Ana içeriğe atla

Türkiye Suriye’deki zararını azaltma telaşında

Türkiye’nin Suriye politikası “lime lime” olurken Suriyeli Kürtler Halep’te hükümet güçleriyle koordinasyon yapıyor. Peki, Rusya Suriye için federal çözümü destekler mi? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A member of Forces loyal to Syria's President Bashar al-Assad carries his weapon as he walks past damaged buildings in a government held area of Aleppo, Syria December 9, 2016. REUTERS/Omar Sanadiki - RTSVEBH

Türkiye Rusya’yla yeni sayfa için bastırıyor

“Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a bağlı güçler, Halep’te geri kalan isyancı kalelerini almak için ilerlerken Türkiye’nin Suriye’deki büyük iddiaları lime lime oluyor.” Amberin Zaman Türkiye’nin Suriye politikasında gelinen noktayı böyle anlatıyor.

Bu sütunda geçen hafta da belirtildiği gibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye politikası Halep’te duvara tosladı. Amberin Zaman bu konuya değinirken Ankara’nın Rusya’yla ilişkilerini düzeltmek için adeta telaş ettiğine ve Başbakan Binali Yıldırım’ın 6 Aralık’ta Rusya’ya gittiğine dikkat çekiyor.

Zaman şöyle yazıyor: “Yakın zamana kadar çoğu uzman, Washington’da yeni yönetim göreve başlayana dek Türkiye’nin Suriye politikasında esaslı bir değişiklik yapmayacağını öngörüyordu. Ancak bu öngörü, Türkiye’nin uçuşa yasak bölge talebine yakın duran Demokrat aday Hillary Clinton’ın başkanlık seçimini kazanacağı varsayımına dayanıyordu. Seçimden zaferle çıkan Trump ise isyancılara ilişkin derin kuşkular dile getirmişti. Bu da Türkiye’yi zararlarını olabildiğince azaltma düşüncesine itti. (…) Halep’teki son gelişmeler belli bir anlayış birliğine varıldığına işaret ederken Türkiye’nin isyancılar ve ailelerinin İdlib’e çekilmesi için arabuluculuk yaptığı bildiriliyor. Suriyeli Kürtlerin sınırda bir devletçik oluşturduğunu düşünen Ankara bu konudaki paranoyası nedeniyle acele ediyor, Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) kontrolündeki tüm kantonları fiziki olarak birleştirmesini engellemek için çırpınıyor. Bu da şu anlama geliyor: İslam Devleti’nin elindeki El Bab kasabasının YPG tarafından alınması engellenmeli ve Rusya’yla, dolayısıyla da Esad rejimiyle Suriyeli Kürtlerin aleyhine olacak bir anlaşmaya varılmalı.”

Aynı konuya değinen Berzan İso da şunları aktarıyor: “El Bab’taki gelişmeler Halep’teki çatışmalarla bağlantılı. Türkiye’nin kendi kontrolünde bir paramiliter güç oluşturmak istediği ve bu amaçla Şam, Humus ve Halep’ten çekilen muhalif savaşçıları El Bab’a taşıdığı bildiriliyor. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak ve Kürtlerin Türk sınırında bir koridor oluşturma umutlarını boşa çıkarmak için El Bab’ın kontrolünü kilit bir unsur olarak görüyor. Ancak hem Türkiye’ye destek veren ABD hem de El Bab’a doğru ilerlemesi için Türkiye’ye yeşil ışık yakan Rusya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın niyetlerinden kuşku duyuyor. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı destekleyen Rusya, Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) Türk Silahlı Kuvvetleri ile Esad askerleri arasından El Bab’a doğru ilerlemesine izin verdi. Bu sayede YPG-SDG savaşçıları Türk birlikleri ile Suriye ordusu arasında fiili bir tampon bölge oluşturdu.”

Suriye’nin Arima bölgesinden bildiren İso, Menbiç Askeri Konseyi Sözcüsü Şervan Derviş’in “Türkiye İslam Devleti’yle mücadeleyi engelliyor.” şeklindeki sözlerini aktarıyor. İso şöyle devam ediyor: “SDG’nin (Suriye Demokratik Güçleri) uluslararası koalisyonun desteğiyle İD’den kurtardığı bölge şimdi aynı koalisyonun üyesi olan Türkiye’nin saldırısı altında. (…) Bir başka sorun da Türkiye’nin kontrol ve istikrar sağlama gücüne sahip olmaması ve halkı Şam Fetih Cephesi ile Ahrar El Şam gibi militan İslamcı grupların insafına bırakması. Suriye ordusu Halep’i geri almak için El Bab’a ihtiyaç duydukça Türkiye El Bab’a girme riskini göze alamaz. Suriye savunma sanayinin ana unsurları ve ülkenin en büyük uluslararası havaalanı da El Bab’ın hemen güneyinde yer alıyor.”

Suriyeli Kürtler arada kaldı

Gelişmeleri Kürtler açısından değerlendiren Fehim Taştekin, Kürtlerin “rejimle verecekleri sınav açısından kritik bir eşiğe geldiğini” ve “Suriye yönetimiyle iş birliği mi yoksa çatışma mı?” sorusuna yanıt arandığını yazıyor.

Suriye hükümet güçleri ve YPG savaşçılarının Halep’in Şeyh Maksud mahallesini elinde tutan silahlı gruplara taarruz ederken koordinasyon yaptığı anlaşılıyor. Mahmut Bozarslan’ın Al-Monitor’da aktardığı gibi Rusya, eylülde Halep taarruzu öncesinde Suriye yönetimi ile Kürt gruplar arasında bir anlaşma sağlamaya çalışmıştı.

Taştekin bu görüşmeleri hatırlatarak şöyle yazıyor: “Kürt yetkililere göre bu toplantıdan bir sonuç çıkmadığı gibi bu konuda Ruslarla yeni bir temas da olmadı. Kürtler hem Afrin hem de Şeyh Maksud’un bir cehennem arenasına dönüşmemesi için Rusya ve Suriye yönetimiyle temasta kalmaya önem veriyor. Şeyh Maksud’u sürekli ateş altında tutan silahlı gruplara karşı Suriye ordusu ile YPG arasında yaşanan bu çakışma basitçe ‘Kürtlerle rejim iş birliği yapıyor.’ şeklinde çerçevelense de durum o kadar basit değil. Dostluk ve düşmanlığın ayna anda, yan yana durduğu bir durumdan söz edilebilir. (…) Kürtlerle Suriye ordusu arasında iş birliğinin olup olmadığı tartışmasının geçtiği bir başka yer ise Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekâtı ile hedefine koyduğu El Bab. Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Menbiç’ten sonra El Bab’ın kuzeyindeki Kürt yerleşimleri üzerinden Afrin’e kadar uzanan bölgeyi güvenli bir kuşağa dönüştürmek istiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ise bunun önünü kesmeye çalışıyor. El Bab yarışı sırasında Fırat Kalkanı Harekatı’yla desteklenen grupların mevzilerinin Suriye ordusu tarafından vurulması rejimin Kürtlere desteği olarak yorumlanmıştı.”

Taştekin yazısını şu tespitlerle bitiriyor: “Kürtler yönetimle iş birliği yapıldığına dair suçlamaları reddetse de hem Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hem de Danışmanı Buseyna Şaban birkaç kez Kürtlere yardım ettiklerini ve aralarında koordinasyon olduğunu açıkladı. Altı yıllık süreçte Haseke, Kamışlı ve Şeyh Maksud’da Suriye ordusu ya da hükümet yanlısı milis güçleri ile yaşanan çatışmalar ya da tam tersine paslaşmalar şunu gösterdi: Kürtler Şam açısından cepte olmadığı gibi Şam yönetimi de Kürtler için garanti değil.”

Cengiz Çandar ise PYD lideri Salih Müslim’in geçtiğimiz günlerde katıldığı bir konferansta Kürtlerin bundan sonraki adımlarına dair “olabildiğince muğlak” konuştuğunu aktarıyor. Çandar şöyle devam ediyor: “Müslim’in sıkça değindiği bir husus, Kürt özerklik modelinin kuzey Suriye için ne kadar önemli olduğuydu. Müslim’e göre Cenevre barış görüşmelerinde Kürtlerin yer almaması – ki bu onların kendi kararı değildi – görüşmelerin başarısız olmasının başlıca sebebiydi. Kürtler Cenevre-1 ve Cenevre-2’de gereğince temsil edilseydi bugün her şey çok farklı olabilirdi. Yani Müslim’in bakış açısına göre Kürtlere özerklik tanınması, Suriye savaşının barışçıl çözümünde temel bir unsur teşkil ediyor.”

Rusya Suriye’nin bölünmesini kabul etmiyor

Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 30 Kasım’da imzaladığı Rusya Federasyonu’nun resmi dış politika belgesinde ise Moskova’nın Suriye’deki bilinen menfaatleri teyit edildi.

Maxim Suchkov bu konuda şöyle yazıyor: “Moskova, Suriye’nin tüm etnik ve dini grupların ‘barış ve güvenlik içinde yaşayacağı, eşit hak ve fırsatlardan yararlanacağı laik, demokratik ve çoğulcu bir devlet’ olarak ‘birliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne’ bağlılığını bir kez daha teyit etti. Bu ifadeler Kremlin’in günün sonunda neyi hedeflediği, ‘çatışma safhası’ bittiğinde müzakerelere hangi noktadan başlayacağı konusunda fikir veriyor. Ayrıca Rusya’nın Suriye’nin bölünmesi üzerinden hesap yaptığı iddialarının etkisiz kılınması amaçlanıyor. Tabii, federasyon seçeneği bir gün masaya gelecek olursa bu duruş Moskova’nın federasyonu savunmasını teknik olarak engellemiyor.”

More from Week in Review