Ana içeriğe atla

İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın düşüşü

İsrail’in en sağcı hükümetinin kurulmasıyla birlikte Dışişleri Bakanlığı’nın uluslararası toplumla köprüler kurma, işlevsel barış süreçlerinde yer alma gibi geleneksel rolleri ortadan kalktı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu holds a meeting of his new cabinet, in honor of Jerusalem day, at the Israeli Museum in Jerusalem May 19,  2015. REUTERS/Atef Safadi/Pool - RTX1DLBQ

ABD’nin eski dışişleri bakanlarından Henry Kissinger İsrail dış politikasını doğrudan doğruya İsrail iç siyasetinin izdüşümü olarak tanımlamıştı. Bu tasvir bugünlerde hiç olmadığı kadar geçerli. İsrail’in bugün bir dış politikaya veya bir dışişleri bakanlığına sahip olduğunu iddia etmek diplomasinin hiçbir tanımına sığmaz. Başbakan Benjamin Netanyahu, dış politikayı da dışişleri bakanlığını da sağcı ideolojiye hizmet eden halkla ilişkiler araçlarına dönüştürdü. Bakanlığın uluslararası toplumla ortak menfaat köprüleri kurma, uygulanabilir bir Orta Doğu barış sürecinde yer alma gibi geleneksel işlevleri İsrail’in en sağcı hükümetinin kurulmasıyla ortadan kalktı. Netanyahu’nun dış politika alanında yaptığı atamalar da bu durumun açık göstergesi.

Öncelikle Netanyahu bir dışişleri bakanı atamadı. Oysa Gilad Erdan veya Tzachi Hanegbi gibi nispeten pragmatik Likud mensupları bu görevi üstlenebilirdi. Bunun yerine Netanyahu, Tzipi Hotovely’yi dışişleri bakan yardımcısı yaptı, bakan koltuğunu da kendisine ayırdı. Yeni dışişleri bakan yardımcısı, kendisinin de gururla kabul ettiği gibi Batı Şeria’nın büyük bir bölümünün ilhak edilmesini savunuyor. Kadın bakan göreve başladığı gün İsrail’in Akdeniz’le Ürdün Nehri arasındaki tüm topraklar üzerinde hak sahibi olduğunu tüm Dışişleri Bakanlığı personeline duyurdu.

Netanyahu ayrıca meslekten diplomat olan bakanlık müsteşarı Nissim Ben Şirit’i görevden aldı, yerine de kendi ekibinden bir ismi, uzun yıllardır “sahibinin sesi” olan eski diplomasi danışmanı Dore Gold’u atadı. Dış politika alanındaki atamaların belki de en dikkat çeken yönü Washington büyükelçisinin yerini korumasıydı. Büyükelçi Ron Dermer, Barack Obama yönetimi tarafından Kongre’deki Cumhuriyetçilerin müttefiki olarak görülüyor. Netanyahu, 3 Mart’ta Kongre’nin ortak oturumuna davet edilmiş ve Obama’nın İran politikasını eleştiren bir konuşma yapmıştı. Bu davetin Büyükelçi Dermer ve Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner tarafından kotarıldığı söyleniyor. Netanyahu ABD’deki Yahudi dostlarından Dermer’i daha uygun bir isimle değiştirme telkinleri aldı ama bunlara kulak asmadı. Şimdi Hotovely, Gold ve Dermer’den oluşan bu dış politika üçlüsü, birinci görev olarak hükümetin Filistin konusundaki ana politikasını savunacak. Bu politika da yerleşimlerin genişletilmesinden, yeni yerleşimlerin inşasından ibaret olacak.

Kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı mensubu, kurumda görülmemiş bir moral çöküntüsü yaşandığını kaydetti: “Dışişleri Bakanlığı’nın bu hükümetle birlikte üvey evlat hâline geldiğini, bunun da ötesinde kilit konularda işlevsiz ve etkisiz kılındığını düşünüyoruz. Oysa bakanlık İsrail adına önemli kazanımlar sağlayabilirdi.” Başbakanlığın İsrail-ABD ilişkilerini ve Washington’la temasları tekeline aldığını anlatan diplomat, bu tekelin sadece Beyaz Saray’ı değil ABD Dışişleri Bakanlığı’nın tüm kanatlarını, Kongre’yi, ABD kamuoyunu ve hatta kilit önemdeki Yahudi toplumuyla Yahudi lobilerini kapsadığını vurguladı. Hükümetin yerleşimleri genişletme politikası, İsrail’in başlıca ticari ortağı Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkileri de zedelemiş durumda. Yeni dışişleri bakan yardımcısının Avrupalı büyükelçilere son günlerde verdiği mesajlar durumu daha da kötüleştirdi.

Kahire ve Amman’daki İsrail büyükelçilikleri ise Filistin’in devletleşme sürecinde yaşanan tıkanmayla felce uğruyor. Al-Monitor’un görüştüğü kıdemli diplomat, “bakansız” bırakılan Dışişleri Bakanlığı’nın diğer bakanlar eliyle de ayrıca “gaspa uğradığını” söylüyor. Zira Netanyahu bakanlığın bazı görevlerini farklı kabine üyelerine verdi. Örneğin İçişleri Bakanı Silvan Şalom ABD’yle diyalog ve Filistin müzakerelerinden, Kamu Güvenliği ve Stratejik İşler Bakanı Gilad Erdan da İran konusu, stratejik tehditler ve kamu diplomasisinden sorumlu olacak.

Mevcut durum İsrail dış politikası ve Dışişleri Bakanlığı açısından gerçekten de üzücü. Bakanlık, savunma teşkilatı karşısında her zaman aşağılık kompleksi yaşadı ama İsrail’in olumlu yönleriyle uluslararası toplumla bağ kurulmasında önemli bir rol oynadı. Ticaret anlaşmaları, kültürel iş birliği, ortak araştırma ve kalkınma anlaşmaları, akademik ve gençlik değişim programları, gelişmekte olan ülkelere yardımlar ve Yahudi toplumlarıyla ilişkiler hep Dışişleri Bakanlığı tarafından koordine edildi ve teşvik edildi. Tüm bu ilişkiler ve kazanımlar, İsrail’in inandırıcı bir barış politikasına sahip olduğu ve dinamik demokrasisini dünyaya yansıtabildiği dönemlerde sağlandı.

Gelinen noktada böyle bir ortamdan söz etmek mümkün değil. Dışişleri Bakanlığı sadece Netanyahu’nun atamalarıyla değil, daha ziyade Netanyahu’nun politikaları sayesinde zayıfladı. Dışişleri Bakanlığı’nın asli amacı ve işlevi gerçek bir barış politikası olmalı. Savunma Bakanlığı daha çok savaş hazırlıklarıyla ilgilenirken Dışişleri Bakanlığı da aslında “Barış Bakanlığı” olmalı. Dışişleri Bakanlığı İsrail’in barış girişimlerinde daima öncü bir rol oynadı. Bunun en bariz iki örneği, 1970’lerin sonunda Moşe Dayan döneminde Mısır’la ilişkilerde ve 1990’ların ortalarında Şimon Peres döneminde Filistinlilerle ilişkilerde yaşandı.

Gerçek bir barış politikasından yoksun, yerleşimleri genişletme yönünde bir hükümet söylemi benimseyen ve diplomasinin tüm tepe koltuklarında aşırı sağcıların oturduğu bir İsrail, uluslararası toplumda saygınlığını yitiriyor. İsrail önümüzdeki dönemde daha da yalnızlaşacak, enerjisini barış müzakerelerine yöneltmek yerine boykot tehditleriyle uğraşacak, uluslararası örgütlerde tecrit edilecek. Netanyahu, Hotovely ve Gold hükümet politikalarını anlatmak için ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar başarısız olmaya mahkûmlar. Zira bu politikalar uluslararası toplumda oluşan konsensüsün çok uzağında. Mesele 1967 sınırları değil. Mesele çağdaş Batı dünyasının benimsediği temel değerler. Demokrasiyi, insan haklarına saygıyı üstün tutan bu değerlerde işgale yer yok.

Netanyahu, İsrail’in uluslararası konumundaki bu tehlikeli gidişi yeni barış politikalarına dayalı gerçek bir milli birlik hükümeti kurarak durdurabilir. Siyonist Kamp’la ortaklaşarak kurulacak bu hükümette Siyonist Kamp lideri Isaac Herzog dışişleri bakanlığını üstlenebilir. Ancak bu seçenek şu an Başbakan’ın kafasında yok.