Ana içeriğe atla

İsrail: Orta Doğu’nun ortasında kapalı bir kale

İsrail, doğu sınırındaki duvarı tamamlayınca Orta Doğu denen vahşi ormanın ortasında iyi tahkim edilmiş bir kale hâline gelecek. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
An Israeli worker repairs a fence damaged by a tank in Kibbutz Nahal Oz , just outside the northern Gaza Strip, September 3, 2014. Israelis living on the Gaza border have warily returned home after fleeing constant mortar and rocket fire during a seven-week war, feeling it is just a matter of time before their villages are targeted again. Picture taken September 3, 2014. REUTERS/Amir Cohen (ISRAEL - Tags: POLITICS TPX IMAGES OF THE DAY CONFLICT) - RTR44YGI

İsrail muhalefet lideri ve Knesset üyesi Isaac Herzog 5 Eylül’de verdiği mülakatın bu kadar gürültü koparacağını aklından bile geçirmemiştir. Herzog söz konusu mülakatta İsrail’in Suriyeli mültecilere kapı açmasını savundu ve şöyle dedi: “Suriye muhalefetinin şu an Avrupa’da sürgünde olan kıdemli bir mensubuyla konuştum. Suriye muhalefetinin dünyada bugün olup bitenler hakkında çok ağır iddiaları var. (…) Yüz binlerce mülteci sığınacak yer ararken Yahudiler duyarsız kalamaz.”

Herzog’un açıklaması anında gündeme oturdu ve hararetli tepkilere neden oldu. Likud’un hemen hemen tüm bakanları Herzog’a ağır sözlerle saldırdı. Başbakan Benjamin Netanyahu da geri kalmadı ve Herzog’u İsrail’in güvenliğini, bütünlüğünü ve Yahudi kimliğini düşünmemekle suçladı. Netanyahu, geçtiğimiz pazar günü yapılan kabine toplantısının başında da şöyle dedi: “İsrail, demografik ve coğrafi derinliği olmayan küçük, çok küçük bir ülke. Dolayısıyla sınırlarımızı hem yasa dışı göçe hem terörizme karşı korumak zorundayız.”

Siyonist Kamp cevap vermekte gecikmedi ve anında yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada Likudlu merhum Başbakan Menahem Begin’in 1977-1979 döneminde Vietnamlı mültecilere kapı açtığı hatırlatılarak Begin’in bugün “mezarında döndüğü” belirtildi.

Bu sert açıklamalar hafta boyunca karşılıklı olarak devam ederken Akdeniz sularında boğulan küçük Aylan Kurdi’nin yürek burkan fotoğrafı İsrail’i ve tüm dünyayı sarstı. Bugünlerde Avrupa’ya akın eden Suriyeli mültecilere ilişkin tartışma İsrail’in iki siyasi kampı arasındaki çatlağın ne kadar derin olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Uzun zamandır kendini tecrit eden sağ şimdi yeni barikatlar oluşturuyor ve İsrail’i modern bir kaleye dönüştürüyor. Sol cenah ise daha liberal, daha insancıl değerleri savunuyor ve İsrail’i aydınlanmış dünyadaki doğal ortamına bağlamaya çalışıyor.

Netanyahu kendini savunurken İsrail’in hem komşularına hem de genel anlamda bölgeye insani yönden yardım etmeye çalıştığını söylüyor. Golan Tepeleri’nde yüzlerce Suriyeli yaralının tedavi edildiği askeri bir hastane kuruldu. Bu insanlar, Suriye ordusunun isyancılarla savaştığı bölgelerden akın akın geliyor. İsrail yaralıların kimliklerini kontrol etmiyor. Yaralıların bazıları daha ileri tedavi için İsrail içindeki hastanelere naklediliyor. Söz konusu kişiler ancak iyileştikten sonra Suriye’ye gönderiliyor. İsrail, ayrıca kaçak yollardan gelen göçmen işçileri almaya gönüllü Afrika ülkelerine de yardım etmeye çalışıyor. Sınırlı kapsamda da olsa bu konuda imkân, birikim ve katkılarını esirgemiyor ama ülkesine mülteci almayı kesinlikle istemiyor.

1948 Bağımsızlık Savaşı ve 1967 Altı Gün Savaşı’nda yerinden edilen mülteciler için Filistinlilerin yıllardır dönüş hakkı talep etmesi “mülteci” kavramını İsrail’de son derece hassas bir mevzu yapıyor. Bu talebin kabulü hâlinde Yahudi devletinin biteceği savunuluyor. Tabii bu anlayış, Yahudi halkının uzun tarihi boyunca daha çok mülteci olarak yaşadığı gerçeğiyle büyük bir tezat oluşturuyor. Yurdundan iki defa kovulup dünyanın çeşitli köşelerine dağılan ve 2 bin yıl boyunca sürgünde yaşayan başka bir halk yok.

Kaderin bir cilvesi olacak bu tartışmalar tüm hızıyla sürerken İsrail 6 Eylül’de Ürdün’le olan doğu sınırında gelişkin, modern bir duvarın inşasını öngören “tarihi” çalışmayı başlattı. Bu sınır, İsrail’in henüz gelişkin bir duvar dikmediği son sınırı. 235 kilometre uzunluğundaki bu hat, güneydeki Eliat kentinden Yahudiye Çölü’ndeki Masada mevkiine kadar uzanıyor. Diğer tüm sınırlara uyarı sistemleri, kameralar, sensörler gibi ileri teknolojiyle donatılmış yüksek duvarlar dikilmiş durumda. Bu teçhizatlar elde ettikleri verileri doğrudan, sızmalara karşı acil müdahale amacıyla kurulan yerel savaş karargâhlarına aktarıyor.

Son duvar da tamamlandığında İsrail, Orta Doğu denen vahşi ormanın ortasında iyi tahkim edilmiş bir kale olduğundan nihayet emin olacak. Bu tarihi projenin sembolik bir tarafı da var. Duvarın tamamlanacağı nokta olan Masada’da Yahudiye Çölü’nün ortasında yükselen tarihi kale, 67-70 yıllarında Romalılara karşı patlak veren Büyük İsyan’da sağ kalan son isyancıların direndiği mekândı. Direnişçiler Roma İmparatorluğu’na teslim olmaktansa bu kalede topluca intihar etmeyi seçti.

Şu an sürmekte olan çalışma Eliat’tan kuzeye doğru Arava Otobanı boyunca uzanan ilk 30 kilometrelik hattı kapsıyor. Duvarın amacı bölgede inşa edilen yeni havaalanını korumak. Bu hat tamamlandığında bir sonraki kısmın proje ve bütçesi yapılacak ve böylece duvar kademe kademe Masada’ya kadar ulaşacak. O noktadan kuzeye doğru hâlihazırda zaten gelişkin bir güvenlik duvarı var. İsrail, Suriye ve Ürdün sınırlarının buluştuğu noktaya kadar uzanan bu duvar o kadar gelişkin ki en hafif dokunuşu bile algılayabiliyor. Bir önceki Genelkurmay Başkanı Korgeneral Benny Gantz’ın kararı doğrultusunda Golan Tepeleri’nde inşa edilen duvar da geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Gantz, Arap Baharı ve Suriye savaşının ardından İsrail’in Golan Tepeleri’ndeki teyakkuz hâlinin yükseltilmesi gerektiğine karar verdi. Al-Monitor’da daha önce yayımlanan makalede anlatıldığı gibi İsrail Savunma Kuvvetleri yeni bir durum değerlendirmesi yaptı, Golan Tepeleri’ne yeni birlikler konuşlandırdı ve mevcut birlikleri güçlendirdi.

Batı yönünde Akdeniz’e doğru uzanan İsrail-Lübnan sınırı ise Mavi Hat olarak biliniyor. Bu hattın tamamı sağlam bir şekilde çevrelendi, ayrıca İsrail tarafından yükseltilen ve korunan doğal engellerle tahkim edildi.

İsrail’in duvara ihtiyacı olmayan tek sınırı, Lübnan’dan Gazze Şeridi’ne uzanan batıdaki deniz sınırı. Gazze Şeridi ise Hamas ve İslami Cihat teröristlerinin İsrail’e girişini engellemeyi amaçlayan sayısız duvar ve tahkimatla çevrili. Buranın doğusunda ise Mısır sınırı var. Yıllarca açık kalan Mısır sınırında da Netanyahu’nun kararıyla duvar örüldü. Daha yeni tamamlanan bu duvar, Afrika’dan İsrail’e çalışmak için gelen yasa dışı göçmen dalgasını durdurmayı başardı. Ancak Tel Aviv’in güneyinde şu an 60 bin Afrikalı göçmenin yaşadığı bir getto var. Toplumsal ve demografik açıdan saatli bir bomba olan bu topluluk İsrail için çözülmesi zor bir sorun teşkil ediyor.

Unutanlar olduysa şunu da hatırlatalım: Duvar olayı İsrail’in hudutlarıyla sınırlı değil. İkinci İntifada ve akabindeki 2002 Savunma Kalkanı Harekâtı’nın ardından İsrail’in uluslararası tanınmış sınırlarıyla Yahudiye ve Samariye’yi (Batı Şeria) ayıran Yeşil Hat’ın hemen doğusunda, ülkenin içinden geçen o meşhur güvenlik çiti de örülmüştü. Büyük bir gayretle, görece kısa sürede dikilen bu çitin amacı Filistinli intihar eylemcilerinin İsrail’deki yerleşim merkezlerine, Tel Aviv’e ve kıyı platosuna kolayca ulaşmasını engellemekti. Bu amaca ulaşıldı. Samariye’nin kuzeyinden Yahudiye Çölü’nün güneyine ülkenin içinden geçerek uzanan bu çit bugün sessizce alternatif bir sınırı hatırlatıyor. Filistin devleti kurulmuş olsaydı İsrail’i Filistin’den ayıracak sınırı…

Yukarıda da bahsedildiği gibi çember bugün güneyden tamamlanıyor. İsrail bu işe büyük bir düşünce gücü, enerji, kaynak ve para yatırarak topraklarını sınırlarının ötesindeki cehennemden tecrit etmeye, adeta steril tutmaya çalışıyor.

Bu strateji bugüne kadar işe yaradı, en azından göreceli olarak. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a bağlı güçlerle isyancılar arasındaki çatışmalarda hedefini şaşıran toplar ara sıra Golan Tepeleri’ne düşüyor. Benzer şekilde Gazze iki yılda bir patlama noktasına geliyor ve İsrail’e oradan buradan roketler atılıyor. Lübnan sınırında gerilim oldukça yüksek olsa da 2006 İkinci Lübnan Savaşı’ndan bu yana sınır görece sessiz ve buradaki durum genelde sakin ve huzurlu sayılır.

Şiddetli bir kış mevsimine dönüşen Arap Baharı İsrail’in içine kapanma ve kendini tecrit etme sürecini hızlandırdı. İyi haber şu ki Orta Doğu’da süren kanlı savaşlar İsrail’in bölgedeki istikrarsızlığın kendisinden kaynaklanmadığı savını kanıtlıyor. Kötü haber ise buradaki hayat artık çok daha belirsiz, düşmanlar çok daha öngörülmez ve kanlı. Devlet yapıları çöküyor ve yarın ne olacağını kimse bilmiyor. Durum böyle olunca İsrail’in duvar dikmek ve “hayırlısı” demek dışında yapabileceği bir şey yok.