Suriye: ABD-Rusya ilerlemesinde Türkiye oyunbozan olabilir

By
p
Article Summary
Suriye Kürtleri ile ilgili kaygılar Türkiye’yi Şam ve Tahran’la ortak zemin bulmaya yöneltebilir. BMMYK Suriyeli sığınmacılar arasında “spontane dönüş” eğilimine dikkat çekiyor. Türkiye’de kadim bir Hristiyan topluluk olan Süryanilere ait mülklere el konuldu. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Türkiye-İran ilişkilerinde yakınlaşma zemini

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 7 Temmuz’da Başkan Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşmesi hakkında basına bilgi verirken şöyle dedi: “Suriye’nin istikrarlı, birliğini koruyan bir ülke olması ve nihayetinde müstakbel yönetim dâhil Suriye’nin geleceğine ilişkin siyasi görüşmeleri kolaylaştırmak bakımından Rusya’nın bizimle aynı menfaatlere sahip olduğunu düşünüyorum.” Bu sözler oldukça geniş bir anlayış birliğine işaret ediyordu.

Suriye’de ABD’yle Rusya arasında anlayış birliğinin oluşmaya başlaması siyasi çözüm istikametinde olumlu bir adım olabilir. Bu aynı zamanda Türkiye’yi Suriye ve İran’a yakınlaştıracak, Moskova’nın bölgesel oyuncular üzerindeki nüfuzunu sınayacak yeni bir hizalanmaya da yol açabilir.

Muhtemeldir ki Trump-Putin zirvesi Şam, Tahran ve Ankara’da soru işaretlerini gidermekten çok yeni soru işaretlerine yol açtı. “Müstakbel yönetim” bahsi Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın hoşuna gitmiş olamaz. Zira bu en azından ABD’nin söyleminde Esad’ın gitmesi anlamına geliyor. İran’a gelince böyle bir konunun görüşüldüğüne dair henüz herhangi bir işaret olmasa da Moskova’nın İran’a baskı uygulama konusunda Washington’dan muhtemelen yaptırım kaldırma karşılığında gelecek teklifleri değerlendirmesi İran yönetimini kaygılandıran bir ihtimal olabilir.

Ancak Tahran ve Şam’ın sıkışması ihtimali bir yana Ankara oyunbozanlığa hazırlanıyor olabilir. Metin Gürcan, Fırat’ın doğusunda ABD’yi Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile iş birliğinden vazgeçiremeyen Ankara’nın dikkatini Fırat’ın batısına, özellikle de YPG kontrolündeki Afrin kantonuna ve “ağırlıkla Türkiye destekli çeşitli grupların kontrolünde olan” İdlib’e çevirdiğini yazıyor.

Türkiye’nin Suriye’deki birinci hedefi YPG’nin ilerleyişini durdurmak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD’nin bu konuda güvenilir bir ortak olabileceği inancını yitirmiş durumda. Gürcan’a göre “Ankara hiç kuşkusuz kuzey Suriye’de Moskova’yla çalışmanın ABD’yle çalışmaktan daha kolay olduğunu düşünüyor.” Bu doğru bir tespit olmakla birlikte Rusya’nın YPG’yi Türkiye’nin istediği şekilde sıkıştırmak isteyip istemeyeceği, istese bile bunu yapma kapasitesine sahip olup olmadığı Erdoğan’ı düşündüren bir soru olmalı. ABD-Rusya ilişkilerinin ısınması hâlinde bu soru daha da geçerli hâle gelir.

Suriye politikasını gözden geçirmeye başlayan Türkiye Rusya ve İran’la birlikte Astana sürecinin asli ortaklarından. Kürt özerkliğinin engellenmesi de Suriye, İran ve Türkiye için ortak bir menfaat oluşturuyor. Benzer şekilde Türkiye, İran ve Bağdat yönetimi Irak Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlık referandumuna karşı çıkıyor. Ayrıca Fazel Hawramy’nin de aktardığı gibi İran’da 7 Haziran terör saldırılarını gerçekleştiren İslam Devleti militanlarının Kürt kökenli olması Kürt ayrılıkçılığına ilişkin kaygıları daha da artırmış durumda.

Bu arada Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri öncülüğünde Katar’ı hedef alan kavga da Türkiye ve İran’ı birbirine itiyor. Semih İdiz Erdoğan’ın Katar’dan yana tavır almasını geçen ay şöyle değerlendirmişti: “Bölgede yeni bir yalnızlaşma krizi yaşamamak için Erdoğan muhtemelen kendisi gibi Katar’ı destekleyen Tahran’la gerilimi düşürmek zorunda kalacak. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Katar krizinin patlamasından saatler sonra Ankara’ya gelmesi bu açıdan manidardı.”

Ali Hashem ise aynı konuda şöyle yazıyor: “İranlı karar vericiler, Katar ve Türkiye’nin kendi aralarında bir eksen oluşturduklarını ve Tahran’ın bölgesel yaklaşımını aynen kabul etmeyeceklerini pekâlâ görüyor. Ancak Ankara ve Doha bu farklılıklara rağmen Tahran’ı düşman olarak görmüyor. Bu da Riyad’ın bölgedeki sert tutumu sayesinde bazı görüş ayrılıklarında ortak zemin bulunmasına yeter. Zira bu üç ülke de Suudi Arabistan’ı bölgenin kırılgan istikrarını tehlikeye atan bir aktör olarak görüyor. Tahran’da endişe yaratan bir başka boyut da Suudilerin kendi gündemlerini ısrarla komşularına dayatmak istemesi ve bu ülkeleri İran karşıtlığı etrafında birleştirmeye çalışması. Suudi Arabistan bu konuda başarılı olursa Trump’ın desteğiyle atacağı bir sonraki adım doğrudan İran’ı hedef alabilir.”

Böyle bir yeni hizalanma Putin için bir sınama olacak. Putin, Suriye’yi istikrara kavuşturmak için ABD’yle iş birliğine sıcak bakıyor ve buna ihtiyaç duyuyor ancak ABD’yle daha yakın ilişkiler onun Şam, Tahran ve Ankara üzerindeki etki gücünü artırmaktan çok zayıflatabilir. Putin’in nihai hedefi ABD öncülüğündeki yaptırımların kaldırılmasıdır. Trump’ın Temsilciler Meclisi’nde bekleyen ve çok daha ağır olan yeni yasa tasarısını ne kadar geciktirebileceği de soru işareti. Yaptırımlar hafiflemeyecekse Putin’in bölgesel ilişkileri pahasına Trump’ın suyuna gitmesi için fazla sebebi kalmaz. Dolayısıyla Rusya, dışarıdan pasif görünen ama içeriden destekleyici bir tutumla bölgesel ülkelerin Suriyeli Kürtler gibi aktörlere karşı inisiyatif almasına izin verebilir. Moskova bunu oyundaki kazanan el olarak görebilir.

ABD ise Rusya kartını dikkatli bir şekilde oynamalı; Tahran, Ankara ve Şam’ın burada söz sahibi olduğunu kesinlikle unutmamalıdır.

BMMYK’dan “spontane dönüşler” açıklaması

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Suriyeli sığınmacılar arasında 2017’nin başından bu yana hem Suriye içinde hem de yurt dışından Suriye’ye “spontane dönüş eğilimi” görüldüğüne dikkat çekiyor. Açıklamaya göre “Sığınmacıların ağırlıkla Halep, Hama, Humus ve Şam gibi vilayetlere kendi imkânlarıyla dönüş kararlarını etkileyen ana faktörler daha çok aile fertlerini bulmak ve mülklerini kontrol etmekle ilgili olup bazı durumlarda ülkenin belli kesimlerinde güvenlik durumunun gerçekten düzelmiş olması veya öyle algılanması da etkili olmaktadır.”

BMMYK’nın tahminlerine göre Suriye içinde yer değiştiren 44o bin kişi ve komşu ülkelere sığınan 31 bin mülteci 2017’nin başından bu yana evlerine döndü. 2015 ve 2016’da da çoğu Türkiye’ye sığınmış olan 260 bin mülteci geri dönmüştü.

Ancak dönüş eğilimi oldukça kırılgan görünüyor. Suriye’deki belirsizlik ve can güvenliği tehlikesi de bu süreci zorlaştırıyor. BMMYK Sözcüsü Andrej Mahecic şöyle diyor: “Astana ve Cenevre’deki son barış görüşmeleri umutları genel anlamda artırmış olsa da mültecilerin güvenlik içinde ve insan haysiyetine yaraşır biçimde dönüş yapma koşullarının Suriye’de henüz oluşmadığına inanıyoruz. (…) BMMYK başka ortaklarla birlikte yardımcı olmaya, Suriye içinde erişilebilir bölgelerde koşulları iyileştirmeye çalışacak ancak mültecilerin bulundukları ülkelerden dönüşünü BMMYK şu aşamada teşvik edemez, kolaylaştıramaz.”

Savaş nedeniyle Suriye içinde yer değiştiren insanların sayısı 6,3 milyon civarındayken mülteci durumuna düşenlerin sayısı da yaklaşık 5 milyon.

Türkiye’de Süryani mülklerine el konuldu

Ayla Jean Yackley Süryani cemaatinden kaynaklara dayanarak Türk makamlarının Süryani Ortodoks Kilisesi’ne ait yüz binlerce metre karelik 50 civarında mülke tapuların geçerliliğini yitirdiği gerekçesiyle el koyduğunu aktarıyor.

Yackley şöyle devam ediyor: “Mor Gabriel Manastırı Vakfı Başkanı Kuryakos Ergün’e göre bu mülklerin arasında bin 500 yıl önce inşa edilen ve hâlâ faal olan iki manastır da var. Bu anıtların kaybı, Türkiye topraklarında yaşayan en eski yerli kültürlerden birinin bekasını tehdit ediyor. (…) Bazen Asuri olarak da anılan Süryaniler, tarihsel Mezopotamya bölgesinde M.Ö. 3500 yılına kadar uzanan bir medeniyetin mirasçılarıdır ve İsa’nın konuştuğu Arami dilinin bir lehçesini konuşurlar. Çoğunlukla Ortodoks olsalar da Süryaniler farklı Hristiyan cemaatlerine mensuptur. İsmi ‘Tanrı’nın hizmetkârlarının dağı’ anlamına gelen Süryani anayurdu Tur Abdin, Dicle ve Fırat nehirleri arasında yüksek bir platoda yer alıyor. Bölgede 80’den fazla manastır bulunmakla birlikte bunların çoğu virane hâlindedir. Zira son 50 yılda pek çok Süryani hem yoksulluktan hem de zulümden kurtulmak için Avrupa’ya kaçmıştır. Bugün gündeme gelen tapular resmi kayıtlarda yıllardan beri Süryani köylerinin adına tescilliydi. Türk parlamentosunun nadir Hristiyan vekillerinden biri olan Süryani kökenli Erol Dora’ya göre 2012’de Mardin’de büyükşehir belediyesi kurulunca bu köyler mahalle statüsünde belediye sınırlarına dâhil edildi. Köyler böylece eski yasal statülerini ve buna bağlı olarak mülk sahibi olma haklarını kaybetti. (…) Cemaat önde gelenlerine göre Suriye savaşının ilk günlerinde o dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, M.S. 37 yılından itibaren bu topraklarda var olan ancak 1925’te Türkiye tarafından Suriye’ye gönderilen Süryani Ortodoks Patrikhanesi’ni yeniden Türkiye’ye taşınmaya davet etti. Ancak böyle bir taşınma gerçekleşmedi."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: syrian refugees, us-russian negotiations on syria, donald trump, vladimir putin, christians, kurds, unhcr, recep tayyip erdogan
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept