Ana içeriğe atla

Erdoğan’ın yeni büyük “Milli Cephe”si

İslamcı, muhafazakar ve milliyetçilerden oluşan Türk sağı topyekun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde birleşti. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Supporters of Turkish President Recep Tayyip Erdogan wave national flags as they listen to him through a giant screen in Istanbul's Taksim Square, Turkey, August 10, 2016. REUTERS/Osman Orsal/File Photo - RTSRR8G

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ak Parti’nin 2002’de kazandığı seçim zaferinden bu yana iktidarını koruyor. Önce başbakan ardından da Cumhurbaşkanı olarak halktan aldığı destek, ustaca atlattığı bir iki sarsıntı dışında, sürekli arttı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ise doruğa ulaştı. Genar’ın son anketine göre seçmenlerin yüzde 60’ından fazlası Erdoğan’ı destekliyor. Cumhurbaşkanı’nın darbe girişimine karşı halktan aldığı destek ise rekor seviyede: Yüzde 88.

Genar anketinin bir diğer çarpıcı sonucu daha var: Erdoğan’ın olası bir cumhurbaşkanlığı seçiminde alacağı oy oranı MHP tabanı da eklendiğinde yüzde 70’i buluyor. Nitekim, şu an Erdoğan’a büyük bir yakınlık duyan MHP seçmenin büyük bölümü olası bir cumhurbaşkanlığı seçiminde onu destekleyecek gibi görünüyor. Bir diğer kamuoyu araştırmasına göre de partilerin mevcut oy dağılımı şöyle: Ak Parti yüzde 55, MHP yüzde 12, ana muhalefet partisi CHP her zamanki yüzde 25’lik payını koruyor, HDP’nin oyları ise yüzde 7’ye düşmüş durumda.

Böylesi geniş bir destek görmesi Batı medyasının genel varsayımlarının aksine Erdoğan’ın tabanının sadece İslamcılarla sınırlı olmadığı anlamına geliyor. Zaten Pew Araştırma Merkezi’nin 2013’teki anketi de dahil muhtelif anketler Türkiye’de şeriat esaslı bir devlet fikrini destekleyenlerin oranının yaklaşık yüzde 10 seviyelerinde olduğunu gösteriyor. Bu kesimin çoğunluğunun gelecekte daha büyük adımlar atacağını umarak Erdoğan’a oy verdiğini düşünebiliriz. Ama bunun yanı sıra tercihini Ak Parti’den yana kullanan, bir yüzde 35’lik Sünni muhafazakar taban da var. Bu kesim Erdoğan’ın dini referansları kadar Ak Parti iktidarıyla gelen sosyal hizmetler, yollar, köprüler, alışveriş merkezlerinden de memnun.

Sünni muhafazakar seçmen kitlesi içinde Türkiye’nin dördüncü büyük partisi MHP’ye oy veren bir kesim de var. Zaten iki parti arasındaki yegane fark MHP’nin etnik Türk milliyetçiliğinde daha ısrarcı olması. MHP Kürt meselesi konusunda daha katı ve şahince bir tutum benimsiyor. Nitekim, iki parti arasındaki ilişkiler en fazla 2009-2015 yılları arasında devam eden “barış süreci”nde gerilmişti. MHP lideri Devlet Bahçeli bu süreçte PKK ile müzakere masasına oturduğu için Ak Parti’yi “vatana ihanet”le, Erdoğan ise MHP’yi “ırkçılık ve kafa tasçılık”la suçlamıştı.

Barış sürecinin temmuz 2015’te sona ermesiyle iki parti arasındaki uçurum da kapanmış oldu. Dahası, Bahçeli parti içi muhalefetle mücadele ederken Erdoğan’la ittifak bile kurdu. İki lider arasındaki yakınlık bugün öyle bir boyuta ulaştı ki Başbakan Binali Yıldırım başkanlık sisteminin önünü açacak yeni anayasanın MHP’nin yardımıyla yakında hayata geçirileceğini açıkladı.

Sonuçta, bugün seçmen kitlesinin yüzde 60’ından fazlasını oluşturan İslamcı, muhafazakar ve milliyetçi kesimin tümüyle Erdoğan’ın liderliğinde birleştiğini söylemek yanlış olmaz. Böylesi büyük bir koalisyon geçmişte sadece bir kez, İslamcı Milli Selamet Partisi (MSP), merkez sağdaki Adalet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin 1970’lerde kurduğu Milli Cephe’yle mümkün olmuştu. Ancak o zaman bile üç parti de kendi liderlerini desteklemeyi sürdürmüştü. Erdoğan ise tüm Türkiye sağının yegane lideri olarak kimilerinin “Üçüncü Milli Cephe” diye tanımladığı yeni bir koalisyon yarattı.

1970’lerdeki koalisyonla bugünkü tablo arasında doğal olarak başka farklılıklar da söz konusu. Milli Cephe’nin en büyük düşmanı komünizmdi. Günümüzde ise Gülencilerden, solculara, liberallerden PKK ve bölgedeki uzantılarına, hatta bunları Türkiye’yi bölmek için bir “maşa” olarak kullandığı iddia edilen Batılı güçlere uzanan geniş bir düşman yelpazesi söz konusu. Hatta Erdoğan yanlısı kimi yorumcular son günlerde listeye “küreselleşmeyi” de ekleyerek Erdoğan ve davasını, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Brexitçiler ve ABD’nin müstakbel Başkanı Donald Trump’la aynı kampa yerleştirdiler. Erdoğan yanlısı basının Trump’ın zaferinden duyduğu memnuniyet de bunun bir göstergesi.

Bununla birlikte, Erdoğan’ın milli cephesinde İslamcılar ve muhafazakarlara geçmişte asla yakın durmayan bir unsur daha var: Türkiye’de Maoist hareketin kurucusu Doğu Perinçek ve onun liderliğindeki Vatan Partisi. Komünizmin çöküşünden sonra Kemalizmle anti-emperyalizmi harmanlayan Perinçek’in ilk on yılında Ak Parti iktidarının en büyük muhaliflerinden biri olduğu malum. Ancak Gülen karşıtlığı ve Gülen cemaatinin arkasındaki “Batılı güçler” algısı Perinçek’i Erdoğan’a yaklaştırdı. Vatan Partisi’nin oy oranı sınırlı olsa da Perinçek Aydınlık gazetesi, bürokrasideki adamları ve Putin’in yakın çevresindeki Alexander Dugin gibi isimlerle olan “dostluğu” aracılığıyla milli cepheye önemli bir katkı sağlıyor. Nitekim, Dugin kısa süre önce Türkiye’ye gelerek Ak Parti ve parlamentoda görüşmeler yaptı.

Peki bu milli cephe koalisyonu ne kadar sürer? Kesin bir yanıt vermek imkansız. Ancak bunun, Erdoğan’ın geçmişte Avrupa Birliği, Gülenciler, liberaller ve Kürtlerle kurduğu ittifaklara kıyasla daha dayanıklı olacağını öngörebiliriz. Zira geçmiştekiler Erdoğan’ın iktidarını sınırlayan ittifaklardı, yeni milli cephe ise neredeyse tümüyle kendisine tabi durumda. Dahası, oy potansiyeli de fazla ve Erdoğan’ı yıllar hatta on yıllar boyunca iktidarda tutabilir.

Kendilerini bu cephenin dışında kalan Türkiye vatandaşlarına, yani laikler, CHP’liler, Aleviler, solcular, liberaller ve Kürtlere gelince, bu, onlar için doğal olarak kötü haber. Ak Parti’nin çoğunlukçu demokrasi anlayışı yüzünden kendilerinin daima muhalefette kalacaklarına ve dışlanacaklarına inanıyorlar. Aralarındaki varlıklı ve eğitimli kesim ülkeden göç etmeyi tercih ediyor. Kalanlar arasında ise radikalleşme tehlikesi var.

Kısacası, milli cephenin gücü Erdoğan’ı iktidarda tutmaya yeter ama, ülkeye barış, çoğulculuk, yaratıcılık getirmeye yetmez. Eğer Erdoğan gerçekten de destekçilerinin inandığı gibi siyasi bir dahiyse bu açmazı bir an önce fark ederek dışlanmış kesimleri sistemle kaynaştırmanın yollarını aramalı.

More from Mustafa Akyol

Recommended Articles