Ana içeriğe atla

Suriyeli muhalifleri eğitmenin bedeli ne?

Türkiye’deki askeri üslerin İD’e karşı operasyonlara açılması yönündeki pazarlıklar sürerken muhaliflerin eğitimi konusunda uzlaşı sağlandı. Yeni süreç Türkiye’nin Pakistanlaşması riskini arttırıyor.
U.S. President Barack Obama (R) meets with retired Marine Corps General John Allen in the Oval Office of the White House in Washington September 16, 2014. Obama has chosen retired Allen, who served as the top U.S. commander in Afghanistan, to coordinate international efforts to fight Islamic State militants in Iraq and Syria. Allen is named as the Special Presidential Envoy for the Global Coalition against ISIL, the acronym the administration used for the Sunni Islamist movement.    REUTERS/Gary Cameron

ABD Başkanı Barack Obama’nın özel elçisi emekli General John Allen ile yardımcısı Brett McGurk’in Ankara’da, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan’ın Washington’da eş zamanlı olarak yürüttüğü temasların ardından Türkiye’nin İslam Devleti (İD) örgütüne karşı oluşturulan koalisyonda üstleneceği rol yavaş yavaş şekillenmeye başladı.

Hava operasyonları için üslerini kullandırması konusunda görüşmeler sürerken Suriyeli ‘ılımlı’ muhaliflerin eğitimi konusunda mutabakat sağlandı.

Eğit-donat programıyla ilgili ilk açıklama Ankara’dan beklenirken Washington’dan geldi. ABD Dışişleri Sözcü Yardımcısı Marie Harf, 9 Ekim’deki açıklamasında “Türkiye Suriyeli ılımlı muhaliflerin eğitilip donatılması programına destek vermeyi kabul etti” dedi.

Muhaliflerin eğitimi konusundaki gelişme Ankara’dan da teyit edilirken İncirlik Üssü’nün kullanımıyla ilgili temkinli açıklamalar dikkat çekti. Washington Post’un Amerikalı yetkililere dayandırdığı 12 Ekim tarihli habere göre Türkiye askeri üslerini ABD öncülüğündeki koalisyona açmayı kabul etti.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan E. Rice da NBC kanalına “Türkler son birkaç gün içinde ABD ve ortaklarımızın Türk üslerini ve toprağını kullanmasına izin vereceklerini taahhüt etti” dedi. Associated Press ise ABD’li yetkililere atfen bu taahhüdün İncirlik’i de kapsadığını aktardı. Ankara Amerikalı yetkililerin açıklamalarıyla ilgili bir gün boyunca sessiz kaldı.

Obama yönetimi üsler ve muhaliflerin eğitimi konusunda müzakereleri sürdürmek üzere Ankara’ya 14 Ekim’de bir heyet gönderirken hemen öncesinde Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun makamından şu açıklama geldi: “İncirlik konusunda yeni bir mutabakat yok. Mevcut anlaşmalar çerçevesinde kullanımı devam ediyor. Talep ve beklentiler var, görüşmeler devam ediyor. Muhaliflerin eğitilmesi konusunda bir mutabakat var, ama nerede ve ne şekilde eğitileceği konunda bir netlik şu an için söz konusu değil.”

Türk medyasında çıkan haberlere göre geçen hafta Allen ve McGurk’ün Ankara’daki temaslarında İncirlik’in yanı sıra Diyarbakır, Batman veya Malatya-Erhaç’taki üslerin koalisyon güçlerine açılması talebi tartışılmıştı.

Önce Türkmenler eğitilecek

Ankara’nın işbirliğine daha açık olduğu ‘eğit-donat’ planıyla ilgili hükümetin tercihleriyle ilgili de ipuçları basına sızdı. Buna göre ilk eğitilecek 2 bin kişilik grupta Şam ve Halep civarında yaşayan Türkmenlere ağırlık verecek. MİT eğitilecek adaylarda ‘esas hedef Esad’ ve ‘güven’ kriterlerini arayacak.

Amerikalı ve Türk uzmanlarca verilecek eğitimin yeri belli olmamakla birlikte Kırşehir’in tercih edilebileceği söyleniyor.

Ankara’da yapılan teknik görüşmelere paralel olarak ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Martin Dempsey’in 13-14 Ekim’de Washington’da yaklaşık 20 ülkeden komutanların katılımıyla organize ettiği toplantının gündeminde de İncirlik Üssü vardı. Bu toplantıya Dempsey’in muhatabı Genelkurmay Başkanı Necdet Özer yerine Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Erdal Öztürk gönderildi.

Muhaliflerin eğitilmesi konusunda mesele teknik detaylara kalsa da İncirlik ile ilgili ABD’li yetkililerin dile getirdiği taahhüdün hala tartışmaya açık olduğu anlaşılıyor. Türkiye bu konuda işbirliği için ‘uçuşa yasak bölge’ ve ‘güvenli bölge’ oluşturulmasında ısrarını sürdürüyor. Zira Başbakan Ahmet Davutoğlu, 11 Ekim’de gazetecilerle sohbeti sırasında bu şartın altını bir kez daha çizdi: “Fiilen bir şekilde İncirlik'ten ortak yürüttüğümüz faaliyetler var eskiden beri Irak'a dönük olarak. Ama kapsamlı bir harekâtın zemini olarak herhangi bir ülkenin bu anlamda bir katkısı bekleniyorsa o anlamda tutumumuzu söyledik. No-fly zone ve güvenli bölgeler ilan edilmeli." 

Davutoğlu ‘Türkiye hangi seçenek üzerinde yoğunlaşıyor?’ sorusu üzerine Türkiye’nin kafasındakini şöyle anlattı: “Üç yol var. Ya uluslararası toplum kara gücü de dâhil gidecek, hep beraber. Bu istenmiyorsa ya hava gücü ile bombalanacak bununla kesinlikle zor, herkes bunu biliyor. Ya da hava gücü ile sağlanacak bir üstünlüğe dayalı olarak alanda bir başka güç hâkimiyet kuracak. Bu da ılımlı muhalefet. Yani burada IŞİD olmayacaksa rejim olacak. Rejim olursa IŞİD büyüyecek. Bunun çözümü; rejim ve IŞİD dışında Suriye halkını temsil eden ve Suriyelilerden oluşan, hiçbir yabancı savaşçı barındırmayan bir üçüncü güç çıkacak.”

Türkiye önceliği İD’le birlikte Esad’ın devrilmesine verirken ABD’nin tercihi İD’le savaşla sınırlı ve bunun değişeceğine dair ciddi bir işaret yok. Türkiye’nin muhalifleri eğitmeyi kabul etmesinin ardından ABD Dışişleri Sözcü Yardımcısı Harf, “Türkiye’nin eğiteceği ılımlı muhalefetin İD, Nusra ve Esad arasında yapacağı tehdit değerlendirmesinin bir sıralaması var mı?” sorusunu “Paylaşabileceğim bir detay yok” diyerek geçiştirdi. Daha önce ABD Dışişleri Sözcüsü Jen Psaki koalisyonun Esad güçlerini hedef alıp almayacağı sorusuna “Pozisyonumuz değişmedi. Hedef halen İD” yanıtını vermişti.

Pakistan anıştırması

İncirlik’le ilgili şartlar karşılansın ya da karşılanmasın Türkiye, 2011’den beri muhaliflerin örgütlenmesi ve silahlandırılması süreçlerinde yer aldığı Suriye krizinde kendine daha ileri bir sayfa açıyor. Türkiye eğitime Türkmenlerden başlayarak kendi yörüngesinde tutabileceği bir militan coğrafya yaratmayı umuyor. Ancak daha önce MİT’in yönlendirmesiyle Suriye’deki ‘cihat’a katılmış unsurların 2013’te muhalifler arasındaki çözülme sırasında bir kısmının İD’e bir kısmının da Nusra Cephesi’ne katıldığı gerçeğinin verdiği ders şu: Eğitilen ve donatılan unsurlar mutlak bir aidiyet garantisi sunmuyor. Ayrıca Türkiye ile farklı saikleri olan Suudi Arabistan gibi ülkeler de eğit ve donat planının parçası. Programın patronu ise her bir militana İD’den daha fazla maaş ödemek durumunda olan ABD.

Mücadele alanının Türkiye’yi her açıdan vurabilecek bir sınır bölgesinde olduğu da dikkate alındığında Türkiye’nin Pakistanlaşacağı senaryosu daha da bir ciddiyet kazanıyor.

Pakistan-Afganistan deneyimini hatırlamakta fayda var: Pakistan istihbarat servisi ISI, Suudi Arabistan ve ABD’nin desteğiyle Sovyet işgaline karşı örgütlediği Afgan mücahitler Rus ordusunun çekilmesiyle kendi aralarında iktidar savaşına tutuşmuştu. İslamabad yönetimi daha sonra Pakistan’daki medreselerde okuyan Afgan mültecileri örgütleyerek Taliban hareketini başlatmıştı. Hesapta Taliban Afganistan’daki kaosa son verecek ve Kabil’de Pakistan’ın güdümünde bir iktidar şekillenecekti. İktidarı ele geçiren Taliban şeriatın katı yorumuyla kendi yoluna gidip Pakistan’ı yüzüstü bırakırken özellikle sınır bölgelerinde devlet eliyle yıllardır beslenen cihadizm hareketi Pakistan içinde de kendi gündeminin peşine düştü. Taliban yerel unsurlarıyla bumerang gibi sahibini vurdu. ‘Pakistan Talibanı’ aradan yıllar geçtikten sonra da mezhepçi şiddetiyle İslamabad’ın en büyük kâbusu olmaya devam etti.

Suriye’de de aslında 2011’den beri ılımlı muhalefeti destekleme programları da istenen sonucu vermedi ve cihadi Selefizm palazlandı. Türkiye yanlış şeritte bir kez daha ilerlemek isterken kendi topraklarında da Suriye’deki gruplarla etkileşim içindeki fanatik Sünniler de giderek boy veriyor. Bu gidişatın 5-10 yıl sonrası Türkiye için Pakistan’ın durduğu yeri işaret ediyor. 

More from Fehim Tastekin

Recommended Articles