Ana içeriğe atla

İsrailli siyasetçiler niçin askerlere cephe alıyor?

Filistinlilere karşı sert önlemler isteyen sağcı siyasiler İsrail ordusunun itirazlarıyla karşı karşıya. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Israel's Chief of Staff Lieutenant General Gadi Eizenkot speaks at the annual Institute for National Security Studies (INSS) conference in Tel Aviv January 18, 2016. REUTERS/Baz Ratner - RTX22X9A

İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Gadi Eizenkot başarılı kariyere sahip, deneyimli bir subay. Ancak 17 Şubat’ta kendini çapraz ateş altında buldu. Olaylar Genelkurmay Başkanı’nın Bat Yam kentinde bir grup lise öğrencisiyle yaptığı sohbetin üzerine patlak verdi. Eizenkot’a İsrail’i son aylarda kasıp kavuran terör dalgasına atfen İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) saldırganlara ateş açma konusunda hangi prosedürü uyguladığı soruldu. Genelkurmay Başkanı da “Göreve giden her IDF askerine angajman kuralları önceden verilir.” dedikten sonra Talmud’dan bir cümleye atıf yaparak şöyle devam etti: “IDF ‘Biri seni öldürmeye geliyorsa kalk ve onu önce sen öldür.’ gibi sloganlarla hareket edemez. Elinde makas veya bıçak olan 13 yaşındaki bir kızın askerlerle karşı karşıya geldiği oluyor. Bir askerin elinde makas olan bir kıza şarjörünü boşaltmasını istemiyorum.” Eizenkot, yürüklükteki emirlere göre askerlerin bir tehdidi ortadan kaldırmak için güç kullanma yetkisi olduğunu vurguladı.

Sağ cenah bu sözleri nedeniyle Eizenkot’a anında hücum etti. Saldırıyı ilk olarak HaBayit HaYehudi partisinden aşırı sağcı Knesset üyesi Betzalel Smotrich başlattı, ardından da Likud’lu Dışişleri Bakan Yardımcısı Tzipi Hotovely geldi. Daha sonra Ulaştırma ve İstihbarat Bakanı Yisrael Katz açıklama yaptı. Yine Likud üyesi olan İçişleri Bakanı Gilad Erdan’ın sarf ettiği bazı sözler de Genelkurmay Başkanı’na eleştiri olarak yorumlandı.

İsrail’de Genelkurmay Başkanı nerdeyse her zaman konsensüsün parçasıdır. Siyasetçiler genellikle IDF’nin tepe ismiyle kamuoyunda tartışmak istemez. Ancak bu defa bu paradigma bile çatladı.

İsrail seçmeni son yıllarda istikrarlı şekilde sağa kayıyor. Siyaset sahnesi ise sağa kayma konusunda seçmenin bile önünde gidiyor. Öte yandan IDF, üst komuta kademesi ve güvenlik teşkilatı hâlâ merkezde duruyor. Seçmenin gözdağından ve popülist amaçlardan azade olan savunma teşkilatının tepe yöneticileri gerçekleri görmeye, sağduyularını korumaya devam ediyor. Bu çatlağı gören siyasetçiler de üst düzey subaylara gösterilen geleneksel saygıyı giderek elden bırakıyor. Bu hafta da görüldüğü üzere siyasetçiler, durmadan büyüyen sağ seçmen kitlesi nezdinde birkaç puan almak uğruna genelkurmay başkanı da dâhil en saygın subaylara saldırmakta beis görmüyor.

Bu fırtınanın ardından Kanal 10 haber televizyonu 21 Şubat’ta konuya ilişkin bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarını yayımladı. Buna göre Yahudilerin çoğu Genelkurmay Başkanı’nın sözlerinin yanlış olduğuna inanıyor. Konu gündemin üst sıralarına yükseldi ve birkaç gün boyunca orada kaldı.

Son aylarda Filistinli gençler — ki aralarında ergen yaşta erkek ve kızlar da var – İsrailli sivillere, askerlere ve polis memurlarına bıçaklı saldırılar düzenliyor. Bu terör dalgasında bugüne dek 30 civarında İsrailli, Eritreli bir yabancı ve hatta El Halilli bir Filistinli hayatını kaybetti. Ayrıca 200’den fazla Filistinli terörist öldürüldü.

İsrail sağına göre bir İsrailliye bıçakla veya başka herhangi bir silahla saldıran her Filistinli ölmeyi hak ediyor. Bu yönde ne gerekiyorsa yapılmalı. Sağ cenah, caydırıcı etkinin ancak bu şekilde oluşacağını, terör dalgasının başka türlü durdurulamayacağını savunuyor. Merkez ve sol siyasetçiler ise farklı düşünüyor.

Genç Filistinli saldırganları durdurmak için bazı olaylarda aşırı güç kullanıldı. Örneğin kasım 2015’te Kudüs’te İsraillilere makasla saldıran iki kız yakın mesafeden yaylım ateşiyle öldürüldü. Olay yerindeki izlenim kızların güç kullanmadan da kolayca durdurulabileceği yönündeydi. Ekim 2015’te kuzeydeki Afula kasabasında yaşanan bir başka olayda da bir grup polise bıçak çeken İsrail vatandaşı Arap kadın yine yakın mesafeden vuruldu. Bu olay da muhtemelen farklı şekilde sonlandırılabilirdi.

Tüm bunlara rağmen İsrailli yurttaşları da stres ve kaygının hâkim olduğu zorlu koşullarda karar vermek zorunda olan güvenlik güçlerini de suçlamak zor. Hâlihazırda 32 kişi öldürülmüşken kimse bıçaklı saldırganlara itidalle yaklaşarak risk almak istemiyor.

Öte yandan IDF ve Şin Bet şunu da görüyor: Yakın mesafeden vurulan Filistinli gençlerin görüntüleri terörü körüklemekten başka işe yaramıyor, her teröristin cenazesi onun anısına benzer saldırılar düzenlemeye ant içen üç dört yeni saldırgan üretiyor. Dolayısıyla güvenlik güçleri bu tür olayları mümkün olduğunca az ateş ederek, asgari sayıda ölüm ve yaralanma olayıyla sonlandırmalı. Sorun şu ki İsrail kamuoyu “Biri seni öldürmeye geliyorsa kalk ve onu önce sen öldür.” yaklaşımını benimsiyor. Kutsal kitapların yorumuna dayanan bu cümle manevi bir emre dönüşmüş durumda. İsrailliler bu yaklaşımı IDF’nin resmi ateş açma prosedürünün de önüne geçen, üst bir ilke olarak görüyor.

Ateş açma prosedürüne dair münakaşalar İsrail’de son aylarda siyasi cenahla askeri yönetim arasında ilkeler konusunda yaşanan derin tartışmayı yansıtıyor. Maliye Bakanı Moşe Kahlon’un Al-Monitor’da da yer alan girişimi iki zıt yaklaşım arasında orta bir yol bulmayı amaçlıyor.

Başbakan Benjamin Netanyahu’nun hükümeti sağcı bir hükümet, belki de İsrail’in bugüne dek gördüğü en sağcı hükümet. Koalisyonun görece en ılımlı ortağı düne kadar her yönüyle sağcı sayılan ultra Ortodoks Şas partisi. Şas lideri Aryeh Deri Kabine’nin en sağduyulu, en ılımlı, en pragmatik lideri olarak dikkat çekiyor. Deri teröre karşı daha sert tutum alması için sürekli baskı altında olsa da Netanyahu ve Savunma Bakanı Moşe Yaalon onun sayesinde sağcı bakanların ağır baskısına dayanabiliyor. Zira Erdan, Yisrael Katz, Zeev Elkin ve Yariv Levin gibi Likud’lu bakanlar – HaBayit HaYehudi’nin bakanları Naftali Bennett ve Ayelet Shaked’den bahsetmiyoruz bile -- direksiyonu sert şekilde sağa kırıp IDF’nin hiç düşünmeden reddettiği önlemleri uygulamak istiyor. Oysa askerler, bilhassa Eizenkot ve hükümetin Filistin bölgelerindeki koordinatörü Tümgeneral Yoav Mordechai savunma bakanının da desteğiyle azami itidal gösterilmesinden yana

IDF komutası, siyasilere bıkmadan usanmadan şu mesajı veriyor: Mevcut çıkmazın sürmesiyle yükselecek gerilimleri kontrol etmek zor olacak. Kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan kıdemli bir güvenlik yetkilisi şöyle diyor: “Batı Şeria’da, Filistin güvenlik güçlerinde, (El Fetih’in) Tanzim militanları arasında on binlerce silahlı adam var. Bu kişiler şiddetten uzak durduğu sürece olaylar kontrol altında tutulabilir.” Başka bir deyişle IDF’nin korkusu şu: Ufukta diplomatik bir planın olmaması elinde silah olan bu Filistinlileri eninde sonunda şiddet sarmalının içine çekecek ve üçüncü intifadanın ikincisinden farkı kalmayacak.

Üniformalılar üzerinde siyasi baskı giderek artıyor. Siyasi cenahın tepe isimleri – Başbakan ve Savunma Bakanı – şu ana kadar Genelkurmay Başkanı ve kurmaylarıyla doğrudan karşı karşıya gelmemeyi başardı. Yine de büyük “makas tartışması” patlak verdiğinde Netanyahu’nun Genelkurmay Başkanı’na destek vermesi tam tamına dört gün sürdü. Mevcut durumun sürmesi hâlinde – ki terör dalgasının sonu ufukta görünmüyor – IDF’nin İsrailli karar vericilerle görece huzurlu ilişkisi de sona erer.

More from Ben Caspit