Ana içeriğe atla

Erdoğan’dan genç subaylara önemli mesajlar

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Harp Akademilerindeki seçkin subaylara yaptığı konuşmanın içeriğinde önemli mesajlar bulunuyor.
RTX1TSXE.jpg

İstanbul’daki Harp Akademileri Komutanlığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) en yüksek eğitim kurumu. Binlerce subay arasından yüze yakın kurmay subay adayının zor bir sınavla seçilmesinin ardından her yıl Mart ayında harp akademilerinin akademik açılış yılı töreni düzenlenir.

Cumhurbaşkanı’nın açılış törenlerine davet edilerek açılış konuşmasını yapması da bir gelenek. Geçmişte cumhurbaşkanları genelde Türk ordusunun gelecekteki komuta kademesini oluşturan seçkin subayların önünde yaptıkları bu konuşmalarda, küresel ve bölgesel güvenlik ortamını nasıl tanımladıklarını, uluslararası ilişkiler ve ulusal güvenlik yapılanmasına ilişkin gelişmeleri, TSK’yı ilgilendiren dönüşüm projeleri ve TSK’yı ilgilendiren diğer konuları akademik bir üslupla ve vizyoner bir bakış açısıyla anlatırlardı.

Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçen yılki konuşmasıyla bu yıl 28 Mart 2016’da yaptığı konuşmalar pek de geleneksel şablona uymadı.

Erdoğan’ın geçen yılki konuşmasına Balyoz ve Ergenekon süreçlerinde tutuklanan yüzlerce subayın yaşadığı mağduriyetten duyduğu üzüntü damga vurmuştu. Erdoğan bu konuşmada askerlere yönelik kumpasların arkasında Gülencilerin yargı içindeki illegal uçlarının olduğunu, kandırıldıklarını ve askerlerin tutuklanmasına aslında gönlünün hiç razı olmadığı mesajlarını vermişti.

Cumhurbaşkanı basında “Erdoğan’dan askerlere özür” şeklinde yorumlanan bu konuşmasında çözüm sürecine olan inancını da ifade etmişti. TSK’dan “çözüm süreci” için destek isteyen Erdoğan ‘PKK’ya karşı biraz daha sabır gösterin’ mesajı verdiği bu konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştı: “Provokasyonlara, tahriklere, şımarıklıklara bakarak milletimizin bu umudunu yıkamayız. Eğer nihai çözüm için bir ışık varsa, bunu sonuna kadar takip etmek durumundayız. Süreçte artık sözün bittiği, uygulamanın konuşacağı bir yere geldik. İlgili kurumlarımızın muhataplarıyla yürüttüğü görüşmeler de, her şeye rağmen, belli bir seviyeye geldi.”

Ancak Erdoğan geçen yılki sözlerinin aksine 28 Mart’ta düzenlenen Harp Akademileri Eğitim Açılış Töreni konuşmasına PKK ile silahlı mücadelede kararlılık vurgusu yaparak başladı. Erdoğan 45 dakikalık konuşmasının başında şu ifadeleri kullandı: “Bölücü terör örgütüne karşı operasyonların başladığı geçen yılın Temmuz ayından bugüne kadar 215'i asker, 133'ü polis, 7'si korucu olmak üzere toplam 355 şehit verdik. (...) Aynı dönemde, yurt içi ve yurt dışında toplam ölü, yaralı, yakalama olarak 5 bin 359 terörist etkisiz hale getirildi. Ama bu durum, şehitlerimizin acılarının yüreğimizi daima yakmaya devam edeceği gerçeğini değiştirmiyor. Biliyorsunuz, bizim milletimiz için asker millet derler”.

Erdoğan’ın geçen yılki konuşmasıyla bu yılki konuşması arasındaki en büyük fark ise ‘tek ordu tek komutan” vurgusuydu. TSK’da birliğin, beraberliğin, emir komuta zincirinin gücünün mutlaka en üst düzeyde tutulması ve korunması gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı şöyle devam etti: "Her fırsatta söylüyorum, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Sizlerin huzurunda buna bir de tek ordu, tek komutan vurgusunu da eklemek isterim. Anayasa’mızın 117. maddesi, 'Başkomutanlık TBMM'nin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur' diyor. (...) Buna göre, burada bulunan tüm subaylarımız, Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin tüm mensupları, başkomutan sıfatıyla benim yakın mesai arkadaşlarımdır. Hayatım boyunca, inanmadığım hiçbir şeyi söylemedim, bu yüzden başım çok belaya girmiş olsa da hep hasbi konuştum, hasbi davrandım. Şimdi de diyorum ki buradaki her bir subayımızın benim için öz kardeşimden, öz evladımdan, yakın çalışma ekibimden en küçük bir farkı yoktur. Sizler gibi yiğit, cesur, eğitimli, bilgili, dirayetli ve sadakatli mesai arkadaşlarına sahip olduğum için, ne kadar iftihar etsem azdır. Rabbim her birinizi korusun. Çalışmalarınızda sizlere güç, kuvvet versin."

Erdoğan’ın bu sözlerine bakarak, subaylara olması gerekenin ötesine geçen bir samimiyetle seslendiğini ve onlarla güçlü bir iletişim kurma çabası içinde olduğunu söylemek mümkün.

Bu ifadelerden, Erdoğan'ın önceki cumhurbaşkanlarının aksine ‘başkomutanlık’ görevini temsili kabul edip, güvenlik konularında Genelkurmay Başkanı ile Başbakan arasındaki kurumsallaşmış ilişkiyi benimsemediği anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı’nın ilk kez dile getirdiği ‘icracı başkomutan’lık kavramı ve bu kavramı dinleyici subaylara duygusal temalarla sunması dikkat çekici.

Erdoğan’ın geçen yılki konuşmasının “öteki”si Gülencilerken bu yılki konuşmasının “öteki”si Batılı ülkeler oldu. Erdoğan subayları Batılı ülkelerin terörle mücadele konusundaki ‘iki yüzlülüğü’ konusunda bilgilendirdikten sonra sözlerine şöyle devam etti: “Terör konusunda ne söylediysek, hangi ikazlarda bulunduysak dinletemedik. Sonunda o yılanlar kendilerini de sokmaya, o mayınlar kendi ayakları altında da patlamaya başladı. Lafa gelince demokrasiyi, özgürlükleri, hakkı, hukuku dillerinden düşürmeyenlerin, kendi başları derde girince bunların hepsini de nasıl rafa kaldırabildiklerini işte görüyorsunuz"

Ayrıca "demokratik açılım" diyerek başlattıkları çalışmaları "milli birlik ve kardeşlik projesi" adı altında daha ileri bir seviyeye taşıdıklarını anlatan Erdoğan, son olarak da çatışmayı, "çözüm süreci" başlığı altında 30 yılı aşkın süredir devam eden silahlı eylemleri kalıcı olarak bitirmeyi hedef alan bir safhaya getirdiklerini söyledi. Terörle mücadele kapsamında hayata geçirdikleri bu çalışmaların, kimi kesimler tarafından ihtiyatla karşılandığını, hatta eleştirildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı "Ama şundan emin olun, ne yaptıysak ülkemizin ve milletimizin birliğini, beraberliğini güçlendirmek, bekasını güvence altına almak için yaptık" dedi.

Peki Erdoğan’ın bu konuşmasının içerik analizine dair neler söylenebilir? Öncelikle geleneksel konuşmaların aksine duygusal ve samimi bir üslup kullanan Erdoğan’ın subaylara küresel güvenlik ortamını ve TSK’nın yapısal dönüşümünü anlatmak yerine kendini ve karşı karşıya olduğu zor şartları anlatma çabası içinde olduğu görülüyor. Konuşmasında verdiği kararların gerekçelerini samimi bir üslupla genç subaylara açıklamayı hedefleyen Erdoğan’ın TSK personeline yönelik yargı süreçlerine dair ‘pişmanlık’ içeren ifadelerle genç subayların kalplerine hitap etmeyi tercih ettiğini söylemek de mümkün.

Erdoğan’ın ilk kez kullandığı ‘icracı başkomutan’ ifadesini ise Cumhurbaşkanlığı makamını sembolik konumundan çıkararak genç subaylara yönelik bir ‘asıl patron benim’ mesajı olarak okumak da mümkün. Ayrıca bu konuşmayı, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın da olduğu bir ortamda yaptığı düşünüldüğünde mesaj daha da farklı bir anlam kazanıyor.

Erdoğan’ın Batılı ülkelerin terörle mücadelede takındıkları “iki yüzlü” tavır konusuna yaptığı vurgu ve Rusya’yı hiç eleştirmemesi de dikkatlerden kaçmamalı. Görünen o ki, Erdoğan’ın bu konuşmada, ilk kez dillendirdiği ‘icracı başkomutan’ kavramı yaklaşmakta olan başkanlık kampanyasının en önemli vurgularından biri olacak.