Ana içeriğe atla

Orta Doğu semalarında İsrail-Suriye-İran çarpışması

İran’a ait bir insansız hava aracının İsrail hava sahasına girmesi ve Suriye’nin İsrail savaş uçaklarına ateş açması İsrail’in sert misillemesine neden oldu. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTX4UKX7.jpg

Suriye’nin 10 Şubat’ta vurduğu İsrail F-16 uçağı birkaç kilometre daha kuzeyde vurulmuş olsaydı İsrail, İran, Suriye ve Lübnan bugün çok muhtemelen savaş halinde olurdu. Uçak aslında İsrail hava sahasında vuruldu. Hava kuvvetlerinin Suriye’deki hedefleri vurması için üzerlerinde uçması gerekmiyor. Biri ciddi yaralı olmak üzere iki pilot paraşütle atlamayı başardı ve İsrail topraklarına iniş yaparak olayların büyümesini önledi. Zira İsrailli askerlerin tutsak düşmesi kadar hiçbir şey İsrail’in bamteline basamaz. Kuzey cephesinde böyle bir olay en son 2006’da yaşanmış ve İkinci Lübnan Savaşı çıkmıştı. 10 Şubat’ta üçüncüsünün eşiğinden dönüldü.

İsrail için 10 Şubat, Rusya’nın pasif rolü ve Hizbullah’ın desteğiyle hareket eden İran ve Suriye’yle çatışma günüydü. İran-Şii ittifakına göre bu çatışma Hizbullah’ın “yeni stratejik dönem” dediği dönemi başlattı. İsrail açısından ise sonuçlar tam tersineydi. İsrail İran’ın Suriye ve Lübnan’a yerleşmesini önlemek için bu iki ülkede operasyonlara devam edeceğini duyurdu. 

Bu çatışma İsrail ve İran ordularının vekiller üzerinden veya örtülü olarak değil, açıkça çatıştığı ilk olay oldu. Ayrıca 1982’den bu yana Suriye ilk kez bir İsrail uçağını uçaksavar füzeleriyle düşürmüş oldu. Yine son 36 yıldır İsrail ilk kez Suriye hava savunma sistemine kapsamlı bir hava saldırısı düzenledi. Tüm bunlar İran’ın Suriye’de bir köprübaşı tutma kararlılığı ile İsrail’in bunu engelleme kararlılığının sonucu olarak yaşandı. Kararlı bir ülkeye karşı bir başka ülkenin kararlı durması büyük bir yangına yol açabilir ama şükür ki bölgede böyle durumları yatıştırabilen belli bir dinamik söz konusu. Bu tehlikeli oyunda oyuncuların hiçbiri şu an bir savaş istemiyor, ne İran ne İsrail ne de Esad. Rusların da istemediği kesin. Dolayısıyla olay bir günlük çatışmayla son buldu. En azından şimdilik...

10 Şubat’ta sabah 4.30’da İran’a ait bir insansız hava aracı (İHA) Ürdün üzerinden İsrail hava sahasına girdi. Celile Denizi’nin hemen güneyinden batıya doğru kırıp İsrail hava sahasına giren araç İsrail radarları tarafından tespit edilip takibe alındı. Araç, 2011’de İran üzerinde uçarken düşürülen, ABD’ye ait Lockheed Martin yapımı İHA model alınarak üretilmişti. Görece hızlı uçan, tespiti ve düşürülmesi kolay olmayan, gelişkin ve modern bir araç olan İHA’yı İsrail hava sahasında bir Apache helikopteri bekliyordu. İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) aracı tanımlayıp takip etmesi, doğru noktada beklemesi ve gecenin karanlığında düşürebilmesi takdire şayan. Aracı inceleyebilmek ve İran’ın gerçek kabiliyetleri hakkında bilgi edinmek için İHA bilinçli olarak İsrail sınırları içinde düşürüldü.

Aracın düşürülmesinden 15 dakika sonra İsrail uçakları Palmira yakınlarındaki T4 askeri üssü civarında İHA’yı kumanda eden ve bölgeden kaçmaya çalışan seyyar araca saldırı düzenledi. İran’a ait bu araç anında imha edildi, içinde bulunan İranlı ekip de öldürüldü. İsrail Hava Kuvvetleri, bu operasyonu hızlı ve netice alıcı hareket etmekte kazandığı olağanüstü kabiliyetinin yeni bir örneği olarak gösteriyor.

Ne var ki problem de o aşamada yaşandı. İsrail uçakları Suriye’nin yoğun uçaksavar ateşiyle karşılaştı. Farklı tiplerde onlarca uçaksavar füze atıldı. Uçaklarından biri İsrail sınırları içinde vuruldu ve pilotlar atlamak zorunda kaldı.

İsrail o an bir karar vermek zorundaydı: Sınırlı bir misillemeyle yetinip frene mi basmalıydı yoksa yeni bir misilleme dalgası mı başlatmalıydı? Karar yeni bir dalgadan yana oldu ve İsrail uçakları Suriye topraklarının içlerinde 12 hedefe büyük çaplı bir saldırı düzenledi. Bunların dördü İran hedefleriydi, geri kalanı da Suriye hedefleri. Bombalanan noktaların en az birinde Suriye ordusuna ait bir havaalanında Rus askeri yetkililer ve uzmanlar bulunuyordu.

Bu makalenin yazıldığı sırada açıklanan değerlendirmeler İran ile Suriye ordusunun zayiat verdiği yönündeydi. İsrail Suriye’ye ait çok sayıda uçaksavar bataryasını imha etmişti. Bunların çoğu SA-5 ve SA-17 füzeleriydi ve bir kısmı Suriye’ye yeni ulaştırılmıştı. Suriye hava savunması için önem taşıyan bir radar tesisi de tahrip edildi. IDF’ten yapılan açıklamaya göre bu operasyon, 1982 Birinci Lübnan Savaşı’ndan bu yana Suriye hava savunma sistemine indirilmiş en ağır darbe oldu.

Bir günlük çatışmanın ardından toz duman nihayet dağıldığında iki tarafın da kahramanca bir zaferden söz etmesi mümkündü. Başka bir deyişle iki tarafın da kıymetli varlıklar kaybettiği bir eşitlik durumu vardı. İsrail’e ısrarla sürdürdüğü “kırmızı çizgi” politikası için ağır bir fatura çıktı, İran ise İsrail’in egemenliğini ihlal etmenin, Esad rejimi de olaya dâhil olmanın bedelini ödedi. Bu arada Rusya da Suriye ve Lübnan’daki kazanımlarının risk altında olduğunu kavramış oldu.

10 Şubat akşamı İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Görüşmenin ardından yapılan açıklama oldukça kısaydı. Aslında görüşme de ciddi ve gergin bir havada geçmişti.

İsrail, bir süredir gerek liderler arası görüşmelerde gerek askeri ve istihbari temaslarda Rusya’ya İran’ın Rus menfaatleri lehine hareket eden bir ortak olmaktan çıktığı ve bir yüke dönüştüğü mesajını vermeye çalışıyor. Son olayda İsrail, kendi menfaatleri zarar görürse Putin’in Suriye’deki işlerini bozmakta tereddüt etmeyeceğini göstermiş oldu. Esad’ın hava savunma sistemine 10 Şubat’ta vurulan darbe İsrail’in ne kadar ciddi olduğunu ortaya koydu. Bunun bir bedeli olmuş olsa da İsrail ordusundan üst düzey bir yetkili operasyonun kesinlikle gerekli olduğunu söylüyor. İsminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan yetkili şöyle diyor: “Esad her şeye rağmen hâlâ darbe yiyebileceğini, İsrail’in acemi isyancı çetelere benzemediğini biliyor. Pes etmeye niyetimiz yok. İran’ın Suriye’ye yerleşmesine, hassas roket ve füze projesini tamamlamasına izin vermeyeceğiz. Nokta.”

Bombardımana hedef olan Palmira yakınlarındaki havaalanı bir süredir İsrail’in takibindeydi. İsrail’in tespitlerine göre İranlılar buraya uzun süre önce gelmiş ve tesisi Suriye’deki yeni bir İran kalesine dönüştürmüştü. İsrail, 10 Şubat’ta Devrim Muhafızları’nın kumanda ettiği İran hedeflerine doğrudan saldırı düzenleyerek geri dönülmez bir adım attı. İran mesajı almak istemiyorsa bunun bedelinin Esad tarafından ödeneceğini İsrail perde arkasından anlatmayı biliyor. Aslında İsrail’in yapmaya çalıştığı şey, Esad rejiminin nihayet ayakta durmaya başladığı bir dönemde onu rehin almak anlamına geliyor.

İsrail’in başlıca sorunu ise Suriye’deki Rus varlığı. İsrail’in bu politikasıyla kafa kafaya geldiğinde Putin kendisini ne kadar tutar? İsrail, Rusya’nın kırmızı çizgisine yaklaşarak kuzeyinde konuşlu bu süper güçle ciddi bir sürtüşmeyi göze mi alıyor? Rus Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan kısa açıklamaya bakılırsa durum gerçekten de böyle olabilir. Açıklamada ilgili tüm tarafların Suriye’nin egemenliğine saygı göstermesi istendi.

Gelinen noktada İsrail’in en çok ihtiyaç duyduğu şey, ABD’nin koruyucu şemsiyesi ve Trump yönetiminin Suriye’de olup biten her şeye aktif şekilde dâhil olması. Ancak Başkan Donald Trump ABD’nin bölgedeki caydırıcılığını zayıflatan selefini ağır bir dille eleştirse de mevcut izlenim Washington’da icraatın söylem kadar güçlü olmadığı yönünde. Ancak Washington pek yakında ne yöne gideceği konusunda karar vermek zorunda kalacak.

More from Ben Caspit

Recommended Articles