Ana içeriğe atla

İslam Devleti için 2016 final yılı mı?

İslam Devleti’nin son aylarda Irak ve Suriye’deki toprak kaybı 2016’nın İD için final yılı olacağına dair yorumların artmasına neden oldu. Ancak bu tahminlere temkinli yaklaşmak gerekiyor.
RTR3WBPT.jpg

Son iki yılda saman alevi gibi büyüyen İslam Devleti (İD) Kasım 2015’den beri hem Suriye’de hem de Irak’ta savunmada. İD Mart 2016 itibarıyla 2015 yılına nazaran Irak’ta kontrol ettiği toprakların yüzde 40’ını, Suriye’de ise yüzde 20’sini kaybetmiş durumda. Yine son günlerde toprak kayıpları halen süren İD’in kontrolündeki toprakların yüzde 10’a yakınını Ocak-Mart 2016 döneminde kaybettiğini de not etmek gerekiyor.

Toprak kayıpları aynı hızda devam ederse İD’in 2016’nın sonunu göremeyeceğini söylemek mümkün. Bazılarına göre 2016 İD için final yılı olabilir. Özellikle Iraklı karar alıcılar tarafından sıklıkla dile getirilen bu görüşe uzmanlar ise temkinli bir iyimserlikle yaklaşıyorlar.

İD’in Orta Doğu ve Avrasya’daki faaliyetlerini yakından takip eden Jamestown Foundation’dan kıdemli araştırmacı Jacob Zen de 2016’da İD’in sonunu görmemizin pek olası olmadığı görüşünde. Zen Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yapıyor: “Ben İD’in Suriye’de ve Irak’ta 2016’da da hala ayakta kalacağını düşünüyorum. Çünkü şu anda uluslararası aktörlerin dikkati Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelere, özellikle Afrin bölgesine kaymış durumda. Suriye kuzeyinin geleceği netleşmeden İD’le mücadelede ortak çabanın sağlanması zor. Rakka ve Musul’a yönelik taarruzları 2017’den önce göremeyeceğimizi düşünüyorum. Bu, zaten İD’in bu şehirler içinde güçsüzleştirilmesi stratejisinin de bir parçası.”

Zen açıklamalarına şöyle devam ediyor: “Yalnız Rakka ve Musul’un ele geçirilmesi İD içindeki bazı unsurların da El Kaide’ye geçmesine neden olabilir. Çünkü İD’in yaşayacağı bu başarısızlık hikayesi, örgüt içinde ‘halifeliğin’ erken ilan edildiği görüşünü güçlendirecek ve Bağdadi’ye ve ekibine yönelik eleştirileri artıracaktır. Bu noktada daha uzun soluklu bir mücadele ile halifeliği kurmayı amaçlayan El Kaide tekrar bir cazibe merkezi haline gelebilir.”

Peki sahaya bakıldığında ne görülüyor? Öncelikle Suriye’ye bakıldığında, İD’in direnmeden Rakka ve Deyrezor’a çekilmek ve savunmalarını bu şehirler içinde planlamak yerine düşük yoğunluklu çatışmalarla esnek bir savunma anlayışı sürdürdüğü, tuttuğu yerleri hemen boşaltmayıp, araçlı intihar saldırıları ve baskın tarzındaki karşı taarruzlarla sahayı kontrol altında tutmaya çalıştığı görülüyor. İD özellikle Suriye’nin kuzeyinde YPG ve Esad güçleriyle hala sıkı şekilde çatışıyor ve ciddi bir direniş göstererek, zaman kazanarak geri çekiliyor.

Her ne kadar hem Türkiye’den hem de Ürdün’den sağladığı personel, lojistik ve finansal destek son aylarda epey kesilmiş olsa da İD’in hem Suriye’de hem de Irak’ta ciddi bir Sünni güç tabanı olduğunu görmek gerekiyor. İD kaybettiği topraklara rağmen coğrafi açıdan hala 30’a yakın ülkeden daha büyük bir alanı ve halen 6 milyon gibi dünyanın yaklaşık 60 devletinden daha büyük bir nüfusu kontrol altında tutuyor.

Aslında İD’in 2016 sonunu görüp göremeyeceği örgüt ile nasıl bir mücadele stratejisi belirleneceği sorusuyla doğrudan ilişkili. Jacob Zen’in de vurguladığı gibi İD’in nasıl yok edileceği mücadeledeki en kritik soruyu karşımıza çıkartıyor: Acaba 2016’da İD’le mücadelede sivrisineklerin öldürülmesi olarak özetlenebilecek düşman merkezli bir anlayış mı; yoksa bataklığı kurutmak olarak özetlenebilecek halk merkezli bir mücadele anlayışı mı benimsenecek?”

Yine, İD’in kontrolündeki bölgelere -Suriye’de Rakka ve Deyrezor, Irak’ta da Musul- temposu yüksek bir taarruz düzenlenerek, örgüt bu şehirlerden kısa sürede temizlenmeye mi çalışılacak? Yoksa bu şehirler bir çevreleme stratejisiyle tecrit edildikten sonra halkın uzun vadede -belki yıllar içinde- örgütten soğuması mı beklenecek? Bir diğer deyişle İD’in mücadele azmi ve kararlılığı mı kırılacak?

Sahada henüz bu sorulara cevap verecek bir resim oluşmuş değil. Ama görünen o ki bu yaklaşımlardan ilki benimsenirse bu sonuç kısa vadeli olabilir. Zira şayet İD sonrası yeniden inşa ve siyasi entegrasyon süreci iyi yönetilemezse İD 2.0 ile karşılaşabiliriz ve bunun bedelini tüm dünya ödeyebilir. Bu nedenle halk merkezli ve temel hedefi belki de iki-üç yıl sürebilecek ve halkın İD’den yavaş yavaş soğumasını amaçlayacak bir mücadele stratejisi daha doğru gibi duruyor. Ama tabii burada da temel soru şu: Başta ABD ve Rusya gibi aktörlerin uzun soluklu bu yaklaşım için stratejik sabrı var mı?

Bir de tabi 20 Kasım 2015’deki bir yazımda vurguladığım gibi, İD içinde giderek kendini hissettiren bir yarılma da söz konusu. Irak ve Suriye’deki sıkışmışlığı aşmak için çatışmayı küresele yaymak isteyen küreselci yaklaşımla, Suriye ve Irak’ta sağlam durmayı amaçlayan yerelci görüş arasındaki bu yarılma, örgüt Suriye ve Irak’ta sıkıştıkça daha da artacak gibi görünüyor. İD’in İstanbul Sultanahmet’te 12 Ocak’ta Alman turistlere ve 19 Mart’ta Taksim’de İsrailli turistlere karşı düzenlediği intihar saldırıları, küreselci yaklaşımın çatışmaları Türkiye’ye çekme amaçlı yeni hamlesi olarak yorumlanabilir. İD bu saldırılarla bir yandan Türkiye’ye ‘bana karşı sertleşirsen bedelini ödersin’ mesajı verirken diğer yandan dikkatleri Suriye ve Irak’tan diğer ülkelere çekmeye çalışıyor.

Sonuç olarak, İD’le mücadelede toprak kayıpları üzerinden bir başarı/başarısızlık kriteri belirlemek yanlış olabilir. Ayrıca doğrudan İD’in fiziki varlığını yok etmeye yönelik, kısa süreli hamleler örgütün dönüşerek gelişmiş bir versiyonunun çıkmasına yol açabilir.

İD için temel yaklaşım halk merkezli, yıllara yayılsa da kontrolü altındaki bölgelerde halkın ondan yavaş yavaş soğumasını esas alan, müteakiben de bu bölgelerdeki Sünni yapıların Suriye ve Irak’taki siyasi süreçlere önce yerelde sonra ulusal düzeyde re-entegrasyonunu amaçlayan bir mücadele olmalı. Sahadaki tablo ve Irak’ın son on yıldaki, Suriye’nin de son beş yıldaki tecrübesi bize bunu dayatıyor. Tam da bu nedenle 2016’da savaş makinesi olarak yıpranan ve devletimsi yapı olarak küçülen bir örgütle karşı karşıya kalacağız. Bunlara bağlı olarak İD’in propaganda gücünün de zayıflayacağı kesin. Ama bir zihniyet olarak İD bölgede bir hayalet misali dolaşmaya devam edecek. Bu hayalet, Müslüman dünyada, etnik, dini ve mezhepsel sinir uçlarının hassaslaştığı her bölgede, her an yeniden hayat bulabilir. Veya ‘Hala güçlüyüm’ mesajı vermek için Avrupa ve Türkiye başta olmak üzere yeni eylemlere yönelebilir. Bu açıdan uluslararası toplumun İD ile mücadelesi daha uzun yıllar devam edecekmiş gibi görünüyor.

More from Metin Gurcan