İsrail'in Nabzı

Suriye’deki İran varlığına karşı İsrail-Rusya-ABD mutabakatı

By
p
Article Summary
İsrail, Rusya ve ABD’nin ulusal güvenlik danışmanları Kudüs’te yaptıkları üçlü toplantıda Suriye’de savaş sona erdikten sonra İran askeri varlığının kısıtlanması konusunda mutabık kaldılar. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Kudüs’te 25 Haziran’da yapılan üçlü zirveden bir görüntü bin kelimeye bedel. Fotoğrafta İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun sağında ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Meir Ben-Şabbat, solunda da Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev var. Ağzı kulaklarında olan Netanyahu, kollarını çapraz tutarak sağ eliyle Patruşev’in elini, sol eliyle de Bolton’un elini sıkıyor. Bolton’un gülüşünden de memnuniyet okunuyor. Ben-Şabbat ise orada olduğuna inanamıyormuş gibi görünüyor. Bir tek Patruşev’in yüz ifadesi bir eğlenceye gönülsüz katılan biri gibi biraz soğuk ve düşünceli. 

Diplomasi jargonunda “Olayın önemi bizatihi gerçekleşmiş olmasından kaynaklanıyor” diye eski bir deyim vardır. Bu ifade Kudüs’teki tarihi zirve bakımından fazlasıyla geçerli. Öte yandan toplantının asıl manşetini, İran’a karşı Bolton’un teşvikiyle kızışmış olan ABD-İsrail taarruzunu katı bir ifadeyle tenkit eden Patruşev verdi. 

Rus yetkili basına şu açıklamayı yaptı: “Tahran’ı küresel güvenliğe yönelik başlıca tehdit gibi gösterme, onu IŞİD gibi terörist gruplarla aynı kefeye koyma gayretleri kabul edilemez. İran Suriye’de terörle mücadeleye büyük katkılar yapıyor, istikrarın sağlanmasına yardımcı oluyor.”

Suriye’de İran askeri hedeflerine yönelik İsrail hava saldırılarının olumlu karşılanamayacağını belirten Patruşev, Rusya ve İran’ın terörle ortak mücadele ettiğini vurgulayarak, “Aramızda, birbirimizi etkilemenin, birbirimizi dinlemenin yolları var, (…) şiddetle değil diyalog yoluyla” dedi. Bu da yetmezmiş gibi Patruşev, İran tarafından geçen hafta düşürülen ABD insansız hava aracının İran hava sahasına girdiğine dair bilgi sahibi olduklarını belirtti. Başka bir deyişle, aracın haklı bir gerekçeyle düşürüldüğünü söylemiş oldu.

Medyanın olmadığı toplantı salonunda ise işler çok daha iyi gitti. Rusya, ABD ve İsrail’in pozisyonları, kamuoyundaki açıklamaların yarattığı izlenimin aksine oldukça yakın. Suriye’ye hemen yarın barış gelmez elbette ama anlaşılan o ki üç ülkenin stratejik menfaatleri pek çok açıdan örtüşüyor ya da en azından uyumlu görünüyor. Zirve için en hevesli taraf Ruslardı. Çünkü Rusya artık Suriye’de kan dökmeye, para harcamaya son verip mükafatları toplamak istiyor ve bunun için ABD ile İsrail’in yardımına ihtiyaç duyuyor.

Üst düzey bir İsrail güvenlik yetkilisi kimliğinin saklı kalması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Ruslar adeta bukalemun gibiler. Onları hangi ortama koyarsanız koyun renk değiştiriyor ve çevrelerine intibak ediyorlar. Her türlü koşulda en yakın menfaatlerini ya da ortak paydayı belirliyor ve ona yöneliyorlar. Şu anki durum da öyle. Suriye hamlesini tamamlamak için Trump’a ihtiyaçları var. Amerikan yaptırımlarının gevşetilmesini çok istiyorlar. Ayrıca (Suriye’deki) yangının yeniden alevlenmemesi için İsrail’le koordinasyon ve anlayış birliğine ihtiyaçları var. Dolayısıyla buraya ciddi bir niyetle geldiler.”

Genel anlamda, tarafların mutabık kaldığı hususlar daha önce kararlaştırılan hususlardan ibaretti ama bu kez daha güçlü vurgular yapıldı. Özetleyecek olursak, savaş sona erer ermez Suriye’de İran güçleri dahil “yabancı güçlere” yer olmayacak. Ruslar İran’ın Suriye’ye yerleşmesini olabildiğince engelleyecek, İranlı güçler ile Şii milisleri İsrail kontrolündeki Golan sınırının 80-100 kilometre uzağında tutmak için ellerinden geleni yapacaklar. Kara ve hava yoluyla silah kaçırılmasını dizginlemek için her türlü çaba sarf edilecek. 

İsrail, hava saldırılarını sonlandırma taahhüdünde bulunmadı ama Ruslara, sadece “yakın bir tehdidi ortadan kaldırmak” için başka bir yol kalmazsa harekete geçileceği söylendi. Golan’ın Suriye kontrolündeki kısmında son günlerde en az iki saldırı İsrail’e atfedildi. İran ve Hizbullah burada İsrail ordusuna karşı ikinci bir cephenin altyapısını oluşturmaya çalışıyorlar. İsrail tarafı, Bolton’un da desteğiyle, bedeli ne olursa olsun buna izin vermeyeceğini söylüyor.

Rus tarafı Suriye’de dökülen kanın son bulması için ABD desteğinin kritik olduğunu ifade etti. Aksi yöndeki algıya rağmen cihatçılara karşı mücadele, Suriye ordusunun kesin zafere ulaşamadığı İdlib vilayeti başta olmak üzere devam ediyor. Rusların arzusu, ABD’nin asker bulundurduğu son iki bölgeden de çekilmesi. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı üzerine 2014’te devreye sokulan ABD yaptırımlarının gevşetilmesi de Rusları memnun eder.

Perde arkasında asıl “sıcak” konu ABD-İran gerilimi oldu. İsrailli bir güvenlik kaynağına göre “Zirvenin ardından Moskova’dan Tahran’a acil bazı mesajların gideceğine şüphe yok. Patruşev Kudüs’e gelmeden önce üst düzey İranlı yetkililerle görüşmüştü, dönüşte de muhtemelen aynı şeyi yapacaktır.”

Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “Ruslar Körfez’deki gerilimde ‘sorumlu yetişkin’ rolünü oynamaya oldukça hevesli. Patruşev’in açıklaması, İran’a açıktan destek vermesi, sükuneti sağlamaya ve arabuluculuğa imkan verecek şekilde Moskova’yla Tahran arasında güvenin artırılmasını amaçlıyor.”

İsrail’in eski ulusal güvenlik danışmanlarından Tümgeneral Giora Eyland Al-Monitor’a 2006’da Moskova’ya acil bir ziyaret yaptığını aktardı. Üst düzey bir İranlı güvenlik yetkilisinin Moskova yolunda olduğunun öğrenilmesi üzerine dönemin Başbakanı Ehud Olmert Eyland’ı hemen Moskova’ya göndermiş. Olmert Ruslar üzerinden İran’a bir mesaj göndermek istemiş ve bunu başarmış. 

İsrail ordusundan kıdemli bir subaya göre şu anda da benzer bir durum yaşanıyor olabilir. Adının saklı kalmasını isteyen subay Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Körfez’de suların kaynadığı ve bunun bir savaşa dönüşmesini kimsenin istemediği şu ortamda aynı şeyin olması gayet akla yatkın. Halihazırda tüm tarafların kabul edebileceği arabulucu eksikliği var. Putin bu boşluğu doldurmaya çalışıyor olabilir.”

Bolton Kudüs’teyken müzakere seçeneğine işaret ederek “İran’ın yapması gereken tek şey açık olan bu kapıdan girmesidir” demişti. Al-Monitor’a konuşan kıdemli bir İsrail güvenlik yetkilisi ise “Amerikalılar açısından Başkan Trump’ın (İran’a yönelik) askeri saldırıyı son anda durdurması bir iyi niyet jestiydi. Sıra şimdi İran’da” dedi.

Peki, İranlılar da aynı fikirde mi? Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin 25 Haziran’daki açıklamasında Beyaz Saray için “zihinsel engelli” demesine bakılırsa cevabın “hayır” olması muhtemel.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Ben Caspit, Al-Monitor’un İsrail’in Nabzı bölümünde köşe yazarıdır. İsrail basınının kıdemli köşe yazarı ve siyasi yorumcularından olan Caspit, ülkenin siyasi gündemine ilişkin günlük bir radyo programı ve düzenli televizyon programları yapmaktadır. Twitter hesabı: @BenCaspit

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept