Ana içeriğe atla

Terör devam ederken Irak gece kulüpleriyle uğraşıyor

Bağdat’ta gece kulüpleriyle içki dükkânlarına saldırıların devam etmesi İslamcı akımlarla hükümet arasında üstü kapalı iş birliğine işaret ediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
The site of a bomb attack is seen in Baghdad July 23, 2015. A car bomb exploded in a crowded marketplace in a mainly Shi'ite Muslim district of the Iraqi capital on Wednesday, killing at least 20 people, police and medical sources said.  REUTERS/Ahmed Saad - RTX1LFX6

Irak güvenlik güçleri 18 Temmuz gecesi Bağdat’ta bir dizi gece kulübüne baskınlar düzenledi, mekân sahiplerini ve çalışanları darp ederek gözaltına aldı. İç ve dış kamuoyunun tepkisinden çekinen Irak İçişleri Bakanlığı 20 Temmuz’da baskınlardan dolayı özür diledi ve gözaltına alınanlar serbest bırakıldı. Ancak bu olay güvenlik güçlerinin bazı özgürlüklere yönelik daha önce de benzer teşebbüslerde bulunduğunu hatırlattı.

Saddam Hüseyin’in 1992’de başlattığı iman kampanyasıyla ortaya çıkan ve 2003’ten sonra iktidara gelen İslamcı hareketler özgürlükleri kısıtlayan uygulamalarını dini metinlere dayandırıyor. Yıllar içinde Irak’ın her köşesinde katı kısıtlamalar başarıyla hayata geçirildi. Bunun tek istisnası Bağdat ve özerk Kürdistan bölgesi.

Başbakan Haydar El Abadi’nin 20 Temmuz’daki sözleri gibi teskin edici resmi açıklamalara rağmen saldırı ve ihlaller uzun zamandır devam ediyor. Son baskınlardan önce Bağdat’taki Yazarlar Birliği Kulübü de 19 Haziran’da askeri bir birliğin baskınına uğradı, mekânda bulunan bir grup yazar içki içtikleri gerekçesiyle darp edildi. 25 Temmuz’da ise kimliği belirsiz askerler Bağdat’ın merkezinde bir aile lokantasını bastı ve mekân sahiplerine saldırdı.

2006-2014 yıllarında görev yapan eski Başbakan Nuri El Maliki döneminde de aynı tarz mekânlar ve içki dükkânları saldırıların hedefi olmuştu. Dini akımların hâkim olduğu diğer semtlerde sürekli saldırıya uğrayan bu tür işletmeler şu an Bağdat’ın merkezindeki Karrada semtine sıkışmış durumda.

Saldırıların bazılarında kan da döküldü. Temmuz 2014’te tüyler ürpertici bir katliama imza atan silahlı milisler, Bağdat’ın güneyindeki Zayuna bölgesinde bir apartman dairesini bastı ve “ahlaksızlık” yaptıkları gerekçesiyle içeride bulunan 30’a yakın kadını öldürdü.

Daha önceki olaylarda olduğu gibi son baskınların ardından da İçişleri Bakanlığı olayın araştırılması için Abadi’nin talimatıyla bir komisyon oluşturdu. Ancak şu ana dek herhangi bir soruşturma başlatılmış değil. Bakanlık da kamusal özgürlüklere yönelik bu saldırılarda herhangi bir zanlıyı ortaya çıkarmış değil. Bu durum, faillerle Bakanlık arasında bir tür dayanışmanın olduğu izlenimini uyandırıyor.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, sonu gelmeyen saldırılara gerekçe olarak gece kulüpleri ve barların ruhsatsız faaliyet gösterdiğini iddia ediyor.

Ruhsatlar Irak’ta genellikle Turizm Bakanlığı tarafından veriliyor. 2003 ABD işgalinin ardından siyasi sistemin değişmesiyle birlikte Turizm Bakanlığı da alkol satan dükkanlara ve içkili mekânlara ruhsat vermez oldu.

Sektör, 1994’te çıkarılan 82 sayılı kanuna ve 2001’de çıkarılan 6 sayılı kanuna tabii. İslamcı hareketleri hoş tutmak için Saddam’ın iman kampanyası sırasında çıkarılan bu yasalar bugün hâlâ yürürlükte. Irak parlamentosu 2003’ten sonra sektöre yönelik yeni herhangi bir düzenlemeyi görüşmüş değil.

Ancak belli kural ve kısıtlamalar çerçevesinde gayrimüslim azınlıklara ruhsat verilmesini düzenleyen 1994 tarihli yasa Saddam sonrası dönemde uygulanmamaya başlandı. Bağdat İl Meclisi, konunun gündeme geldiği 2009 tarihli bir meclis oturumuna işaret ederek Turizm Bakanlığı’nın kanunu değil, Şeriat hükümlerini gözeterek içki satış ruhsatları vermediğini iddia ediyor.

Güçlenen İslamcı akımlar Turizm Bakanlığı’nda da nüfuz sahibi oldu. Örneğin Sadr hareketine mensup olan Maliki döneminin Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı Liva Smaysem, aralık 2014’te tarihi anıtları “put” olarak nitelemiş ve büyük tepki çekmişti. İslam Devleti’nin lideri Ebu Bekir El Bağdadi de Musul’da birçok tarihi eserin tahrip edilmesini aynı dini gerekçeyle savunmuştu.

Kamusal özgürlükler Irak anayasasıyla koruma altına alınmış olsa da dinci parti ve hareketler bu özgürlükleri savunan sivil toplum, medya, kültür ve sanat çevrelerini bar savunucuları diye damgalıyor. Dinci akımlar sivil toplumun kamusal özgürlükleri savunma çabasını içki satışının ve gece kulüplerinin savunması olarak çarpıtıp bastırmaya çalışıyor.

İslamcı dalgaya diğer birçok kentte yenilen sivil toplum güçleri Bağdat, Erbil ve Süleymaniye’de özgürlük mücadelesini sürdürüyor. Kamusal özgürlüklere saldırıların devam etmesi iki taraf arasında yeni çatışmalara yol açabilir.

Sivil toplumla İslamcı güçler arasındaki bu doğal kutuplaşmaya tarafsız şekilde müdahale etmeyen, saldırılara göz yuman ve failleri adalete teslim etmeyen hükümet din adamları ve aşırıcı hareketlerle üstü kapalı iş birliği yaptığı kuşkusunu doğuruyor. Hükümetin bu tavrı demokrasiye aslında nasıl baktığına da ışık tutuyor ve şu soruyu gündeme getiriyor: Demokrasi din düzenine geçmek için kullanılan geçici bir slogandan mı ibaretti?

More from Mushreq Abbas

Recommended Articles