Ana içeriğe atla

Türkiye’nin Suriyeli Kürtlere yönelik tehditlerine ABD’nin bir cevabı olacak mı?

Türkiye, Selefi grupların kontrol ettiği İdlib’te de söz sahibi olmak istiyor. Katar krizi Hamas’ı adım adım İran ve Hizbullah’a doğru itiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A Turkish army tank drives towards to the border in Karkamis on the Turkish-Syrian border in the southeastern Gaziantep province, Turkey, August 25, 2016. REUTERS/Umit Bektas - RTX2MYWT

Türkiye’nin ABD’yle ittifak eden Suriyeli Kürt güçlere askeri müdahalede bulunması, İslam Devleti’nin (İD) Rakka’dan temizlenmesi ve ondan sonrası için yapılan planları altüst edebilir.

Fehim Taştekin konuyla ilgili şu tespitlerde bulunuyor: “Ankara bu kez ‘İstikamet İdlib’ derken sahadaki konuşlanma stratejisi ikili bir oyuna işaret ediyor. (…) Birincisi Astana görüşmeleri çerçevesinde oluşturulacak çatışmasızlık bölgelerinde kendi askeri gücüyle var olmak. İkincisi ve en önemlisi Fırat’ın batısında bir tarafta ABD ve Kürtler, diğer tarafta Rusya, İran ve Suriye ordusunun yer aldığı rakip koalisyonlar arasında yaşanan restleşmelerden faydalanarak Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu koridora müdahale etmek. Malum Türkiye, Kürt koridoru olarak nitelediği YPG’nin kontrol hattını ulusal güvenliğine tehdit olarak görüyor.”

Taştekin şöyle devam ediyor: “Hükümet kaynaklarının medyaya sızdırdığı bilgilere göre ‘Üç ayrı noktadan Suriye’ye geçecek olan TSK birlikleri, 85 kilometre uzunluk ve 35 kilometreyi bulan derinlikteki alanın kontrolünü sağlayacak. Doğu’da Dar El İzze-Kala Saman’dan başlayacak koridor Batı’da Obin-Hırbet El Coz bölgesine ulaşacak. Hatay sınır hattından güneyde Sahil El Gap’a ulaşacak. 35 kilometrelik derinlik ise yine TSK denetiminde olacak. TSK öncülüğündeki İdlib’in güvenlik dizaynında Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) da görev alacak. Bu kapsamda bin 500 ila 2 bin ÖSO askerine ‘Hazır olun!’ talimatı verildi.’ (…) Kürtler, bu operasyonda Suriye ordusunun da Türkiye ile birlikte olduğunda ısrarlı. Fakat mevcut bilgiler ışığında ne Rusların ne de Suriye ordusunun Kürtlerin ezilmesine destek verdiğine dair bir emare var. Aksine Şam’dan aksi yönde yorumlar geliyor.”

Türkiye bu hamlelerle ABD’nin Suriye’deki genel stratejisini zora sokabilir mi? ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bu soruya en azından kamuoyu önünde bir yanıtı yok. Türkiye’nin ağırlıkla YPG savaşçılarından oluşan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) yönelik tehdit ve saldırılarından ABD kaygı duyuyor mu sorusuna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert 29 Haziran’da şöyle dedi: “ABD’nin Suriye’ye müdahil olmasının sebebi IŞİD’i bertaraf etmektir. Bunu önemsiyoruz ve bunun için oradayız. Şu an Rakka’yı kurtarmaya odaklanmış durumdayız. Güçlerimiz sizin bahsettiğiniz bölgede (Afrin’de) faal değil. Savunma Bakanlığı’nın alanına girmek istemem. Bu onların konusu. Ancak bizim şu anki odak noktamız Suriye’nin bir başka bölgesi.”

Birleşik Ortak Görev Gücü-Özgün Kararlılık Harekâtı Sözcüsü Albay Ryan Dillon, ABD’nin SDG’yi Türkiye’ye karşı koruyup korumayacağı konusunda aynı gün bir gazeteci tarafından sıkıştırılınca şöyle dedi: “Biz oralara gitmeyeceğiz. Bu konuda yorumda bulunmak istemiyorum. Bizler ortağımız olan SDG’yi Rakka’da IŞİD’e karşı mücadelede ve daha sonra belki başka yerlerde desteklemeye devam edeceğiz.”

Buradan yine İdlib’e geliyoruz. Taştekin şu bilgileri aktarıyor: “Ankara’dan gelen resmi açıklamalara bakılırsa Ahrar’uş Şam ile Heyet Tahrir’uş Şam arasında bölünen İdlib’in Türkiye’nin kontrol alanına katılmasına yönelik operasyon için düğmeye basıldı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Rusya ve Türkiye’nin İdlib’e konuşlanmasını öngören bir plandan bahsetti: ‘İdlib bölgesinde bizler ve Ruslar, Şam etrafında Rusya-İran, güneyde Dara bölgesinde Ürdün ve Amerikalıların içinde yer alacağı bir mekanizma üzerinde çalışılıyor.’”

İD’in Rakka’dan temizlenmesi Suriye’de terörle mücadelede sonun başlangıcı olacak diye ümit edenler için İdlib adeta saatli bir bomba gibi. Martta bu sütunda “ABD İD’i Rakka’dan çıkarmak için planlar yaparken Türkiye destekli Ahrar El Şam gibi Batı karşıtı Selefi gruplar ile Heyet Tahrir El Şam arasındaki çizginin giderek bulanıklaşması İdlib’i de en az Rakka kadar tehlikeli bir fay hattı hâline getirebilir.” demiştik. Heyet Tahrir El Şam örgütü El Kaide ve El Kaide’yle bağlantılı unsurlardan oluşuyor. Heyet Tahrir El Şam’la şu an kavgalı olan Ahrar El Şam ise El Kaide ile zaman zaman ilişki kurması nedeniyle bizim nazarımızda bu örgütün alternatifi değil yoldaşıdır.

Türkiye’nin İdlib planları bölgenin bu gruplardan temizlenmesini içeriyor mu? Cevap “Hayır.” ise İdlib’in Şam’a karşı savaşı sürdürme niyetinde olan Selefi ve terörist gruplar için güvenli bölge olarak kalması, İdlib halkının da bu silahlı çetelerin zalim ve keyfi idaresi altında mağdur olmaya devam etmesi beklenir.

Yine YPG konusunu ele alan Metin Gürcan, Türkiye’nin hedefinde Amerikalılar dâhil YPG saflarına katılan “yabancı savaşçıların” da olduğunu belirterek şöyle yazıyor: “Çeşitli iddialar olmasına rağmen YPG saflarındaki yabancı savaşçıların Türkiye içinde veya Suriye’de Türk güvenlik güçlerine karşı savaştığına dair güvenilir ve somut bilgiler açık kaynaklara henüz düşmüş değil. Ancak YPG saflarındaki bir yabancı savaşçının Türkiye sınırları içinde veya Suriye’de Türk güvenlik güçlerine karşı savaşırken etkisiz hâle getirilmesi veya yakalanması, Ankara ile Batılı müttefiklerinin mevcut görüş ayrılığını hem diplomatik hem de hukuki açıdan daha endişe verici noktalara taşıyabilir. Hele de Türkiye’ye karşı savaşan bu yabancı savaşçı bir NATO ülkesinin vatandaşı olursa…”

Hamas İran’a doğru kayıyor

Adnan Abu Amer, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin önayak olduğu Katar ablukasının Al-Monitor’da daha önce dikkat çekildiği gibi Hamas’ı İran’a doğru itmeye devam ettiğini aktarıyor.

Hamas Siyasi Bürosu Başkan Yardımcısı Musa Ebu Marzuk’un 14 Haziran’da Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’la görüştüğünü belirten Abu Amer şöyle devam ediyor: “Taraflar Suriye krizinde farklı tutumlar almış olsa da Hamas’ın finansman, silahlı eğitim, silah tedarik yollarının emniyete alınması ve Lübnan’daki Hamas kadrolarına ikamet sağlanması konusunda Hizbullah’a muhtaç olduğu bir sır değil. Suriye, Irak ve Yemen savaşlarına Sünniler aleyhine müdahil olarak Arap kamuoyunda itibar kaybeden Hizbullah’ın ise bu itibarını yeniden kazanmak için Hamas gibi bir Filistin hareketine ihtiyacı var. Sünni İslamcı bir hareket olan Hamas’ın Şii Hizbullah’la yakınlaşması Hizbullah’ın mezhepçi imajını dağıtmaya yardımcı olabilir. Hamas’la Hizbullah arasındaki bu yeni yakınlaşma silahlanma ve eğitimde iş birliği programlarının da İran’ın desteğiyle yeniden başlamasına zemin hazırlayabilir.”

Abu Amer yazısını şu tespitlerle sonlandırıyor: “Bir tarafta Katar ve müttefiklerinin, diğer tarafta Suudi Arabistan ve ortaklarının hizalandığı iki rakip eksenin kutuplaşmasıyla Hamas siyasi manevra alanının daraldığını pekâlâ görüyor. Elinde başka seçenek olmayan Hamas’ın ayakta kalmak için İran’a ve Hizbullah başta olmak üzere bölgedeki İran müttefiklerine başvurmak zorunda kaldığı görülüyor. Hamas yeni bir eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalacak olsa da rotasını Hizbullah’a doğru çevirmeye devam edecektir."

More from Week in Review

Recommended Articles