Ana içeriğe atla

İsrail-BAE anlaşması niçin fazla büyütülmemeli?

“Jeopolitik bir deprem” olarak nitelenen BAE-İsrail anlaşması ABD ve İsrail’de pek çok çevrede sevinçle karşılansa da anlaşmanın büyük dönüşümlere yol açması olası değil.
GettyImages-5.jpg

İsrail-BAE normalleşme anlaşması ABD’de hem Cumhuriyetçiler hem Demokratlar tarafından alkışlandı, bazı gözlemciler ise anlaşmaya “jeopolitik deprem” diyecek kadar ileri gittiler. Peki, anlaşma bu kadar büyük bir heyecanı gerçekten hak ediyor mu?

Bu soruyu ele almanın bir yolu, geçmişte gerçekten büyük değişim yaratan bölgesel olaylara bakmak. Bir olayın “deprem” sayılabilmesi için bölgesel, hatta küresel hizalanmada dönüşüm yaratması gerekir. Arap-İsrail ilişkilerinde yaşanan ilk depreme bakalım. Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın 1977’deki dramatik Kudüs ziyareti, İsrail’in ilk kez bir Arap devletiyle barış anlaşması imzalamasına yol açtı, dahası Mısır’ın Sovyet yörüngesinden çıkıp ABD destekli eksene katılmasıyla neticelendi. Ayrıca, Mısır’a toprak (Sina Yarımadası) iadesine zemin hazırladı ve bazısı ABD ile Sovyetler Birliği arasında doğrudan çatışma riski doğuran bir dizi bölgesel savaşın ardından İsrail’le çatışmalar son buldu. 

Ya da ABD’nin 2003’teki Irak işgaline bakalım. İşgal, İran’ın Arap dünyasındaki en yaman düşmanının ortadan kalkması ve Irak yönetiminde mezhepsel dengenin değişmesiyle sonuçlandı. O güne kadar İran’a karşı Sünni-Arap bir dengeleyici unsur olan Irak’ta, İran’a sığınmış olan isimler ülkenin yeni liderleri oldu. Ardından gelen savaşlar, İran’ın güçlendiğine dair bölgesel bir telaş yaratmakla kalmadı, İslam Devleti’nin yükselişine zemin hazırlayan iç kargaşalar tetikledi. 

Dolayısıyla Orta Doğu’nun dönüştürücü bazı anlar yaşadığı doğru ama İsrail-BAE anlaşması onlardan biri değil. 

Doğal olarak Orta Doğu’da diyalog, ekonomik ve toplumsal ilişkiler olumlu karşılanmalı, özellikle de bunlar İsrail’in Mısır ve Ürdün’le sağladığı soğuk barışın ötesine geçebiliyorsa. Ancak son anlaşma ne kadar çığır açıcı olabilir? Anlaşma değişim için yeni kulvarlar açıyor mu?

BAE’nin İsrail’le ilişkisinin ne kadar kapsayıcı olacağını, sürdürülebilir olup olmayacağını söylemek için henüz erken. Ancak İsrail-BAE anlaşması sağlam ikili ilişkilere, hatta belki Bahreyn, Umman, Fas gibi devletlerle yeni normalleşme mutabakatlarına yol açsa dahi etrafında yaratılan abartılı hava dayanaksız. Zira anlaşmanın, onu övenlerin vaat ettiği gibi stratejik bir değişim yaratması olası değil.

Her şeyden önce, pek çoğunun artık ayrımına vardığı gibi İsrail hiçbir zaman BAE ile savaşmadı. BAE ile ilişkileri normalleştirmek İsrail açısından ikili veya bölgesel düzeyde hiçbir temel çatışma dinamiğini değiştirmiyor. BAE-İsrail ilişkileri yıllardır zaten ısınıyordu. İstihbarat, savunma ve ticaret alanındaki teatilere son dönemde İsrail’den Abu Dabi’ye yapılan resmi ziyaretler eklenmişti. Ayrıca, Mısır’la gerçekten tarihi nitelikteki anlaşmanın öncesinde var olan stratejik bağlamdan farklı olarak İsrail bugün hiçbir Arap devletiyle savaş hâlinde değil. İsrail’in, başta Lübnan Hizbullahı olmak üzere devlet dışı ciddi hasımları ve İran gibi devlet olup da Arap olmayan düşmanları var ama devlet düzeyinde ciddi Arap düşmanları yok. Körfez’in en büyük gücü Suudi Arabistan bile İsrail için tehdit oluşturmuyor. Mevcut stratejik durumun İsrail için optimal olduğu söylenebilir: İç baskılar ve çatışmaların tükettiği Arap komşuları kargaşa içinde ve Filistin topraklarının işgaline karşı İsrail’e baskı yapmaya isteksiz. Kısaca, bu devletlerin başka öncelikleri var.

Anlaşma, İran’a karşı bölgede yıllardır var olan koalisyonu da yeniden şekillendirmiyor. İsrail ve Körfez devletleri, ABD’nin Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak’la savaşa girdiği günlerden bu yana İran’ın güçlendiğine dair ortak kaygılara sahip. İran nüfuzunun arttığı algısı aradan geçen yıllarda sadece pekişmiş oldu. İran meselesinin dışında, ABD ve İsrail yetkililerinin “ılımlı Sünni devletler” diye tanımladıkları koalisyon da inanıldığı kadar birlik içinde değil. Bölgede her şey mezheplerle veya İran’la ilgili değil.

Öyle ki BAE’yi İsrail’le anlaşmaya iten sebepler İran’dan çok BAE’nin değişen öncelikleriyle ilgili olabilir. Nitekim İran’ın geçen yaz Körfez’de tankerlere düzenlediği saldırıların ardından BAE gerilimi azaltmak için İran’la bir yıldır doğrudan temas hâlindeydi. Yıkıcı sonuçlar doğuran Yemen savaşından yavaş yavaş çıkmaya çalışan BAE, odak noktasını Libya’ya kaydırıyor ve burada Türkiye’yle yaşadığı nüfuz savaşı giderek kızışıyor. BAE’nin bölgesel etkinliğinin temelinde Müslüman Kardeşler’e karşı sert tutumu yatıyor. Bu karşıtlık, Körfez’deki komşusu Katar’la bozuşmasında ve bu ülkeye abluka uygulamasında da etkili oldu.

Körfez devletlerinin bölgesel çatışmalara müdahalesini artıran başlıca katalizör ise dengeleri gerçekten değiştiren bir başka olay olan Arap Baharı idi. 2011’de Bahreyn’de monarşi rejimini tehdit eden halk ayaklanmasının bastırılmasına, kendi bekâları için korkan Körfez devletlerinin hepsi destek verdi. Ancak ayaklanmalar devam ederken ve Mısır’da iktidara Müslüman Kardeşler gelirken, bölgesel reform konusuna yaklaşım Körfez devletleri arasında çatlaklar yarattı. Özetle, Sünni devletler arasındaki ayrışmalar girift olup İran’a yönelik kaygılarla sınırlı değil ve BAE’nin İsrail’le normalleşmeye gitmesinin, bu rekabetleri ya da güç dengelerini dramatik biçimde değiştirmesi olası değil. Benzer şekilde anlaşmanın Rusya ve Çin’in bölgedeki artan müdahalelerini engellemesi ya da hem BAE’yle hem de İsrail ile iyi durumda olan ikili ilişkilerini etkilemesi muhtemel görünmüyor.

İsrail-BAE normalleşmesi bölgedeki en büyük çatlak olan Arap yönetimleri ile halkları arasındaki çatlağı da düzeltemez. Toplumsal destek olmaksızın liderler arasında gizlice sağlanan anlaşmaların bu çatlağı daha da derinleştirmesi muhtemel.

Son olarak anlaşma, İsrail-Filistin ihtilafının kasvetli gerçeklerini de değiştirmiyor. İsrail’in resmi ilhakıyla doğacak pek çok olumsuzluk şimdilik engellenmiş olabilir ancak bir ilhakı engellemek ile barış yolunda ilerlemek aynı şey değil. 

Filistin halkı yolsuz ve başarısız yöneticilerinden bıkmış olabilir ama bölge ve dünyanın adil çözüm arayışına sırt dönmesi, güç dengesinin dayattığı gerçekliği kabullenmesi, yerleşimleri genişleterek iki devletli çözüm olanağını örseleyen İsrail yönetimini dışlamaması, Filistin halkını umutsuzluğa sevk ediyor. Sahadaki dinamikler İsrail’i hâlen Yahudi karakteri ile demokratik karakteri arasında seçim yapmaya itiyor, Filistinliler arasında ise iki devletli çözüme ihtimal vermeyenlerin sayısı giderek artıyor. İsrail Arap dünyasının tamamıyla ilişkilerini normalleştirebilir ama bu temel dinamikler değişmez. 

İsrail-BAE anlaşması, bölgenin vahim sosyoekonomik, sağlık ve çevre sorunlarını çözmeye yarayacak hakiki, kapsamlı bir diyalog ve işbirliği açılımına yol açacaksa kutlamaya değer bir anlaşma olur. Ancak bu ilişkiler, yıllardır süren ve ağırlıkla olumsuz olan bölgesel dinamikleri pekiştirerek çatışmaları ve hesap vermeyen yönetimleri teşvik edecekse, İsrail ve Washington’daki coşkulu tepkilere bölgenin aynı heyecanla karşılık vermemesine şaşırmamak lazım.

More from Dalia Dassa Kaye

Recommended Articles