Ana içeriğe atla

Halepli Hristiyanlar için Noel’le gelen barış umudu

BM genel sekreterliğine seçilen Antonio Guterres Hristiyanların “Orta Doğu’nun DNA’sında” yer aldığını vurguluyor. “İmkânsız bir savaş” yürüten Türkiye’de Erdoğan yandaşları Halep için İran’ı suçluyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
GettyImages-630461740.jpg

Halep’te Noel kutlamaları

Halep savaşının maliyeti felaket boyutunda olsa da kentteki Hristiyanlar Noel bayramından ilham ve umut almak istiyor. Suriye’deki Muhtaç Kiliseye Yardım isimli Katolik sivil toplum kuruluşunu temsil eden Cizvit papazı Ziad Hilal Christian Post sitesine şöyle diyor: “Halep halkının maruz kaldığı ağır koşullara rağmen Noel hem Hristiyanlara hem Müslümanlara son beş yıldır özlemini çektiğimiz barış umudunu getiriyor. Halep’te birçok kilise tahrip edilmiş olsa da diğer kiliselerin çanları çalacak ve umarız ki barış gelecek.”

Savaş, Halep’in nüfusunu beş milyondan bir buçuk milyona düşürdü. Savaş öncesi 120 bin kişiyi bulan Hristiyan toplumundan da geriye sadece 30 bin kişi kaldı.

Antakya Süryani Katolik Kilisesi Patriği İgnatius Joseph III. Yonan’a göre Suriye’deki Hristiyanların dörtte birine tekabül eden yarım milyon Hristiyan savaş nedeniyle ülkeden kaçtı. 140 kilise ve manastır terk edildi, zarar gördü veya yıkıldı.

Papa Francis, eylülde Suriye’de sivillerin bombalanmasından sorumlu olanların “Tanrı’ya hesap vereceğini” söylemişti. 12 Aralık’ta Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a kişisel bir mektup yazan Papa, “şiddetin son bulması ve çatışmaların barışçı yoldan çözülmesi” için çağrıda bulundu ve “hangi kesimden gelirse gelsin aşırıcılık ve terörizmin tüm biçimlerini” kınadı.

İslam Devleti (İD) ve diğer terörist gruplar geçtiğimiz yıl da bölgedeki Hristiyan topluluklarına saldırmaya devam etti. İD 11 Aralık’ta Orta Doğu’nun en büyük kilisesi olan Kahire’deki Aziz Mark Katedrali’ni bombaladı. Saldırıda 25 kişi hayatını kaybetti, 49 kişi yaralandı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, martta İD’i Irak, Suriye ve Orta Doğu’nun diğer bölgelerinde Hristiyan, Ezidi, Şii ve başka gruplara karşı soykırım yapmakla suçlamıştı. Yakın zamanda BM genel sekreterliğini devralacak olan Antonio Guterres de geçtiğimiz günlerde Hristiyanların “Orta Doğu’nun DNA’sında” yer aldığını vurguladı.

Şimdi Noel bayramı ile yeni yılın Hristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler ve diğer tüm dinlerden insanlara ortak miraslarına sahip çıkma ve Orta Doğu’da dinler arası hoşgörüye dayalı ortak bir vizyon için çalışma fırsatı vermesi umut ediliyor. Halep’te yıllar sonra ilk kez yapılan Noel kutlamaları bu yolculukta mütevazı ama umut verici bir başlangıç olabilir.

Türkiye’de yükselen terörün kaynağı Suriye

Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi Andrei Karlov’a 19 Aralık’ta düzenlenen suikastı değerlendiren Cengiz Çandar şöyle yazıyor: “Türk yetkililer, terör olaylarının ardından olağan hâle gelen adımları atarak hiç vakit kaybetmeden Twitter’ı engellediler ve olaya ilişkin yayın yasağı koydular. Ardından hükümet temsilcileri terörü kınadı. Terörün Türkiye’yi yolundan döndüremeyeceği, sorumluların en ağır şekilde cezalandırılacağı yönünde basmakalıp açıklamalar yaptılar. Yetkililer Rus büyükelçinin öldürülmesini iki ülke arasında gelişen iş birliği ve ilişkileri baltalama amaçlı bir ‘provokasyon’ olarak nitelediler. İstanbul ve Kayseri’deki terör saldırılarını kim yapmış olursa olsun, büyükelçinin öldürülmesinin arkasındaki amaç ne olursa olsun Türkiye’de artan terörün başlıca kaynağının Suriye olduğu kuşkusuz.”

Suriye krizi Türkiye’nin bölgesel yalnızlığını derinleştirirken Ankara’nın Rusya ile iş birliğini hızlandırıyor. Çandar şöyle devam ediyor: “Bölgede bazıları, Türkiye’de yükselen şiddeti Suriye’deki güç dengesinin düzeltilmesi bağlamında görüyor. Bu açıdan Suriye denkleminde Türkiye müdahil tarafların en zayıfı olarak seçilmiş bulunuyor. Görünen o ki Türkiye’nin zayıflığı Rusya’ya olan bağımlılığının artması şeklinde tezahür ediyor. Rus büyükelçiye düzenlenen suikast de ikili ilişkilere zarar vermekten çok mahcup Türkiye’yi en azından kısa vadede Rusya’nın kampına doğru iyice itebilir.”

Türkiye, Suriye savaşında artık bir fay hattı konumunda. Çandar şu tespitte bulunuyor: “Türkiye’nin içine düştüğü bu durumun müsebbibi herkesten çok Türkiye’nin kendisidir. Görünen o ki aynı anda birçok cephede yürütülen bu ‘imkânsız savaş’ Suriye’de üreyen şiddeti Türkiye’ye davet ediyor. Türkiye Suriye bataklığının içine girdikçe Suriye’den Türkiye’ye sıçramalar büyük bir sele dönüşebilir.”

İran’a yönelik Türk kızgınlığı

Semih İdiz ise Halep’teki gelişmelerin yansımalarını şöyle aktarıyor: “Halep’in ‘düşmesi’ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) koyu Sünni İslamcı tabanında derin bir yenilmişlik duygusu ve kızgınlık yarattı. Öyle ki intikamın Türkiye’deki Alevilerden alınması yönünde çağrılar bile yapıldı. (…) Ankara, isyancıların Halep’te yenilgiye uğratılmasında ve bu süreçteki hunharlıkta Rusya’nın rol almasına dikkat çekici biçimde sessiz kaldı. Bu, Erdoğan’ın tüm destekçileri tarafından hoş karşılanan bir şey değil. Yine de bu kesim Rusya’ya yönelik genel söyleminde itidal gösterdi. İran ise baş düşman olarak ortaya çıktı ve İran’a yönelik zehir zemberek tepkiler açıkça mezhepçi duyguları yansıtan dini ve tarihsel imgelerle örüldü. Hükümet yanlısı kanaat önderlerinin İran temsilcilikleri önünde gösteri düzenlenmesi için medyadan yaptığı çağrılar da karşılık buldu. Tahran’ın bu durumu resmi kanaldan protesto etmesi, Suriye nedeniyle arası zaten gergin olan iki ülkenin yeni gerilimler yaşayabileceğini gösteriyor.”

Mustafa Akyol İran karşıtı mezhepçi havayı şöyle değerlendiriyor: “Bu keskin değişim, Türkiye’deki Sünni İslamcıların teolojik bir iç muhasebe yaparak aniden mezhepçi olmasıyla yaşanmadı. Değişimin nedeni bu kesimin şahit olduğu büyük bir siyasi olaydır: Suriye iç savaşı. Savaşın 2011 baharında patlak vermesinden itibaren o günlerde başbakan olan, sonra cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki hükümet ve hükümetin tabanında yer alan İslamcılar Suriye rejiminin halkına ve özellikle Sünni muhalefete karşı barbarlığına odaklandılar. İran ve Hizbullah gibi İran vekilleri rejimin başlıca koruyucusu olarak ortaya çıkınca Beşar Esad’la ‘Şebihalara’ duyulan öfke İran’a ve genel anlamda bölgedeki ‘Şii-Alevi eksenine’ yöneldi. Son dönemlerde bu tabloya Irak da eklendi. Türkiye’deki ana akım İslamcılar İslam Devleti’ni (İD) asla desteklemedi ve onu İslam dinini lekeleyen radikal bir güç olarak gördüler. Ancak zaman zaman bu örgütü Bağdat’taki Şii ağırlıklı yönetime karşı Sünnilerin tepkisi olarak ‘okudular’. Bağdat yönetiminin Şii milisleri, bilhassa Halk Seferberlik Birlikleri Türkiye’deki İslamcı medyada İD kadar gaddar ve Iraklı Sünnileri tehdit eden bir güç olarak nam saldı.”

More from Week in Review

Recommended Articles