Ana içeriğe atla

Türkiye’nin YPG taarruzu ABD’nin Suriye stratejisini alt üst ediyor

ABD’nin Suriye’deki ortaklarına karşı taarruz başlatan Türkiye, yeşil ışığı Washington’dan değil Moskova’dan aldı. BM Doğu Guta ve İdlib’te süren çatışmalar konusunda uyarıyor. Halep’teki bir yerel konsey İD’li ailelerin mülklerine el koyma kararı aldı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Turkish artillerys shell the People's Protection Units (YPG) positions near the Syrian border on January 21, 2018 near Hassa, in the Turkish province of Hatay, as Turk's ground troops entered Syria today to push an offensive against Kurdish militia as rocket fire hit a border town in apparent retaliation.
Turkey on January 20 launched operation "Olive Branch" seeking to oust from the Afrin region of northern Syria the YPG which Ankara considers a terror group.
 / AFP PHOTO / BULENT KILIC        (Photo credi

Erdoğan: “Ne dedikleri umurumuzda değil”

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Suriye’de Kürt kontrolündeki bölgeye operasyon yapma tehdidini nihayet hayata geçirdi. Zeytin Dalı adı verilen harekât, İslam Devleti’ne (İD) karşı kurulan ABD önderliğindeki koalisyonunun sözcüsünden gelen açıklamanın ardından başladı. Sözcü, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) eski savaşçıları komutasında 30 bin kişilik bir sınır gücü oluşturulacağını söylemişti. Rusya da harekâta yeşil ışık yaktı.

Rusya, Suriye hükümet güçlerinin kuzeydeki etkinliğini kolaylaştırmak adına kısa süreli bir Türk harekâtına destek veriyor olabilir. Bu sütunda ağustosta da belirttiğimiz gibi “Türkiye’nin kuzey Suriye’de Kürtleri zayıflatma saplantısı Şam’la arasında belli bir uzlaşı sağlayabilir.”

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 17 Ocak’ta Trump yönetiminin yeni Suriye stratejisini açıklarken dikkatli bir dil kullanmış ve “NATO müttefiki Türkiye’nin kaygılarına” işaret etmişti. Sınır gücü açıklamasının ardından da hem Tillerson hem Savunma Bakanlığı acilen durumu açıklığa kavuşturmaya çalıştılar, hatta Tillerson hemen ertesi gün Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüştü. Ancak bu çabaların hiçbiri Erdoğan’ın kararını etkilemedi.

Erdoğan’dan gelen yanıt ABD-Türkiye ilişkilerinin ne kadar kötü bir noktaya vardığı gösteriyordu: “Ne dedikleri umurumuzda değil. (...) Bir terör örgütüne güvenmenin ne kadar yanlış olduğunu öğrenecekler.” Ankara, SDG’nin belkemiğini oluşturan Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) Türkiye ve ABD’nin terörist örgüt saydığı PKK’nın uzantısı olarak görüyor. Erdoğan’a göre ABD, YPG’nin Türkiye sınırındaki yayılışını dizginleme taahhüdü vermiş ama bu sözünden çark etmişi.

Fehim Taştekin sınır gücü açıklamasına Türkiye’nin nasıl baktığını şöyle anlatıyor: “Adı ne olursa olsun yeni gücün teşekkülü, Ankara’nın ekim 2014’ten bu yana bir türlü önleyemediği Pentagon-YPG ortaklığının İslam Devleti’nin (İD) çöküşüne paralel olarak bitebileceğine dair beklentiyi yok ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile son telefon görüşmesinde YPG’ye yardımın kesileceği konusunda biraz umutlanmıştı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu görüşmeden çıkan sonucu ‘Trump “Talimatı verdim, bundan sonra silah verilmeyecek.” dedi’ şeklinde aktarmıştı. Beyaz Saray ise ‘sahadaki ortaklara askeri destek konusunda yeni düzenlemelerin planlandığını’ açıklamakla yetinmişti. Ancak YPG ile özel görüşmelerde Suriye’de siyasi çözüm bulununcaya dek bölgeyi terk etmeyeceklerini belirten Amerikan tarafı Suriye Sınır Güvenliği Gücü kurma planıyla yeni bir fasıl açtı.”

Burada belki de en çarpıcı nokta Erdoğan’ın kararında son sözü Washington’ın değil Moskova’nın söylemiş olması. Tillerson’ın dış politika konuşması, SDG konusundaki anlaşmazlığın ciddiyeti karşısında hem çok gecikmiş hem de yetersiz kalmıştı. ABD’nin Suriye’deki hedefleri -- İD’den kurtarılan kentlerin istikrara kavuşturulması, sığınmacıların geri dönüşü, İran’ın dizginlenmesi vb. – Türkiye ve Rusya ile koordinasyon olmadan riske girecek ya da oldukça zorlaşacaktır.

Ankara’ya göre konuşma görüşme zamanı çoktan geçmişti. Tillerson Vancouver’da Çavuşoğlu’nu ikna etmeye çalışırken asıl önemli görüşme aynı gün Türk Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan tarafından Moskova’da yapılıyordu. Kısa bir süre sonra Rusya Türk ordusunun hedeflediği bölgelerden askerilerini çekmeye başladı. Rus Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada durumla ilgili “endişe” belirtildi ve taraflara “karşılıklı itidal” çağrısı yapıldı. Bu arada Rus, İranlı ve Türk diplomatlar, 30 Ocak’ta Soçi’de düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne hazırlık için bir araya geldiler.

Metin Gürcan geçtiğimiz hafta harekâtın gerekçeleri ve olası sonuçları konusunda öngörülü bir analiz kaleme almış ve şöyle demişti: “Operasyonun Rusya’nın onayı ile yapılması durumunda Moskova, iç siyasette şiddetle ihtiyaç duyulan ‘askeri zafer’ karşılığında operasyon hedeflerini limitli ve süresinin kısa tutulmasını talep edebilir. Hatta Moskova operasyona izin verme karşılığında Ankara’ya Afrin’de bir süre kaldıktan sonra Afrin’in yönetiminin Esad güçlerine devrini kabul etme şartını bile dayatabilir.”

ABD-Türkiye ilişkileri tepetaklak giderken Suriye’deki Rusya-Türkiye koordinasyonu da pürüzsüz değil. Moskova, geçen hafta bu sütunun konusu olan İdlib’te Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmemesinden rahatsız. Gürcan şu tespitlerde bulunuyor: “Aslında 2017’de Moskova özellikle İdlib içindeki radikal unsurların ya şehir merkezini terk etmeleri ya da silah bırakmaları konusunda Ankara’ya bir fırsat tanıdı. Ankara bu süreçte geç kaldı ve sahada Rusya’nın istediği performansı gösteremedi. Rusya’nın bunu gördükten sonra İdlib’in kuzeyine doğru Esad güçlerinin taarruzuna yeşil ışık yaktığını söylemek mümkün. Başka bir deyişle Moskova Ankara’nın 2017’de kendisine Fırat’ın batısında Sünni muhalefeti uyumlu bir aktör haline getirme ve silahlı Sünni grupları Heyet Tahrir El Şam’a bağlı radikal gruplardan ayırma konusunda verdiği sözlerde geciktiğini düşünüyor. Ankara’nın olası Afrin operasyonu Moskova’nın Fırat’ın batısında zor bela kurduğu hassas dengelere dayanan oyunu bozabilir.”

Ağustostaki sütunda ABD’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar bağlamında şöyle yazmıştık: “Yaptırımlar hafiflemeyecekse Putin’in bölgesel ilişkileri pahasına Trump’ın suyuna gitmesi için fazla sebebi kalmaz. Dolayısıyla Rusya, dışarıdan pasif görünen ama içeriden destekleyici bir tutumla bölgesel ülkelerin Suriyeli Kürtler gibi aktörlere karşı inisiyatif almasına izin verebilir. Moskova bunu oyundaki kazanan el olarak görebilir. ABD ise Rusya kartını dikkatli bir şekilde oynamalı; Tahran, Ankara ve Şam’ın burada söz sahibi olduğunu kesinlikle unutmamalıdır."

Çatışmasızlık bölgelerinde yoğunlaşan çatışmalar

Rusya, Türkiye ve İran’ın yürüttüğü Astana süreci kapsamında “çatışmasızlık bölgesi” sayılan Doğu Guta ve İdlib’e Suriye hükümet güçlerince başlatılan taarruzlar konusunda BM yetkililerinden uyarılar geliyor. BM Haber Merkezi’ne göre "Doğu Guta’nın tahmini 393 bin kişilik nüfusu, kasım 2017’nin ortalarından itibaren neredeyse her gün hükümet güçleri ile müttefiklerinin hava saldırılarına, top atışlarına ve bombardımanlarına maruz kalıyor. Doğu Guta’daki silahlı muhalif grupların Şam’ın meskûn bölgelerine roket atmasıyla durumun daha da kötüye gittiği bildiriliyor. İdlib’in güneyinde ve Hama kırsalının kuzeyinde hükümet güçleri ile İdlib vilayetinin büyük kısmını elinde tutan silahlı muhalif gruplar arasındaki çatışmalar aralıktan bu yana yoğunlaşırken 200 binden fazla sivil kaçmak zorunda kaldı ve çok sayıda insan hayatını kaybetti.”

Türk Kızılayı’nın Suriye’deki medya koordinatörü Ahmed El Ahmed Al-Monitor muhabiri Khaled al-Khateb’e şunları aktarıyor: “Kaçış dalgası aralık 2017’nin başlarında başladı ve 2018’in ilk günlerinde iyice vahim bir hâl aldı. Kızılay yerinden edilenlerin barınması için iki kamp kurdu: 5 bin kişilik kapasiteye sahip Yalnız Değilsin Kampı ve 20 bin kişiyi barındırabilecek ikinci bir kamp. Kamplar İdlib’in kuzeyinde Bab El Hava yakınlarında yer alıyor. (...) Yerinden edilen çok sayıda insanı barındırmak için İdlib’in kuzeyinde, Suriye-Türkiye sınırına yakın bölgelerde başka kamplar da kurmayı planlıyoruz. Kızılay, bu insanların sayısını çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 300 binin üzerinde tahmin ediyor.”

İD militanlarının mülklerine el konuluyor

Khateb ayrı bir haberinde ise Halep’in kuzey kırsalında yer alan Aktarin kentinde yerel konseyin 2 Ocak’ta İD’e katılan ya da rejim güçlerinin yanında savaşan kişilerin kendilerine ve ailelerine ait mülklere el koyacağını duyurduğunu aktarıyor. Khateb şöyle devam ediyor: “Karar hemen yürürlüğe girdi. Buradan gelecek para savaşta yetim kalan çocuklara ve bu çocuklara bakan kişilere gidecek. (...) Karar şeriat hükümleriyle bağdaşmadığı için Halep kırsalında başka bölgelerde de aynı uygulamaya gidilmesi olası görünmüyor. Öte yandan Fırat Kalkanı bölgesindeki kent ve kasabalardan İD ve rejim saflarına katılan çok sayıda kişi hâlâ cepheden dönmüş değil ve pek çoğu korktukları için muhtemelen asla dönemeyecek.”

More from Week in Review