Ana içeriğe atla

Olağanüstü hal, Kürt ayrılıkçılığını kışkırtıyor

15 Temmuz darbe girişimine karşı ilan edildiği söylenen olağanüstü hal kapsamında Kürt çoğunluklu güneydoğudaki okul ve belediyelerde uygulanan kitlesel tasfiyeler Kürt sorununu daha da içinden çıkılmaz hale getirecek
A riot police officer stands guard in front of Sur municipality office, following the removal of the local mayor from office after he was deemed to support Kurdish militants, in Diyarbakir, Turkey, September 11, 2016. REUTERS/Sertac Kayar - RTSN757

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden beş gün sonra Milli Güvenlik Kurulu ve Bakanlar Kurulu’nu peş peşe toplayarak tüm ülkede olağanüstü hal ilan edilmesini sağlamıştı. Amacı, kendisi tarafından “darbeci terör örgütünün bertaraf edilmesi” olarak açıklanan olağanüstü hal (OHAL), iktidara temel hak ve özgürlükleri sınırlama ve ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle yönetme yetkisi veriyordu.

OHAL’in, ilanından bu yana geçen yaklaşık iki aylık sürenin sonunda, başlangıçta açıklanan “Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) darbecilerinin tasfiyesi” amacının hayli dışına çıkan uygulamalarıyla, ülkenin kadim Kürt sorununu daha da karmaşıklaştırmaya başladığı görülüyor. Bu bakımdan, 8 ve 11 Eylül tarihlerinde OHAL kapsamında alınan iki kararın, Türkiye’deki Kürt sorunu kaynaklı çatışmayı ağırlaştıracağı öngörülebilir.

Bu kararlardan biri, büyük çoğunluğu Kürt nüfuslu doğu ve güneydoğudaki 28 belediyeye 11 Eylül’de İçişleri Bakanlığı tarafından kayyum atanmasıydı... Karar doğrultusunda Batman ve Hakkâri illerinin yanı sıra 24 ilçe ve 2 beldenin seçimle iş başına gelmiş belediye başkanları görevden alındı. Yerlerine İçişleri Bakanlığı’nın atadığı yeni başkanlar 11 Eylül’de görevlerine başladı.

İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasında 28 belediye başkanından 24’ünün PKK-KCK terör örgütlerine yardım ve destek vermekten dolayı görevden uzaklaştırıldığı belirtildi. Söz konusu 24 belediyenin başkanı yerel Kürt partisi DBP’den (Demokratik Bölgeler Partisi) seçilmişti. Görevden alınan belediye başkanlarının 12’sinin ise daha öncesinde tutuklanmış oldukları hatırlatıldı. Kayyum atanan belediyeler 2014’ün mart ayında yapılan yerel seçimlerde o zamanki adıyla Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) tarafından kazanılmış ve bu parti aynı yılın temmuz ayında DBP adını alarak yerel yönetimlerde varlık göstermeye devam etmişti. Hâlihazırda parlamentoda temsil edilen Kürt hareketi orijinli Halkların Demokratik Partisi (HDP) ise Türk solundan katılımlarla 2014 yılında bir Türkiye partisi olma iddiasıyla kuruldu ve 2015’teki 7 Haziran ve 1 Kasım genel seçimlerinde yarıştı.

Kayyum atanan belediyeler arasında, PKK’ya karşı 24 Temmuz 2015’te başlatılan savaş sırasında şiddetli çatışmalara sahne olarak, ezici oranda da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ağır silah ateşiyle yoğun yıkıma uğratılan Diyarbakır’ın Sur ve Silvan, Mardin’in Nusaybin, Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçeleri de vardı. 

28 belediyeden geri kalan dördünün başkanı da FETÖ’yle ilişkilendirildiği için aynı akıbete uğramıştı. Bunların üçü AKP’den, biri de MHP’dendi.

Darbe girişimi sonrası performansı Erdoğan tarafından yeterli bulunmadığı için görevden alındığı söylenen Efkan Ala’nın yerine İçişleri Bakanı yapılan Süleyman Soylu, yaklaşmakta olduğu haftalar öncesinden bilinen kayyum atama uygulanmasını 9 Eylül’de şu ifadelerle savundu: “Bize kanun hükmünde kararnamenin verdiği yetkiyle 15 gün içerisinde 28 belediyenin yönetimi teröristlerde değil, 28 belediyenin yönetimi Kandil’in talimatıyla değil, şu ay yıldızlı bayrağı kendi gönlüne sindirmiş insanların yönetimiyle devam edecektir.”

PKK ile hükümet güçleri arasında sürmekte olan kanlı savaş ortamında Bakan’ın bu açıklaması, seçilmiş belediye başkanlarının Ankara tarafından PKK’nın saf dışı bırakılması gereken uzantıları olarak görüldüğünü ortaya koyuyordu...

Soylu’nun bu açıklamasından önce, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 2 Eylül’de yaptığı çağrı farklı bir içerik taşısa da sertlikte Bakan’ınkinden aşağı kalır değildi: “Kayyumu tanımayın ve emirlerini yerine getirmeyin. Diktatörlüğe geçtik. Biz böyle bir adama biat etmeyeceğiz.”

Bu iki açıklama yan yana konulduğunda Türkiye’de Kürt partisi ve iktidar arasındaki makasın ne kadar çok açıldığı daha iyi görülür.

HDP’nin Merkez Yürütme Kurulu’nun 24 belediyeye kayyum atanmasına tepki olarak aynı gün yaptığı yazılı açıklamanın içeriği ve tonu, bu uygulamanın siyasi Kürt kamuoyu tarafından nasıl algılandığının güçlü bir göstergesiydi: “15 Temmuz’da Meclis’i, yani halkın seçilmiş iradesini bombalayan zihniyetle, seçilmiş belediyelere ‘yönetime el koyduk’ naraları ile giren ve halkın iradesinin gasp eden zihniyet arasında fark yoktur. (...) Kayyum darbesiyle esas itibariyle Kürt kentlerinde yüzde 65-95 arasında oy oranlarıyla seçilmiş belediyeler, yerel yönetimler hedef seçilmiştir. Bu hukuksuz ve keyfi tutum, Kürt kentlerinde mevcut sorunların derinleşmesine, Kürt sorununun iyice çözümsüz hale gelmesine yol açacaktır.”

11 bin 285 öğretmen açığa alındı

İktidarın OHAL kapsamında PKK’yla mücadele kapsamında uygulamaya koyduğu ikinci tasfiye eylemi binlerce Kürt kökenli öğretmeni hedef aldı. Milli Eğitim Bakanlığı 8 Eylül’de 11 bin 285 öğretmene “PKK’yla ilişkili oldukları” gerekçesiyle işten el çektirdi. Öğretmenlerin güneydoğu illerindeki sokağa çıkma yasaklarını akamete uğratmak ve eğitim öğretim hakkını engelleyici eylemlere katılarak terör örgütüne (PKK) destek verdikleri gerekçesiyle açığa alındıkları bildirildi.

Başbakan Binali Yıldırım 5 Eylül’de “Bu bölgede (Güneydoğuda) görev yapan, terörle bir şekilde iç içe olmuş 14 bin civarında öğretmen olduğu tahmin ediliyor” demiş ve ardından bunların da “FETÖ” mensupları gibi meslekten ihraç edileceklerini ima etmişti.

Başlangıçta darbecilerle mücadele gerekçesiyle ilan edilen OHAL’in verdiği yetkilerin amaç dışı kullanımıyla uygulanan bu tasfiyeler, Eylül başında Başbakan Binali Yıldırım’ın ağızından çıkan ve hafızalardan kolay silinmeyecek kısa bir cümlenin anlamıyla uyumlu... Yıldırım 2 Eylül’de Kürt sorunu ile ilgili olarak, “Çözüm mözüm yok” demişti.

Doğru, hükümetin gündeminde “Kürt sorununun çözümü” sözde bile olsa yok. Erdoğan’ın 7 Haziran 2015 seçimlerinde kaybettiği meclis çoğunluğunu geri almak için ülkeyi götürdüğü 1 Kasım 2015 erken seçimleri öncesinde, milliyetçi, muhafazakâr Sünni seçmen tabanıyla kurduğu mutabakatın esası, “çözüm süreci”nin sona erdirilmesine dayanıyordu. Bu mutabakat, Erdoğan’ın fiili ve otoriter başkanlık rejimini bir anayasaya kavuşturmak için ülkeyi götürmek istediği erken seçim ya da referanduma kadar da sürecek. Bu aynı zamanda güneydoğudaki mevcut çatışmanın da belirsiz bir süre daha edeceği anlamına geliyor çünkü henüz ne seçim ne de bir referandum tarihi belirlenmiş bulunuyor.

“Çözüm mözüm yok” deyip, OHAL yetkilerini yasal Kürt partisini yerel yönetimlerden tasfiye amacıyla da kullanmanın, öğretmenlere işten el çektirmenin güneydoğuda hangi sonuçlara yol açabileceğini öngörmek zor değil: İktidarın bu aşırılıkları, Türkiye’deki siyasileşmiş Kürt tabanında demokratik süreçlere olan inancı zayıflatarak şiddete başvurma eğilimini artırabilir. Kürtlerde kamu sektöründen sırf Kürt oldukları için tasfiye edildikleri kanaatini yaygınlaştırabilir ve bu da telafisi zor bir eşitsizlik duygusunun yerleşmesine neden olur. İktidarın OHAL kapsamında aldığı sert tedbirlerin şiddet ve terör yanlısı Kürt ayrılıkçılığını daha da güçlendirmesi beklenmelidir.

Join hundreds of Middle East professionals with Al-Monitor PRO.

Business and policy professionals use PRO to monitor the regional economy and improve their reports, memos and presentations. Try it for free and cancel anytime.

Free

The Middle East's Best Newsletters

Join over 50,000 readers who access our journalists dedicated newsletters, covering the top political, security, business and tech issues across the region each week.
Delivered straight to your inbox.

Free

What's included:
Our Expertise

Free newsletters available:

  • The Takeaway & Week in Review
  • Middle East Minute (AM)
  • Daily Briefing (PM)
  • Business & Tech Briefing
  • Security Briefing
  • Gulf Briefing
  • Israel Briefing
  • Palestine Briefing
  • Turkey Briefing
  • Iraq Briefing
Expert

Premium Membership

Join the Middle East's most notable experts for premium memos, trend reports, live video Q&A, and intimate in-person events, each detailing exclusive insights on business and geopolitical trends shaping the region.

$25.00 / month
billed annually

Become Member Start with 1-week free trial

We also offer team plans. Please send an email to pro.support@al-monitor.com and we'll onboard your team.

What's included:
Our Expertise AI-driven

Memos - premium analytical writing: actionable insights on markets and geopolitics.

Live Video Q&A - Hear from our top journalists and regional experts.

Special Events - Intimate in-person events with business & political VIPs.

Trend Reports - Deep dive analysis on market updates.

All premium Industry Newsletters - Monitor the Middle East's most important industries. Prioritize your target industries for weekly review:

  • Capital Markets & Private Equity
  • Venture Capital & Startups
  • Green Energy
  • Supply Chain
  • Sustainable Development
  • Leading Edge Technology
  • Oil & Gas
  • Real Estate & Construction
  • Banking

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial