin Zaman