Ana içeriğe atla

ABD-Sünni ittifakı Bağdat’ı Tahran’dan koparabilir mi?

Sünni Arap ülkeleri ve Körfez devletleri ABD’nin desteğiyle İran’ın Irak’taki nüfuzunu dağıtmaya çalışıyorlar. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Iran_Iraq_Seperation1.jpg

BAĞDAT — Körfez devletlerinin Irak’ı ABD destekli Sünni Arap ittifakına alarak İran’ın nüfuz alanından uzaklaştırmak istediklerine dair güçlü işaretler söz konusu.

ABD Irak’ı yaşamsal merkezlerden biri olarak görüyor ve burada net bir siyasi stratejiye ihtiyaç olduğuna inanıyor, bilhassa da ülkede bulunan Amerikan üsleri ile yaklaşık 8 bin 500 ABD askeri ve Washington’ın ülkedeki genel durum üzerindeki etkisi açısından.

Bu kapsamdaki son çabalardan biri 21 Mayıs’ta Riyad’da düzenlenen İslami Arap Amerikan Zirvesi oldu. Zirveye ABD Başkanı Donald Trump ve Iraklı muhatabı Fuat Masum da katıldı.

Irak’ın 20 ülkeden 7 bini aşkın askerin katılımıyla Ürdün’de 7 Mayıs’ta düzenlenen Hevesli Aslan tatbikatına katılması da Bağdat’ı Sünni Arap eksenine dâhil etmeye yönelik bir diğer çabaydı.

Irak’ı İran ve İran’ın müttefikleriyle kurduğu ittifaktan vazgeçirme hırsı Suudi Dışişleri Bakanı Adil El Cübeyir’in 25 Şubat’taki Bağdat ziyaretinin de gündemindeydi. Suudi Bakan “Suudi Arabistan ve Irak’ın ortak sorununun terör olduğunu” söyledi.

Bu söylem, Riyad’ın Bağdat’la ilişkilerindeki sorunları çözmek için ortaya koyduğu iradeyi de yansıtıyor. İki taraf arasındaki ilişkiler Suudi Arabistan’ın Bağdat Büyükelçisi Tamer El Şaban’ın Irak’tan sınır dışı edilmesi üzerine olumsuz bir seyir izlemeye başlamıştı. Büyükelçi’nin “Irak’a İran müdahalesine” ilişkin sözleri ve “İran destekli silahlı Şii örgütlerin Sünnilerle gerilimi tetiklediğine” dair açıklamaları Irak kamuoyunda tepki çekmiş ve Şaban ağustos ayında ülkeden gönderilmişti.

Cübeyir’in Bağdat’ı Tahran’ın pençesinden kurtarma umutları Irak Başbakanı Haydar El Abadi’nin 20 Mart’ta Trump ile Washington’da yaptığı görüşmeyle daha da güçlendi.

Bu görüşme, Abadi’nin İran destekli Halk Seferberlik Birlikleri’nden (HSB) bağımsız karar alabilme yeteneğine ilişkin bir sınav niteliğindeydi. Ağırlıklı olarak Iraklı Şii milislerin koalisyonundan oluşan HSB Abadi’ye bağlı olsa da İran tarafından destekleniyor.

Irak Parlamentosu’nun Sünni İttifak Güçleri üyelerinden Zafer El Ani, Al-Monitor’a bu çabaları “2003’ten sonra İran’ın etkisine giren Irak’ı Arap saflarına yeniden katma” diyerek tanımladı. 2003’ta düşen Saddam Hüseyin rejimi katı bir İran karşıtıydı ve laik bir diktatör olsa da Şii çoğunluğu baskılıyordu.

Ani şu bilgileri verdi: “Tüm komşu ülkeler bilhassa da Suudi Arabistan, Irak’ı İran’ın Şii liderler ve partiler üzerinden sürdürdüğü nüfuz alanından çıkarmak için Bağdat’a mali ve askeri destek vermeliydi.”

Siyasi analist Vatık El Cebri ise bu çabaların ne denli başarılı olabileceği konusunda Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu zirvenin Irak’la ilişkileri istenen seviyeye taşıyacağı tartışma konusu hatta oldukça şüpheli.

Bölgedeki gelişmelerin seyrini Irak güçlerinin İran’la ilişkileri ve İD’e karşı kazanılan zaferin gücü belirleyecek. Washington Arap devletlerinin ABD’ye bağımlı olduklarından emin ama onların kendi aralarındaki bölünmüşlük Irak’ı Sünni Arap İttifakı’nın bir parçası kılmayı zorlaştırıyor.”

Cebri şöyle devam etti: “Irak, İran ile hasımları arasında arabulucu bir rol üstlenebilir. Bu Bağdat ile Tahran’ın arasını açmaya çalışmaktansa daha gerçekçi bir hedef. Bilhassa da Irak’ın Riyad zirvesine katılımının oldukça sembolik olduğu ve zirveye Abadi’nin yerine Irak Cumhurbaşkanı Fuat Masum’un gittiği düşünüldüğünde.”

Cebri haklı olabilir zira Irak da İran’ın nüfuzunu kesmeye yönelik çabalara karşılık veriyormuşa benzemiyor. Nitekim Tahran 19 Nisan’da İran’ın yeni Bağdat Büyükelçisi olarak İraç Mescidi’yi atadı. Irak’taki Şii partiler tarafından memnuniyetle karşılanan Mescidi askeri geçmişi ve Şii HSB liderleriyle ilişkileri nedeniyle tartışmalı bir isim.

Şu an Suudi Arabistan’ın Körfez’le ilişkilerden sorumlu bakanı olarak görev yapan Büyükelçi Şaban da Mescidi’nin atanmasına tepki göstererek İranlı elçiyi “uluslararası çapta aranan bir savaş suçlusu” diye niteledi.

Ulusal İttifak’a bağlı milletvekillerinden Abdül Hadi El Sadavi de Al-Monitor’a yaptığı açıklamada Irak’ı İran’dan koparma çabalarının başarıya ulaşmayacağını belirterek şöyle konuştu:

“İki ülke arasında özel bir ilişki olduğuna inanıyorum. Iraklılar ve İranlılar arasındaki en büyük bağ Şii öğretileridir. Dahası İran, terörle mücadelede Suudi Arabistan ve diğer Körfez devletlerinin aksine Irak’ın en büyük destekçisidir. Körfez devletleri ise Şiiler tarafından yönetildiği için Irak’taki silahlı grupları desteklemekle suçlanıyorlar.”

Görünen o ki Irak’taki Şii güçler ve siyasi partiler de Bağdat’ın Riyad ile Tahran arasında arabuluculuk yapmasına olumlu bakıyor. Böyle bir rol Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın 2 Mayıs’taki açıklamalarıyla iki hasım arasında artan gerginliği de azaltabilir. Selman “İran’a biz gideceğiz ve savaşı bizim topraklarımıza taşımasına izin vermeyeceğiz.” açıklamalarının ardından Irak’ın iki taraf arasındaki çatışmaların arenasına dönüşme ihtimali artmıştı.

Irak’taki Sadr hareketinin lideri Mukteda El Sadr da bunu önlemeye çalışıyor. Sadr 15 Mayıs’ta İran ve Suudi Arabistan’a “ihtiyat ve gerginliği tırmandırmaktan kaçınma, bölge güvenliği ve mezhepsel savaşa son vermek için ciddi ve faydalı bir diyalog” çağrısı yaptı.

Irak’taki siyasi tabloya gerçekçi bir pencereden bakan pek çok uzman İran’ın nüfuzunu kaybetmesini pek olası görmüyor. Irak hükümeti içinde İran’la çok özel ilişkilere sahip birçok büyük Şii grup var. İD’le mücadelede büyük rol oynayan HSB de Irak halkı tarafından çok seviliyor ve İran bu savaşı hem mali hem askeri düzeyde destekliyor. Dolayısıyla HSB de Tahran ile Bağdat’ın arasını açacak bir girişimi kabul etmez.

ABD ve İran 2003’ten bu yana Irak’ta birlikte varlık sürdürüyor ve buna son vermek olası değil. Suudi Arabistan ve Türkiye de dâhil Sünni ülkelerden ise İran’la aralarındaki sorunların aşılması için egemenlik ve iç işlerine karışmama ilkeleri doğrultusunda ve dürüst bir aracı olarak Irak’a bir şans tanımaları bekleniyor.

More from Adnan Abu Zeed

Recommended Articles