Ana içeriğe atla

Suriye’de Selefi grupların saldırıları artıyor

BM Suriye Temsilcisi Staffan de Mistura ateşkesin “büyük tehlikede” olduğu uyarısını yapıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Civil defence members rest amid rubble of damaged buildings after an airstrike on the rebel-held Tariq al-Bab neighbourhood of Aleppo, Syria April 23, 2016. REUTERS/Abdalrhman Ismail      TPX IMAGES OF THE DAY      - RTX2BBAO

22 Nisan’da açıklama yapan BM Suriye Temsilcisi Staffan de Mistura 26 Şubat’ta başlayan çatışmazlık sürecinin hâlâ yürürlükte olduğu ve taraflardan hiçbirinin ateşkesi bozma açıklaması yapmadığını ancak “hemen harekete geçilmezse sürecin büyük tehlikede olduğunu” belirtti.

Aynı gün Londra’da konuşan ABD Başkanı Barack Obama çatışmazlık sürecinin “yıpranmakta” olduğunu belirtti ve şöyle devam etti: “Sayın Putin’in Suriye’deki eylemleri ve amaçları konusunda hep kuşkulu oldum. (…) Ancak bu seçeneği sonuna kadar tüketeceğiz. Çatışmazlık süreci bozulursa onu tekrar toparlamaya çalışacağız ve bu arada IŞİD’le mücadeleye devam edeceğiz.” Obama bundan bir gün önce de Riyad’da Suudi Kralı Selman bin Abdül Aziz El Suud ile görüşürken şöyle dedi: “Esad rejiminin devam eden ihlalleri de dâhil çatışmazlık sürecinin büyük basınç altında olduğu ortada. Bu şiddet olayları bize bir kez daha şunu hatırlatıyor ki iç savaşı bitirmenin tek yolu, KİK’teki (Körfez İşbirliği Konseyi) ortaklarımızın da kabul ettiği gibi Esad’sız bir geçişi kapsayacak şekilde geçici bir yönetim, yeni bir anayasa ve özgür seçimlerdir.”

Basında çıkan haberler ve ABD yetkililerine göre olası bir Halep taarruzu öncesinde bölgedeki Rus askeri varlığı artarken kırılgan ateşkesin sarsılmasından da öncelikle Rusya ve İran destekli Suriye güçleri sorumlu. Şam’ı temsil eden heyet BM “dolaylı görüşmeleri” için hâlen Cenevre’de bulunsa da Suriye yönetimi hiç kuşkusuz ki yakaladığı avantajı kullanmaya çalışıyor. Ancak sahada olup bitenlere yakından bakmakta fayda var.

Economist dergisine göre Suriye hükümetinin Halep’e yönelik saldırılarının bugüne kadar geçiştirilmesi, kısmen “İslam Devleti (İD) ile birlikte ateşkes kapsamı dışındaki terör örgütleri arasında yer alan El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi’nin Halep’teki muhalefete hâkim olmasından” kaynaklanıyor. Saygın bir kuruluş olan Savaş Araştırmaları Enstitüsü ise Ahrar El Şam, Ceyş El İslam ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gibi silahlı grupların Lazkiye bölgesinde hükümete karşı askeri operasyonlar için Rad El Mazalem adında bir karargâh kurduğunu bildiriyor. Aynı kuruluşa göre “Cund El Aksa ve Türkistan İslam Hareketi isimli Selefi cihatçı gruplar, Hama vilayetinin kuzeybatısındaki Sahl El Gab ovalarında Hirbet Nakus köyünü ele geçirdi.” Rusya Savunma Bakanlığı ise Ahrar El Şam’ın Lazkiye ve Halep çevresinde ateşkes ihlallerinde bulunduğunu, Ceyş El İslam’ın da Şam yakınlarında topçu saldırıları düzenlediğini iddia etti.

Sardar Mlla Drwish ise Al-Monitor’da bu hafta yayımlanan haberinde ABD destekli Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) çeşitli silahlı gruplarla mücadele ettiği Halep’in Şeyh Maksut semtindeki çatışmaları aktarıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre “hedef gözetilmeden yapılan saldırılar” ateşkes boyunca devam etti. Örgütün kınadığı bu olaylar arasında Suriye hükümet güçlerince 31 Mart’ta Deyr El Asafir’de gerçekleştirilen ve en az 31 sivilin ölümüne yol açan hava saldırısı da gösteriliyor. Tom Rollins ise Nusra Cephesi ile İD arasındaki çatışmaların Yermuk mülteci kampındaki yansımalarını aktarıyor.

Çatışmazlık sürecinin yıpranmasından kimin sorumlu olduğunu bir kenara bırakalım. Zira sorumluluğu epey geniş tutacak kadar çok ihlalin olduğu görülüyor. İlla da tartışılacaksa başlıca sorumlu olarak pekâlâ Suriye hükümeti de kabul edilebilir. Ancak böyle olsa dahi ÖSO’nun siyasi rüzgârlar doğrultusunda Nusra Cephesi’nden pek ince bir çizgiyle ayrılan Ahrar El Şam ve Ceyş El İslam gibi dış destekli Selefi gruplarla iş birliğini artırması endişe kaynağı olmalı.

Ahrar El Şam ve Ceyş El İslam konusunda bu sütunda hiç taviz verilmedi. Bizler, geçmişte Nusra Cephesi ile iş birliği de yapan bu grupları Nusra Cephesi’nin ideolojik yol arkadaşları olarak görüyoruz. Hem gerçekler doğrultusunda hem prensip olarak onlara “isyancı” dememeyi tercih ediyoruz ve Suriye muhalefetinin “Selefileşmesine” yönelik eğilimleri sorguluyoruz. Bu radikal grupların muhalefet içinde normalleştirilmesi değil marjinalleştirilmesi gerekir. Muhalefetteki laik yurtseverler de Esad karşıtlığını paylaşan bu iki gruba dair pek çok şeyi sineye çekmek zorunda kaldı. Zira bu gruplar, Suriye halkını göz ardı ederek onların radikal hedeflerini paylaşan kimi dış patronlardan para ve silah alabiliyor. Dış destekçileri olmasaydı bu grupların cazibesi ve dayanma gücü acaba ne oldurdu sormak lazım.

Burada önemli bir nokta daha var. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon 8 Nisan’da basına yaptığı açıklamada, Ceyş El İslam’ın Halep’te Kürt gruplara karşı kimyasal silah kullandığı haberlerini Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü ile eş güdüm hâlinde araştırdıklarını kaydetti. Ceyş El İslam ise 7 Nisan tarihli açıklamasında “bu tip çatışmalarda kullanımına izin verilmeyen silahlar” kullandığı gerekçesiyle bir komutana kınama cezası verildiğini belirtti. Örgüt daha sonra söz konusu silahların klorin veya kimyasal gaz değil, “modifiye edilmiş Grad roketleri” olduğunu öne sürdü.

Ceyş El İslam’ın kimyasal silah kullanıp kullanmadığı tartışması bir yana, bu örgütün Ahrar El Şam ve başka Selefi gruplarla birlikte giderek daha iddialı bir role soyunduğunun görülmesi şu hususu tekrar herkese hatırlatmalı: Suriye krizini çözecek tek geçerli yaklaşım ABD’yle Rusya arasındaki eşgüdümün azaltılması değil artırılmasıdır. Bu koordine çabalarla bölgesel taraflar adı geçen grupları marjinalleştirmeye yöneltmeli, bu arada sivil bölgelerin bombalanmaması için Esad yönetimi baskı altında tutulmalı ve kuşatılmış bölgelere insani yardım akışı artırtılmalı.

Geçen hafta da buradan uyardığımız gibi Suriye’de sonuç verecek farklı bir B planı olamaz. Hele de bu plan, Ahrar El Şam ve Ceyş El İslam gibi gruplara gelişkin silah verilmesine dayanıyor ya da bu tip silahların onların eline geçme ihtimalini içeriyorsa… Son derece taktiksel hareket eden, son derece radikalleşmiş ideolojileri olan bu gruplar ile Nusra Cephesi arasındaki çizgi de son derece bulanıktır. İD, Nusra Cephesi ve Selefi grupların hâlen etkili olduğu Halep’e yönelik Rus ve İran desteğiyle başlaması beklenen taarruza nasıl yaklaşılacağını düşünmek daha isabetli bir planlama olabilir. Böyle bir harekât gerçekleşirse bunu ateşkesi bozan bir hamle olarak görmek yerine, ABD ve Rusya karşılıklı müttefikleri ile birlikte Halep operasyonlarını koordine ederek İD ve Nusra Cephesi’nin hedef alınmasını, sivil kayıpların azaltılmasını sağlarsa çok daha isabetli bir yaklaşım ortaya koyabilir. Bu sütunda Halep’in kurtuluşunun Suriye savaşında bir dönüm noktası olabileceğini, radikal güçlere ağır bir darbe indireceğini yazmıştık. ABD ve bölgesel ortakları da böyle bir sonuca direnmek yerine ona yardımcı olmalı.