Ana içeriğe atla

Erdoğan nasıl sürekli kazanıyor?

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, hem ülkenin merkez sağı ile İslamcı sağını büyük bir oy bloğuna dönüştürdü, hem de bu bloğu son siyasi skandalların hükümete yönelik bir komplo olduğu konusunda ikna etmeyi başardı. İngilizce'den Türkçe'ye çevrilmiştir.
Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan casts his ballot at a polling station during the municipal elections in Istanbul March 30, 2014. Erdogan looks set to win Sunday's municipal elections that have become a crisis referendum on his 10-year rule as he tries to ward off graft allegations and stem a stream of damaging security leaks. REUTERS/Murad Sezer (TURKEY  - Tags: POLITICS ELECTIONS)   - RTR3J6X5

30 Mart yerel seçimleri Türkiye'nin güçlü Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir diğer zaferi olarak tarihe geçecek. Erdoğan'ın geçerli oyların yaklaşın yüzde 43-45'ini alması (nasıl saydığınıza göre) gerçekten büyük bir başarı. BaştaAnkara olmak üzere seçimlerdeki hile iddialarının tümü doğru olsa bile, sonuçlar, Başbakanın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) 11 yıllık iktidarın ardından halen çok destek aldığını gösteriyor.

Bu, Erdoğan'ın yolsuzluk, otoriterleşme ve bazı özgürlüklerin daraltılması gibi son siyasi skandalların ve tartışmaların ardından oy kaybedeceğini düşünenler, bilhassa da Batılı gözlemciler için şaşırtıcı olabilir. Erdoğan'ın bütün bu sorunlara rağmen nasıl hala zafer kazanabildiği merak konusu olabilir.

Yanıtı bulmak için Türkiye toplumuna ve toplumun siyasi dokusuna daha derinlemesine bakılmalı. Öncelikle belirtilmesi gerekir ki,  Türkiye'de 60'ı aşkın yıldır düzenli olarak özgür ve adil seçimler yapılmaktadır. Ve Türkiye toplumu kabaca iki eşit olmayan kesimden oluşur: Seçmenin yüzde 60-65'i “sağ”dır, geriye kalan yüzde 35-40'ı da “sol”dur. Bu bağlamda sağ, geleneklere, özellikle de Sünni İslam'a saygıya ve ekonomik kalkınmayla odaklanır. Sol ise laiklik ve "eşitlik" gibi sosyalist temaların yanı sıra İslam'ın sıra dışı bir mezhebi olan Aleviliği temsil eder. (Bu nedenle İstanbul’un İstiklal Caddesi'ndeki Alevi türkü barlarında İmam Ali'nin, Atatürk'ün ve Che Guevara'nın posterlerini yan yana görebilirsiniz.)

Sağ geleneksel olarak üç bileşenden oluşur: merkez sağ, İslamcı sağ ve milliyetçi sağ. Erdoğan'ın başarısı ilk iki bileşeni AKP çatısı altında buluşturarak, Türkiye tarihindeki en geniş seçmen bloğunu yaratmaktı. (Milliyetçi sağ halen ayrı bir çizgi olarak yaşıyor ve 30 Mart'ta yurt çapında oyların yaklaşık yüzde 15'ini alan Milliyetçi Hareket Partisi tarafından temsil ediliyor.) Erdoğan'ın ekonomik kalkınmaya ilişkin büyük başarıları, yani iktidarı sırasında inşa edilen bütün o kara yolları, gökdelenler, alış-veriş merkezleri ve hastaneler, merkez sağın alameti farikalarıdır. Başbakanın İslami söylemi ve İslami simgeleri kullanması da İslamcı sağın kalbini kazanmakta.

Dolayısıyla, kabaca Türkiye'deki seçmenlerin yarısına tekabül eden merkez sağ ve İslamcı seçmenin mevcut rakipler dahilinde Erdoğan'ı bırakmak için bir nedeni yok. Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) iki nedenle tercih edilmiyor: CHP ekonomi ve kamu hizmetleri konusunda AKP'yle kıyaslandığında çok yetersiz görünüyor. Ayrıca, CHP, geçmişte dindar muhafazakarları baskı altına alan ve küçük gören, örneğin başörtüsü yasaklayan, aşırı laik yaklaşımları nedeniyle sağ seçmen nezdinde halen sevilmeyen bir parti.

Pekiyi Erdoğan'ı yıpratan yolsuzluk iddialarına ne oldu? İlk olarak, ister inanın ister inanmayın, Türkiyeli bir kamuoyu araştırma şirketinin yaptığı araştırmaya göre "yolsuzluk iddiaları yerel seçimleri etkilemedi". Bunun bir nedeni, ortalama seçmenin her hükümetin yolsuzluk yaptığına ve iddialar doğruysa bile en fazla AKP'nin de bunun bir istisnası olmadığına inanması. (Bunun amiyane ifadesi, taksicilerden duyabileceğiniz "çalıyor ama çalışıyor"cümlesi.) İkincisi de çoğu dindar muhafazakar, yolsuzluk gibi görünen şeyin aslında İslami vakıfların ve hayır kurumlarının desteklenmesi gibi "haklı bir dava" uğruna yapılan gayri resmi bir bağış sistemi olduğunu düşünüyor.

Dahası, çoğu Erdoğan taraftarının tam da son skandallar nedeniyle Başbakana biraz daha bağlandığını söylemek mümkün. İnternete düzenli olarak sızdırılan telefon görüşmesi kayıtlarına dayanan iddialar, sadece "paralel devlet" tarafından hükümete karşı düzenlenen bir komplonun varlığını kanıtlamaya yaradı. Benzer  bir şekilde, Erdoğan'ın Twitter ve YouTube yasakları da liberaller ve Batı tarafından özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak kınansa da, Başbakan taraftarı cenahta "hain" kampanyalara karşı meşru bir önlem olarak görüldü.

Son mesele bizi Türkiye'nin en güçlü İslami cemaatine, yani Erdoğan’ın "paralel devletin" kurucusu ve Türkiye'yi zayıflatmak isteyen "dış güçlerin" piyonu olarak tel'in ettiği Gülen hareketine getiriyor. "Paralel devlet" iddiaları ister doğru olsun ister olmasın, Erdoğan'ın eskiden yakın müttefiki olan Gülen hareketinin bu seçimlerde AKP'ye muhalefeti, CHP'yi destekleyecek kadar ileri boyutlara vardırdığı bir gerçektir. Bu ise çoğu muhafazakar için kabul edilmez bir tutumdur. Dolayısıyla, hareketin kendisini diğer İslami kesimlerden uzaklaştırarak Erdoğan'ın gazabına uğradığını söyleyebiliriz. Şimdi, bu gerilimin nasıl seyredeceği ve Erdoğan'ın söz verdiği "paralel devlet" operasyonlarının ne denli kapsayıcı olacağı merak konusu.

Seçimlerin hayati derecede önemli sonuçlarından biri de Erdoğan'ın 10 Ağustos'ta yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanma şansını artırması. Aslında, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı henüz net değil, belki de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün adaylığını destekleyerek, Başbakanlığa devam edebilir. Ancak son seçim sonuçları, Erdoğan'a Cumhurbaşkanlığı seçimlerini salt çoğunluğu ilk turda sağlayarak kazanabileceği sinyalini verdi. Zira mevcut yüzde 45'lik oy oranına şu an siyasi bir ittifak içinde göründüğü Kürt milliyetçilerinin desteği eklenirse salt çoğunluğa ulaşabilir.

Hülasa, Erdoğan sandıkta kazanmayı sürdürüyor, yakın bir gelecekte de kaybedecekmiş gibi görünmüyor. Ve bu zaferler Erdoğan destekçisi cenahı mutlu ve coşkulu kılarken, geri kalanları, yani neredeyse toplumun diğer yarısını, çaresiz, öfkeli ve dargın hissettiriyor. İşte bu nedenle, Türkiye'yi istikrarsızlık olmasa bile daha büyük bir kutuplaşma bekliyor, tabii eğer Erdoğan ulusal bir uzlaşı sağlamak adına muhaliflerinin kalplerini ve zihinlerini kazanmak için adımlar atmazsa...

More from Mustafa Akyol

Recommended Articles