Ana içeriğe atla

Konuşabilen ama yazamayan Kürtler için Kürtçe kurslar

Kürtçenin resmi dil ve eğitim dili olmasını isteyen değişik görüşlerden Kürt grupların başlattığı kampanya sürerken HDP de 400 parti yönetici ve üyesine Kürtçe öğretmeye başladı. 
ILYAS AKENGIN/AFP via Getty Images

DİYARBAKIR -- Kürt sorununun çözümü için Kürt siyasetçilerin öne sürdüğü değişmez şartlardan biri de anadil. Anadilde eğitim, Kürtçenin resmi dil olması, başta gelen talepler. Devlet cephesinde – resmi -- karşılık bulmasa da bu talepler Kürtlerin gündeminden neredeyse hiç düşmedi. Kürtler son zamanlarda bu haklar için bir kez daha harekete geçti. 

HDP’nin Ankara’daki Genel Merkezi ve İzmir İl Başkanlığı’nda 12 Ekim ve 14 Ekim 2021 tarihlerinde iki tören düzenlendi. Her iki törenin de amacı aynıydı: HDP tarafından başlatılan Kürtçe kurslardan mezun olanlara sertifika veriliyordu. Kursları başarıyla bitirenlerin Kürtçe bildikleri resmen belgeleniyordu.

HDP üyelerinin belge aldığı törene giden süreç 22 Şubat’ta Diyarbakır’da Kürt parti ve aktivistlerinin katıldığı bir toplantıyla başladı. Normal zamanda bir araya gelmesi zor olan Kürt partileri o gün bir masa etrafında toplanabildi. Muhafazakârından sekülerine, sağcısından solcusuna birçok Kürt’ün ortak talebi olan Kürtçe, o grupları bir masa etrafında topladı. Masada tek bir talep vardı: Kürtçe resmi dil ve eğitim dili olsun. 

Kampanya, birçok kesim tarafından Kürtçeye, Kürt kültürüne yeteri kadar önem vermemekle eleştirilen HDP’yi de harekete geçirdi. Bu toplantıdan üç hafta sonra HDP, Kürtçenin resmen tanınması ve eğitim dili olması için çalışma yürütmek üzere bir komisyon kurduğunu duyurdu. Komisyon ilk iş olarak, aralarında eş genel başkanların da bulunduğu 400 parti yöneticisi ve üyesine Kürtçe öğretmeye başladı.

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Salim Kaplan da ana dilini bilimsel olarak öğrenme amacıyla kursa başlayanlardandı. Kursu bitirip sertifika alan Kaplan, Kürtçeyi rahat okuyup yazmak amacıyla kursa gittiğini söyledi. 

Kurstan sonra notlarını Kürtçe almaya başladığını söyleyen Kaplan Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Ben Kürdüm, 100 yıldır Kürtçeye dönük asimilasyon politikasından kaynaklı, dilimin formel düzeyde eğitimini alabilme şansım olmadı. Yazı yazarken sıkıntılar yaşıyordum bunların hepsini kursta giderdim. Şu anda çok daha rahat yazabiliyorum. Kurs sonrası özellikle Kürtçe yazmaya başladım. Konuşma metinlerini, notlarımı Kürtçe hazırlıyorum.”

HDP’nin kurslarına Eş Genel Başkanlar Mithat Sancar ve Pervin Buldan da katılıyor. Her iki eş genel başkan zaman sıkıntısı nedeniyle özel ders de alıyor. 

Bununla eş zamanlı olarak halka açık kurslar da başladı. Kürtçe kurslar ilk etapta pandemi nedeniyle online platformlarda düzenlendi. Kurslardan birini Al-Monitor de izledi. Kürtçenin Kurmanci lehçesindeki kursa ilgi yoğundu. Değişik yaş grubu ve mesleklerden 20’yi aşkın kişi online platformda dersi dinledi. Türkiye ile birlikte Avrupa’nın değişik ülkelerinde yaşayan üç kişi de öğrenciler arasındaydı. Dil bilgisi anlatan eğitmen ardından katılımcılarla pratik yaptı. 

Yaklaşık 40 dakika süren dersin ardından Al-Monitor katılımcılarla konuştu. İş güvenliği uzmanı olan Devrim Zeyrek Kürtçe okuma ve yazmayı öğrenmek amacıyla kursa geldiğini söyledi. Kürtçe eğitim olmaması nedeniyle okuma yazmayı öğrenemediklerini vurgulayan Zeyrek, “Eğitimden midir, ailemizin yetiştirilme tarzından mıdır, bu bölgede yaşayan halkımız genelde konuşmada gayet iyi oluyor fakat yazmada, okumada eksikliğimiz var. Görmediğimiz için bilmiyoruz, yetersiz kalıyoruz. Eğitim olmadığı için o alanda zorluk çekiyoruz. Ben kursa başlamadan önce de kitap alıp okumaya çalışıyordum fakat kelime olarak çok yetersiz kaldığımı fark ettim. İnanılmaz kötüydüm, moralim bozuluyordu. Bu kursu öğrenince hemen başvurdum. Şu anda ailemden birçok birey de ders almaya başladı” diye konuştu.

Üniversite öğrencisi Safa Nur Boyu da Kürtçe öğrenmeye çabalayanlardan. Onu motive eden Kürtçe sosyal medya paylaşımları olmuş. Mart ayından beri kursa devam ettiğini söyleyen Boyu şunları aktardı: “Arkadaşlarım Kürtçe şiirler, metinler paylaşıyordu. Ben paylaşamadığımı fark ettim ve üzüldüm. Herkes yapıyor ben niye yapamıyorum? Benim dilimdir, ben konuşuyorum, peki niye o zaman ben de bir şarkı paylaşmayayım? dedim. Bu duygu ile yola çıktım ve başladım. Sıfırdan başladım demiyorum ama doğru yazmayı öğrendim, kendi dilimi tanımayı, dilime karşı duyarlı olmayı öğrendim.”

Kampanyaya destek veren Kürdistan Sosyalist Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bayram Bozyel, dil hakkının Kürtlerin müşterek talebi olduğunu söyledi. Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Bozyel, kampanyalarla bu talebi gündemde tutmak istediklerini belirterek şöyle konuştu: “Kürtlerin bu talebe sahip çıkmasını ve bunu gündeme getirmesini istiyoruz. Hükümetin ve devletin adım atması için baskı yapılsın istiyoruz. Bu alanda idari ya da yasal bir düzenleme yapılsın. Tabii bunlar yapılmadan önce bu konuda bir farkındalık yaratmak gerek. Türkiye'nin gündemine ve Kürt sorununa kafa yoranlar arasında bir farkındalık yaratmak gerekiyor.” 

Taleplerin muhatabının hükümet olduğuna dikkat çeken Bozyel, kampanyada toplanacak imzaların önce hükümete ve diğer siyasi partilere gönderileceğini ifade ederek, daha sonra uluslararası kurumlara da ulaştırabileceklerini sözlerine ekledi.

Bozyel’in dikkat çektiği bir nokta ise iktidarların Kürtçeye bakışı oldu. Bozyel’e göre Kürtçe ile ilgili adımlar konjonktürel. Düzenlemelerin bir süre sonra anlamını yitirdiğine dikkat çeken Bozyel şunları aktardı: “Ayıp olmazsa attıkları adımların hepsini kaldırırlar. İçeriğini tamamen boşalttılar zaten. Mesela Kürtçe öğretmen yetiştiren bölümler var. Yılda bir ya da iki öğretmen atanıyor. Bu da şunu gösteriyor ki bu bölümlerin hiçbir anlamı kalmadı.”

Bozyel’in sözünü ettiği süreç Türkiye’nin Kürt sorununa çözüm aradığı 2010 ve sonrasına denk geliyor. Bu yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle Kürtçe önündeki bazı engeller kaldırıldı. Üniversitelerde Kürtçe bölümler açıldı. Kürtçe seçmeli dil olarak ortaokul müfredatına dahil edildi. 

Kürt siyasetinin yönetimindeki belediyeler boş durmadı. Kültürel programlarında Kürtçeye ağırlık veren belediyeler, Kürtçe eğitim veren kreşler, okullar açtı. Bununla kalmadı, cadde, sokak, köy gibi yerlerin Kürtçe isimleri tabelalara yazıldı. Kürtçe hayatın her alanında fiili bir serbestlik yaşıyordu. Bu adımların yasal dayanağı olmasa da devlet müdahale etmedi. Bu tablo 2015’te çözüm sürecinin son bulmasıyla tersine döndü. Üniversitelerdeki Kürtçe bölümler kimi düzenlemelerle anlamını yitirdi. Örneğin Dicle Üniversitesi’nde öğrenim dili Türkçe olan Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Kürtçe tez yazımının da yasaklandığı iddiası uzun süre gündemde kaldı. 

Ortaöğrenimde Kürtçenin seçilmemesi için okul yöneticileri velileri türlü yollarla ikna etmeye çalıştı. Belediyelerin hayata geçirdiği uygulamaların çoğu kayyumlar tarafından kaldırıldı. Kürtçe adına kala kala tabelalar kaldı. Bazı yerlerde tabelalar da söküldü ancak tepkiler üzerine yeniden yerlerine konuldu. Söylemde inkâr olmasa da pratikte Kürtçeye karşı bir tavır sergilendi.

Kampanyanın bileşenlerinden olan Kürt Dili Platformu’nun sözcüsü Şerefhan Ciziri, amaçlarından birinin de Kürtçeye duyarlılığı artırmak olduğunu söyledi. Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Ciziri, Kürtçenin kaybolmaya başladığını savunarak, “Çok fazla bir şey istemiyoruz, dilimizi istiyoruz” dedi. 

Ciziri, “Kürtlerin yaşadığı bazı şehirlere baktığımızda dillerini unutmuşlar, Kürtçe konuşmuyorlar. Risk var, kaybolma riski var. Kürt medyası da bunun üstünde durmalı. Bu sorun herkesin sorunudur. Biz büyük bir şey istemiyoruz, sadece dilimizi istiyoruz. Bu doğal bir şeydir. Kürt doğarken bize sormadılar. Anne babamız Kürt’tü. Biz de Kürt doğduk” şeklinde konuştu. 

Kürtlerin dil mücadelesi Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar gidiyor. Şehirlerde Kürtçe konuşanlara verilen cezalar, Kürtçe diye bir dilin olmadığının ispatı için harcanan çabalar, yasaklar, asimilasyon politikaları sorunu katlayarak bugüne kadar taşıdı. Kürtçe ile ilgili talepler son 40 yılda şiddetin gölgesinde kalsa da hiçbir zaman gündemden düşmedi. Yönetenler şimdiye kadar talepleri terör bahanesiyle görmezden geliyordu. Bu kez talep edenlerin çoğu şiddetten uzak durmuş Kürtler. Bu da Kürt tarafının elini güçlendiriyor. Ancak devlet aklının direncini kırabilir mi? Asıl merak edilen bu.

More from Mahmut Bozarslan