Ana içeriğe atla

Rusya’nın çelişkili Suriye hamleleri ve Türkiye’nin Afrin planı

Rusya, Türkiye ile birlikte İdlib’te askeri üs kurmayı düşünürken eski Sovyet cumhuriyetlerinin de Suriye’ye asker göndermesini sağlamaya çalışıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Russian soldiers, on armoured vehicles, patrol a street in Aleppo, Syria February 2, 2017. Picture taken February 2, 2017. REUTERS/Omar Sanadiki - RTX30GQ1

Suriye’nin batısında dört çatışmasızlık bölgesi kurma fikrini olgunlaştırmaya çalışan Rusya, doğuda da Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a kaybettiği bölgeleri geri alması için yardımcı oluyor. Suriye’nin batısı söz konusu olunca Kremlin iç savaşın fiilen sona erdiğinden bahsediyor ve üstü kapalı olarak Suriye muhalefetini zayıflatmaya çalışıyor. Doğu Suriye’de ise ABD-İran çatışmasından uzak durmak ve Washington’la iletişim kanallarını açık tutmak için sessizce büyük bir gayret sarf ediyor. Bu arada hem ABD’nin hem Kürtlerin etkinliğinin azaltılmasını savunuyor ve ekonominin düzeltilmesi için Kremlin’e yakın oligarklardan katkı istiyor.

Rusya’nın Suriye politikası başarılı görünüyor ve bu görüntü, 2018 başkanlık seçimlerine giderken Rus halkını etkilemeyi amaçlıyor. Gerçekte ise Moskova’nın tamamen taktiksel olan planları bir dizi sorunla karşı karşıya. Suriye ordusu Dara vilayetinde savaşmaya devam ederken yakın zamana kadar rejime pek kafa tutmamış olan Güney Cephesi isimli isyancı ittifak, 4 Temmuz’da başlayan Astana görüşmelerinin beşinci turunu boykot etti.

Kimi Rus yorumcular, dışişleri ve savunma bakanlığı kaynaklarına dayanarak askeri ve siyasi yönetimin İran ve Esad’ın BM barış planını engellemeye niyetlendiğinin pekâlâ farkında olduğunu söylüyor. BM Güvenlik Konseyi, bu planı 2254 sayılı kararıyla 2015’in sonlarında oy birliği ile kabul etmişti. Yorumcular arasında Tahran ve Şam’ın Moskova’yı da bu doğrultuda iş birliğinden caydırmaya çalışabileceği kaygısı var.

Rusya açıkça müttefiklerinin yanında duruyor. Örneğin Suriye yönetiminin Tabka’yı kuşatmasını haklı göstermek için ABD’yi ve Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı Kürtleri İslam Devleti (İD) ile gizlice iş birliği yapmakla suçlayacak kadar ileri gitti. Rusya ayrıca Fırat’ın batısında ABD uçaklarını hedef alacağını söyledi. Oysa ABD uçakları söz konusu bölgede faal bile değil.

Rusya’nın çatışmasızlık bölgeleriyle ilgili planının en zayıf noktalarından biri, Esad’ın ateşkes imzalamış olduğu ılımlı muhalefetin kontrolündeki bölgeler üzerinden taarruza geçmesi gerekirse radikal güçlerle nasıl savaşılacağı sorusudur. Kürtlerle Esad güçleri arasında durumun alevlenmesi Türkiye’nin İdlib’teki hareket alanını genişletir. İdlib’in derinliklerinde ise radikal Heyet Tahrir El Şam ittifakı bir dizi bölgeyi kontrol ediyor. Böyle bir alevlenme başka tarafları barış anlaşmasına katılmaktan caydırır ve bu da Kremlin’i pek memnun etmez.

Türkiye Fırat Kalkanı Harekâtı’nın sonuçlarından tatmin olmuş değil. Halep’in kuzeyinde 5 bin kilometre karelik bir alanı emniyete almayı planlayan Türkiye bunun sadece yarısını, 2 bin 15 kilometre karelik bir alanı, emniyete alabildi. Bu arada ABD’yi de Rakka taarruzunda Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile iş birliği yapmaktan vazgeçiremedi. Astana görüşmeleri sırasında Türkiye kuzeydeki çatışmasızlık bölgelerinin sadece İdlib vilayetine değil Lazkiye, Halep ve Hama’da muhalefet kontrolündeki bitişik bölgelere de uzanması için ısrar etti. Buradaki halk ve ılımlı militan gruplar kendisiyle iş birliği yaptığı için Türkiye bu bölgeleri potansiyel nüfuz alanı olarak görüyor.

Rus istihbaratına yakın bir kaynağın Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre Moskova İdlib konusunda iki seçeneği değerlendirdi. Birinci seçenek Esad yanlısı güçlerin ilerleyişini desteklemekti. Böyle bir yol izlenirse gerilim kaçınılmaz olarak tırmanır, Rusya savaşın içine iyice çekilir, Rusya’nın dış politikası, ekonomisi ve iç güvenliği etkilenir. İkinci seçenek Türkiye’yle yakın iş birliğine dayanıyor. Daha fazla mülteci almak istemeyen Ankara, Suriyeli Kürtler konusunda tavizler karşılığında “ılımlı” isyancı grupların Heyet Tahrir El Şam’la mücadelesini destekleyecek özel kuvvetler göndermeye istekli.

Doğu Suriye’deki toprak kapma yarışı da Şam’la Ankara arasında olumlu koşullar yaratıyor. İki tarafın da Kürtlerle sıkıntı yaşadığı düşünülürse Kürtlere karşı iş birliği Şam’la Ankara’nın ortak zemin bulmasını sağlayabilir.

ABD’nin SDG’yi vurduğu gerekçesiyle bir Su-22 uçağını düşürmesinin ardından Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu’nda yer alan El Mutasım Tugayı SDG ile yürüttüğü görüşmelerden çekildi. Taraflar 11 köyün Kürtlerden El Mutasım’a devrini görüşüyordu. Bu arada Esad güçleri de Halep-Afrin yolunu kesti, Türkiye ise Tel Rifat ve Afrin’de PKK’ya karşı taarruz başlatmak düşüncesiyle Azez’in güney ve batısına asker ve teçhizat kaydırmaya başladı.

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan bir kaynak Al-Monitor’a yaptığı açıklamada Moskova ve Ankara’nın ortak bir operasyonun koordinasyonunu yaptığını doğruladı. Operasyon Ankara’nın iki hedefe ulaşmasını sağlayacak şekilde planlandı: PKK’nın bir uzantısı olan ABD destekli Kürt milliyetçisi Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) zayıflatmak ve ateşkesin tarafı olmayan Heyet Tahrir El Şam’a karşı yeterli bir hareket alanı sağlamak.

Kaynak şöyle konuştu: “Ön anlaşmaya göre az sayıda Rus askeri danışman Kürtler ile Esad arasında aracılık yapmak üzere Afrin’de kalacak. Türkiye ise kritik önem atfettiği noktalarda kontrolü ele geçirecek.”

Ancak kuzey Halep’teki 41 PYD/PKK noktasının anlaşmada yer alıp almadığı ve anlaşmanın Azez’den İdlib’e koridor açılmasını öngörüp öngörmediği konusunda belirsizlik var. Böyle bir koridor Halep’in kuzeyindeki Türk nüfuz bölgesi ile İdlib’teki muhalefet bölgeleri arasında bağlantı sağlar ki bu da Kürtlerin konumunu zayıflatır ve onları Rusya ve Esad’a karşı daha yapıcı bir tutuma sevk edebilir.

Kaynak şöyle devam etti: “Moskova, Kürtlerin Şam’a sadakatini sağlamak ve onları Suriye ve Rusya’nın yerine ABD’yle ilişkilere öncelik verdikleri için bir nevi cezalandırmak istiyor. Ancak Moskova Afrin kantonunun genelinde çatışma yaşanmasına da aynı ölçüde karşı çıkıyor.”

Ankara’nın amacı Afrin kantonunun sadece doğu ve güney kısımlarını kontrol etmek ve böylece Fırat Kalkanı’nda alınan bölge ile İdlib arasında bağlantı sağlamak. Kürtler ise Türkiye’nin, kantonun tamamını kontrol etmek istediğini söylüyor. Kaynağa göre Kürtler Afrin’e savaşçı kaydırmak için İD’in kalesi Rakka’ya yönelik taarruzu durdurursa bu durum “ağır sivil kayıplarla sonuçlanabilir ve ABD’nin sert tepkisine yol açabilir”.

Türk askerlerinin İdlib’teki güvenli bölgeye konuşlanması onların teorik olarak Heyet Tahrir El Şam’a karşı operasyonlara katılamayacağı anlamına geliyor. Zira her iki işi yapmaya çalışarak fazla yayılabilir ve radikal gruplar için kolay bir hedef hâline gelirler. Türkiye’de askeri yetkililere yakın kaynakların Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre Ankara İdlib’te birkaç askeri nokta oluşturmayı düşünüyor. Daha önce Fırat Kalkanı’na katılan muhalif birliklerin Türkiye’ye burada da destek olması öngörülüyor.

Türk ve Rus askerlerinden oluşan ortak bir grubun İdlib vilayeti sınırında yer alan Şeyh Bereket Dağı’na konuşlandığı bildiriliyor. Türk askerleri İdlib’e iki yoldan girebilir: Ya sınırdaki Atme köyünden Halep’in batısındaki Daret İzze ilçesi ve Şeyh Bereket Dağı üzerinden ya da Salkin ve Harem üzerinden. Moskova muhalif grupları ayrıştırma konusunda Türkiye’ye bel bağlamak zorunda, başka seçeneği yok. Bu, cihatçılara yönelik askeri operasyonlara zemin hazırlayabilir ve El Kaideci olmayan bazı grupları Ahrar El Şam’a katılmaya yöneltebilir. Bu doğrultuda bazı girişimler hâlihazırda yapılmış durumda. Heyet Tahrir El Şam üzerindeki baskı sürdükçe bu örgütten de bazı militanlar “ılımlı” gruplara geçmek isteyebilir.

Ancak İdlib’teki 156 yerel konseyden yaklaşık 80’inin Heyet Tahrir El Şam’dan çeşitli grupların kontrolünde olduğu bir ortamda bu tür karmaşık senaryolar, eksik düşünülmüş bir ateşkes mekanizmasıyla birlikte Moskova’nın eski Sovyet cumhuriyetleri arasındaki en yakın iki müttefiki olan Kazakistan ve Kırgızistan’ı barışı koruma faaliyetlerine katma çabasını baltalıyor.

Rus parlamentosunun alt kanadı Duma’da Savunma Komisyonu Başkanı olan Vladimir Şamanov 22 Haziran’da Kazakistan ve Kırgızistan’ın Suriye’deki askeri faaliyetlere katılması için teklifler hazırlandığını açıklamıştı. Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nde (KGAÖ) Rusya’nın müttefikleri olan Kazakistan ve Kırgızistan görüşmelerle ilgili haberleri ertesi gün yalanladılar. Benzer bir öneri, Suriyeli Ermenileri korumak için bu ülkede uzun zamandır gizli operasyonlar yapan Ermenistan’a da iletildi. Irak, Kosova, Afganistan ve Lübnan’da barışı koruma görevlerinde yer almış olan Ermenistan askerleri bu alanda epey tecrübe kazanmış durumda.

Rus askeri endüstrisinden bir yetkili Al-Monitor’a şu değerlendirmede bulundu: “Kazakistan’ın barışı koruma taburu Irak’ta mayın temizleme çalışmalarında yer almıştı. Kazakistan çok yönlü bir yaklaşım izliyor ve güvenilir bir arabulucu olduğunu göstermek için elinden geleni yapıyor ancak yine de küçük bir askeri birlik göndermek zorunda kalabilir. Benzer şekilde Kırgızistan da asker göndermek durumunda kalabilir. Rusya geçtiğimiz günlerde Kırgızistan’ın bazı borçlarını yeni sildi.”

Sonuç olarak Kürtler ile Şam arasında durum alevlenirse Türkiye bundan azami faydayı sağlamak için kendi başına hareket edebilir ve Moskova’yla yaptığı anlaşmalardan dönebilir. Rusya ise KGAÖ’deki müttefiklerini Suriye’ye asker gönderme konusunda güç de olsa ikna edebilir.

Ancak tüm bunlar bir yana Rusya’nın Kürtlere yönelik tutumu düz bir çizgi şeklinde tarif edilemez. Kürtlere ABD’yle iş birliğinin bedelini ödetmek isteyen Türkiye’nin operasyon yapmasına Rusya katı bir şekilde karşı çıkmıyor ama yine de Afrin’de asker bulunduruyor. Rus güçleri Türkiye’nin operasyonunu engellemeyecek olsa da bu askeri varlık Kürtleri korumanın resmi bir göstergesi olsa gerek. Öte yandan İdlib’e yönelik dış müdahalelerin muhalefeti “ılımlı” ve “radikal” gruplar şeklinde ayrıştırmak yerine muhalefet saflarında yeni ittifaklar tetiklemesi de ciddi bir risk oluşturuyor.

More from Anton Mardasov