Ana içeriğe atla

İsrail güvenlik yetkilileri İran’daki değişimi kabul ediyor

İsrail’in İran’a karşı askeri seçenekleri masada tutmasına karşın, İsrail savunma yetkilileri özel sohbetlerde İran’ın “tarihi” bir değişimden geçtiğini teslim ediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Iran's Foreign Minister Mohammad Javad Zarif attends the annual Munich Security Conference February 2, 2014. REUTERS/Lukas Barth (GERMANY - Tags: POLITICS) - RTX184O6

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in 3 Şubat’ta bir Alman televizyonunda sarf ettiği sözler, İsrail’de şaşkınlık yarattı. Zarif, İsrail’le Filistinliler arasında varılacak olası bir anlaşmayı kastederek şöyle konuştu: “Eğer çözüm Filistinlileri memnun ediyorsa Filistin’den başka kimse bunun hayata geçmesine engel olamaz.” Zarif’in açıklaması ilk başta İran’ın İsrail’i tanıyabileceği anlamında yanlış tercüme edildi. Ancak düzeltilmiş hâli bile İran devriminden bu yana bir İranlı yetkilinin ağzından çıkan en ılımlı açıklama. Zira Tahran, İsrail’i adı ağza alınmayacak bir düşman olarak görüp “Büyük Şeytan” Amerika’nın yanındaki “Küçük Şeytan” olarak adlandırıyor, birkaç haftada bir de İsrail’in ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyor.

Zarif’in sözleri İsrail medyası ve kamuoyunu şaşırtmış olsa da ülkenin karar vericilileri için sürpriz olmadı. Geçtiğimiz günlerde üst düzey bir İsrail askeri yetkilisi kapalı bir toplantıda Al-Monitor’a “İran’da muazzam gelişmelerin yaşandığını” ifade etmişti. Tecrübeli bir savunma yetkilisi ise daha da ileriye giderek İran’daki gelişmeleri “tarihi” olarak nitelemişti.

İsrail savunma teşkilatı, yüksek nitelikli istihbarat kullanarak İran’ı yakından izliyor, arka plan bilgileri, mevcut koşulları ve tarihi hesaba katarak ülkeyi eski bir tanıdıkmış gibi irdeliyor. İsrail Savunma Kuvvetleri, ordunun İstihbarat Başkanlığı, Mossad veya Savunma Bakanlığı’nda henüz kimse sokağa çıkıp kutlama yapmayı planlamıyor. Ancak Tahran’daki manzara ve oradan gelen sesler, savunma yetkililerinde büyük umutlar doğuruyor. Yetkililer, orada “gerçek bir şeylerin” olduğunu, bunların numara olmadığını söylüyor. Yönünü bulmaya çalışan İran, görmeye alışık olmadığımız biçimde düşünüp taşınıyor, çabalar sarf ediyor.

İsrail’in resmi ve diplomatik tutumları bu makalenin konusu değil. Başbakan Benjamin Netanyahu uyarılar yapıp alarm vermeye devam ediyor. İran’la küresel güçler, İran’ın nükleer programı üzerinde nihai bir anlaşmaya varana dek de böyle davranmaya devam edecek. Bu, onun tarihsel misyonu. Tüm sözler söylenip her şey bittiği zaman, İran nükleer eşik devleti olarak konumunu mu sağlamlaştırmış olacak yoksa bu hayalinden vazgeçmiş mi olacak? Bunu ancak varılan anlaşmanın yapısı ve titizliği belirleyecek. İsrail savunma yetkililerinin nasıl bir netice öngördüğü bugüne dek havada kalan bir soruydu. İsrail savunma teşkilatının tepe yetkilileriyle son haftalarda yapılan bir dizi görüşme, ne düşündüklerine dair aşağıdaki tabloyu ortaya çıkarıyor.

Yetkililer, İran’ın nükleer iddiasından kesinlikle vazgeçmediğini belirtiyor. İran için nükleer yeteneğe ulaşmak, rejimi ayakta tutma, rejimi alaşağı edebilecek dış müdahaleleri önleme açısından kritik öneme sahip. Nükleer bomba Ayetullahların sigorta poliçesi gibi. Dolayısıyla burada değişen şey, bomba yapma sürecinin hızı ve stratejisi. İran, başka alternatif ve seçeneklere bakmak, yörüngesini yeniden hesaplamak için bir mola alıyor. Tüm bunlar, İran’a nükleer programını sürdürdüğü takdirde ne gibi bedeller ödeyeceğini gösteren son derece etkili uluslararası bir kampanyanın neticesinde oluyor.

İsrail, yaptırımların etkili olacağına pek inanmamıştı. Ancak, bir savunma yetkilisine göre şimdi şu ortaya çıkmış oluyor: “Uluslararası toplum, ABD’nin de yönlendirmesiyle kararlılık ve sebat sergileyip İran’a baskı uyguladığı zaman mesaj alınıyor. İran’ın bağışıklığı yok.”

Kimi İsrail savunma yetkililerine göre İran şunu idrak etti ki hem dikine dikine gidip hem nükleer programını aynı hızda sürdüremez. Tahran bir noktada, nükleer bombanın iyi bir sigorta poliçesi olmayacağını, dahası kendi çöküşünü de getirebileceğini kavradı.

İsrail’deki değerlendirmelere göre bu kavrayış, 2009’daki Yeşil Hareket zamanında oluşmaya başladı. Devamında da Arap Baharı, Orta Doğu’nun dört bir yanındaki rejim ve despotları yıldırım hızıyla domino gibi peş peşe devirince bu kavrayış İran’daki yöneticilerin zihnine iyice sirayet etti. Üst düzey bir İsrail askeri yetkilisinin deyimiyle, İranlılar aniden “sokak” denen olguyu idrak etti ve bunun kendi ülkeleri için de geçerli olduğunu kavradı. Doğrusu Besic milis güçleri, 2009’daki isyanı öldürücü bir demir yumrukla bastırmak üzere seferber edildi, ama hiçbir şeyin sonsuza dek sürmeyeceği kaygısı İran’da yayılmaya başladı.

İsrailli yetkililere göre Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney, kitleleri hesaba katması gerektiğini anlayınca işler değişmeye başladı. Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanlığı adaylığına izin verilmesi, bu yolda kimsenin ona engel olmaması ve hatta belki de adaylığa teşvik edilmesi hep bu kavrayışa bağlanıyor. Bir önceki seçimlerde rejim, sürece yoğun bir şekilde müdahale etmiş, seçim sonuçlarını tahrif ederek halkın ve Batı’nın farklı arzularına rağmen ülkeye ikinci bir Mahmud Ahmedinejad dönemini dayatmıştı. İşler artık çok farklı.

Bir İsrail savunma yetkilisinin yorumuna göre Ruhani, Hamaney’in cumhurbaşkanı koltuğu için içine sindirebildiği en güçlü reformcu isimdi. Ruhani’nin İran Devrimi’nin bir parçası ve ürünü olduğu doğru, ama o günden bu yana çok şey değişti. Ruhani ile Ahmedinejad arasında dağlar kadar fark var. Kapalı kapılar ardında Ruhani’yi merhum İsrail Başbakanı Menahem Begin’e benzetenler var. Likud kökenli ilk başbakan olan Begin, bir Arap ülkesiyle barış anlaşması imzalayan ilk İsrailli lider olmuş, Sina Yarımadası’nı milimine kadar Mısır’a geri vermişti. Ruhani, Begin gibi olacak mı? İran’ı nükleer maceradan kurtarıp İslamcı terörün körüklenmesine son verecek mi? İran’ı uluslararası yalnızlıktan, ekonomik krizden ve sıkıştığı köşeden çıkaracak mı? Bunu ancak zaman gösterecek.

Ya da belki böyle olmayacak. Bir diğer İsrail askeri yetkilisi, oyun daha bitmedi, diyor. Oyun daha yeni başlıyor. Bir oyunun oynanıyor olması bile bizi şaşırtıyor. Ancak bu duruma ne kadar çabuk alışıp heyecanımızı geride bırakırsak, bizim için o kadar iyi olur. Zira henüz sonuç alınmış değil. Bu yetkili hiç tereddütsüz şuna inanıyor ki uluslararası toplum İran üzerindeki baskıyı sürdürürse, gevşemeden ve duraksamadan hareket ederse, doğruyu yanlıştan gerçeği yalandan ayırt edebilirse işte o zaman İran’la varılacak anlaşma dünyaya yeterli zaman tanıyabilir, İran’ın kısa sürede bir nükleer bomba patlatamayacağını garanti edebilir. İran, bomba yapımına en az 18 ay ila 3 yıl arasında bir güvenlik mesafesinde tutulmalı. Bu başarılabilirse işte o zaman derin bir nefes alabiliriz.

Bunun nasıl başarılabileceği sorusuna karşılık aynı yetkili, Amerika’nın Amerika olduğunu unutmaması gerektiğini söyledi. ABD’nin hedefi, ne pahasına olursa olsun bir anlaşmaya varmak olmamalı. İran, müzakereleri rayından çıkardığı takdirde büyük bir bedel ödeyeceğine ikna olmalı. Böyle bir durumda İran, yaptırımların derhal ve daha da geniş kapsamda tekrar uygulamaya konacağını, askeri seçeneğin somut ve inandırıcı bir şekilde masada olacağını bilmeli.

Son olarak İsrail’in askeri seçeneği sorulduğunda, aynı yetkili bu seçeneğin tüm canlılığını koruduğunu teyit etti. Fazlasıyla uğraş, para, yaratıcılık ve sebat bu seçeneğe yatırılmış durumda. İran nükleer bomba peşinde koşmaya devam ederse İsrail’in elinde bu seçeneğin olması önemli. İsrail bu seçeneğe gerçekten de sahip. Öte yandan, diyor bu yetkili, savaşın önüne geçilirse bu bizi ancak memnun eder. Bir zamanlar savaş çıktığında iki ordu karşı karşıya gelip çarpışır ve sonra da evlerine dönerdi. Siviller tehlikeye maruz kalmazdı. Günümüzde ise savaş demek herkesin işin içinde olması demek. Kayıplar yıkıcı boyutlarda olur ve hiç kimse gerçekten zafer kazanamaz. Böyle bir durumun önüne geçmek an itibariyle mümkün görünüyor.

More from Ben Caspit

Recommended Articles