Ana içeriğe atla

Mısır devrimine ihanet eden kim?

Mısırlı aktivistler, ülkedeki dertlerin sorumlusunu bulmaya çalışırken devrimi ve ülkeyi tekrar rayına oturtmanın yollarını düşünüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A woman shields her face from tear gas during clashes between students, who are supporters of the Muslim Brotherhood and ousted President Mohamed Mursi, and riot police in Cairo University at Kasr El Aini street in downtown Cairo April 9, 2014. REUTERS/Amr Abdallah Dalsh (EGYPT - Tags: POLITICS CIVIL UNREST EDUCATION) - RTR3KL3Q

Yetmiş altı yaşındaki aktivist Şahende Maklad, birkaç gün önce hasta yatağından kalkıp Avukatlar Birliği’ne gitti ve noter huzurunda Mareşal Abdül Fettah El Sisi’nin cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleyen bir beyanname imzaladı. Adaylar, Mısır kanunlarına göre bu beyannamelerden en az 25 bin toplamalı. Topladıkları beyannameler de 27 vilayetin en az 15’inde, asgari biner tane olmalı.

Sisi’ye destek verdiği ortaya çıkar çıkmaz Maklad, sosyal medyada acımasız saldırıların hedefi oldu. Kimi aktivistler Maklad’ı fazlasıyla eğilmekle suçladı ve Maklad’ın bir ömür süren mücadelesine çamur attı. Maklad, saldırılara cevaben, elitist aktivistlerin “şehit kanıyla” yıkanmış bayrakları bencilce kendi çıkarları için kullandığını, ama sokağa çıkıp Mısır halkının arasında duramadığını söyledi.

Maklad, ilerleyen yaşına rağmen inandıkları için mücadele etmeye devam ediyor. Ocakta polisin tutuklulara uyguladığı işkence ve kötü muameleyi kınayarak İçişleri Bakanı Muhammed İbrahim’in görevden alınması istedi. Geçtiğimiz hafta ise gösteri kanununu ihlal suçundan üçer yıl hapis cezası alan aktivistler Ahmed Duma ve Ahmed Mahir’in serbest bırakılması için cumhurbaşkanlığı sarayı önünde kadınların düzenlediği oturma eylemine destek verdi.

Maklad, ara hükümetin kimi uygulamalarını eleştirse de kendi cenahından ayrılma cesareti gösterip geçen yılın sonlarında Mısır halkının çoğunluğunun yeni cumhurbaşkanı olarak Sisi’yi görmek istediğini söyledi. Sonra kendisi de mahkûm oldu, ama yine de kadim dostu solcu muhalif Hamdin Sabahi’yi değil, Sisi’yi destekleme kararı aldı.

Maklad, büyük beğeni toplayan “Dört Mısırlı Kadın” isimli 1997 Kanada yapımı belgeselde arkadaşları Vedad Mitri, Safinaz Kazım ve Emine Raşid ile birlikte yer almıştı. Mursi döneminde ise Şahende’nin 5 Aralık 2012’de cumhurbaşkanlığı sarayı önündeki görüntüsü hafızlara kazındı. Mursi’nin yakın çalışma arkadaşı olan bir Müslüman Kardeşler liderinin – veya eşkıyasının – Şahende’nin ağzını eliyle kapatarak susturması, birçok Mısırlıyı rahatsız etmiş ve binlerce insan sırf bu fotoğraftan etkilenip sokaklara dökülmüştü. New York Times gazetesinde The Lede isimli bloğu yazan Robert Mackey, bu görüntü için şu başlığı atmıştı: “Mısır’daki kültür çatışması tek bir karede gözler önüne serildi.”

Mısır’da ezelden beri bir kahraman ve devrim sembolü olarak görülen Maklad, ülkenin yakın dönemdeki neredeyse tüm muhalif hareketlerin kuruluşunda yer aldı. Bunların arasında Kifaya, Değişim İçin Ulusal Birlik, Değişim İçin Mısırlı Kadınlar gibi örgütler yer alıyor ve liste sayfalarca uzayıp gidiyor. Radwan Adam’ın ocak devriminden bir yıl sonra şubat 2012’de yazdığı makalenin başlığında dediği gibi Maklad’ın hayatına “Tahrir yolunda bir ömür” denebilir. Adam, makalesinde şu ilginç olaya da değiniyor: Cemal Abdül Nasır’la Mısır’ı gezen Che Guevara, Kamşiş’ten geçerken, köydeki arkadaşlarıyla birlikte feodaliteye başkaldırma cesareti gösteren ve bu mücadelede kocasını kaybeden genç Maklad’ı selamlayıp elini sıkıyor.

Maklad o günden bu yana yoksul çiftçilerin hakları için mücadele ediyor. Maklad’ın ocak 2011 devriminden birkaç ay önce kurduğu “çiftçiler birliğinin” açılışına ben de davetliydim. O, birçok insan için adeta bir kahraman. Bu, onun hatasız olduğu anlamına gelmez. Ama onun devrimi sattığını ima etmek, bilgisizlik ve sahte bir ahlak üstünlüğünü yansıtan oldukça aptalca bir düşünce.

Maklad, kendinden menkul birkaç koyu aktivistin başını çektiği seçkin “devrimciler kulübü”nden dışlanan tek aktivist değil. Ateşli devrimcilerin nezdinde bu kulüpten kovulanların listesi epey uzun ve ister inanın ister inanmayın şu isimleri de içeriyor: Değişim İçin Ulusal Birlik ve Kifaya’nın eski başkanı Abdül Celil Mustafa, Hüsnü Mübarek döneminde baskıya uğrayıp yargılanan tanınmış gazeteci İbrahim Eysa, neredeyse her önemli başkaldırı ve gösterinin simgesel öncülerinden Kemal Halil, 1960’lardan bu yana her yönetimden baskı gören devrimci şair Ahmed Fuad Necmi, Komünist hareketin öncülerinden Salah Adli ve Değişim İçin Ulusal Birlik ile Mısır Sosyalist Partisi’nin başkanı Bahaddin Şaban.

Birçok aktivist ve devrimci, kamuoyundaki havanın afili söylemlerinin aleyhine dönmesinden büyük düş kırıklığı ve hüsran yaşıyor. Bu yalnızlaşma ve yabancılaşma duygusu, Twitter aktivisti Şokeir’in umutsuzluk, terk edilmişlik ve inanç kaybını yansıtan şu kısa mesajıyla anlatılabilir: “Artık kimseyi beklemeyin.” Zira umutsuzluk, inanç kaybı ve yalnızlığın can yakıcı acısını dengeleyebilen tek şey, artık kimseden büyük bir beklentin, hatta hiçbir beklentin kalmadığı zaman bir daha hayal kırıklığına da uğramayacağını bilmenin huzuruyla gelen o hüzünlü rahatlama duygusudur.

Yaşanan her şey boşuna mıydı? Şehitlerin kanı, o büyük demokrasi, haysiyet ve sosyal adalet umutları ne oldu? Otuz yıllık Mübarek devrini sona erdiren 18 günlük ayaklanmaya ve akabindeki sayısız gösteriye katılanlar başta olmak üzere Mısırlı gençler bugün kendilerini sorgularken, ortada kulakları tırmalayan bir sessizlik var. Kimisi, vurularak hayatını kaybeden şehitlerin onurlu ve şanlı ölümüne gıpta ediyor. Zira şehitler, geriye kalan devrimcileri, kamera ve mikrofonların yokluğunda, yitip giden medya ilgisinin geriye bıraktığı can yakıcı boşlukta, sessizliğin kılıcından ölmeye terk etti.

Devrimcilerden “akıllı” ve hesapçı olmalarını istemek, haksızlık olur. Bu, devrimin doğasına aykırı. Hem pragmatik ve sağduyulu olup hem bağrını açarak zırhlı araçlarla güvenlik güçlerinin karşısına çıkılmaz. Peki, tüm mesele sadece genç, coşkulu ve idealist olmak mı? Mesele, kollarınızda kanlar içinde son nefesini veren yaralı arkadaşların sönen gözlerine bakarak verilen sözler mi? Bana kalırsa, birçok kişi için mesele bu. Aynen.

Başka bazı kişiler için ise asıl mesele, ayrıcalıklı bir kulüple özdeşleşmek ve bu kulübün, kimi üyeler devrime ihanet suçlamasıyla atıldıkça daha da ayrıcalıklı hâle gelmesi. Öyle ki mesele, canavar bir kolektif ego da olabilir ve bu ego, bir zamanlar mücadelenin sembolü ve büyük kahraman olarak görülenlerin ezilmesiyle besleniyor olabilir. Diğer herkes ihanetten suçlu bulununca muhtemelen kendinizi ahlaken üstün hissedersiniz.

Başta her şey kolaydı. Mübarek rejiminin üst düzey yöneticileri kötülenip karalanıyordu. Sonra bu yafta, Ulusal Demokratik Parti’ye üye olmuş olan herkesi kapsar oldu. Sonra kapsam daha da genişleyerek Mübarek rejimiyle alakalı herhangi bir kişiyle bağı olan, hatta el sıkışmış olan herkese uzandı. Sonra, 2012 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ahmed Şefik veya Amr Musa’ya oy verenler de buna dâhil oldu. Canavarı sürekli beslemek gerektiği için sonunda taze et, aktivistlerin kendi içinden bulunacak ve geriye sadece o ayrıcalıklı kulüpte yer alan bir avuç devrimci kalacak. Öyle ki bu kişiler, gerçek devrimciler ve şunlar bunlar şeklinde kendi aralarında dahi gizlice daha küçük gruplara ayrılıyor. En nihayetinde de Basın Birliği’nin dibinde birkaç kişi kalacak ve olmayan kameraları görmezden gelme yeteneklerine hayran olurken zihinlerde kendi fotoğraflarını çekecek.

Mısırlılara özgü bir ünlem şekli vardır: Ön dişlerden gelen ve sıkıca kapalı dudaklar arasından ancak duyulan bir ses çıkarılır. Bu, büyük bir üzüntü veya tiksinti ifade eden, ince bir ünlemdir. Birçok aktivist, devrime ihanet edip şehitlerin kanını satanları birbirine anlatırken bu sesi çıkarır. İnsan düşünmeden edemiyor: Devrimi aslında kim sattı?

More from Wael Nawara