Ana içeriğe atla

Türkmenler Türkiye'ye neden kızgın?

Irak'ta Şii Türkmenler yüzlerini Türkiye'den güneye çevirdi. İD yüzünden evlerinden olan Türkmenler Haşd El Şaabi'de ön saflarda savaşıyor.
RTR405US.jpg

Kerbela'da İmam Hüseyin Türbesi içindeki müzeyi gezerken İslam Devleti (İD) ile savaşta yaşamını yitirmiş birinin cenazesini Hz. Hüseyin'in makamına getirdiler. Cenaze bir Türkmen gencine aitti. Cephede ölen birçok kişinin cenazesi, toprağa gömülmeden önce Necef ya da Kerbela'daki türbelere getiriliyor. Savaş kuzeyde yaşanıyor, ağıtlar ise güneyde yakılıyor.

Musul ve Tel Afer’deki Şii Türkmenler, İD’in gelişiyle yerlerinden oldu. Şimdi İD’e karşı Haşd El Şaabi’nin (Halk Seferberliği) ön saflarında savaşıyorlar. Al-Monitor'a konuşan yerel kaynaklara göre Haşd El Şaabi’ye katılan Türkmenlerin sayısı 12 bin civarında. Mesela Ali Ekber Tugayı’nın 5000 savaşçısından 500’ü Tel Aferli Türkmen. Kerbela’da devlet hastanesinde ziyaret ettiğim beş yaralıdan ikisi Türkmen çıktı. Irak’ın özel timi Şurt El İttihadiye’de de Türkmenler öne çıkıyor. Ayrıca son bir buçuk yılda Kerkük, Taze Hurmatu ve Tuz Hurmatu’daki Türkmenler silahlandı. Türkmenlerin Haşd El Şaabi çatısı altında örgütlenmesi, statüsü tartışmalı bölgeleri Kürdistan sınırlarına katmaya çalışan Erbil yönetiminin hesaplarını da zora sokan bir gelişme. Türkmenler 'Nasıl olsa Türkiye bizim haklarımızı garanti eder' diyerek 2014 öncesinde silahlı bir oluşum içine girmemişti.

Musul ve Tel Afer’den kaçan 120 bini aşkın Türkmen Bağdat, Necef ve Kerbela gibi Şiiler için daha emin yerlere sığındı. Sığınaklardan biri de Kerbela’nın dışında otogarın yakınında kurulan mülteci kampı. Kamptaki 1250 ailenin ihtiyaçlarını İmam Hüseyin Türbesi karşıladığından “Merceiyye’nin gölgesinde yaşıyoruz” sözünü sıklıkla duyuyoruz. Kampta, Türkmenlerin düne kadar bel bağladıkları Türkiye’ye karşı kızgınlık ya da hayal kırıklığı dile getirmeyen neredeyse hiç kimse yok.

Türkmenlerin yüzlerini Türkiye’den güneye yani Şii otoritelere döndürmelerinin iki nedeni var:

Birincisi Türkmenler, AKP yönetiminin Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle ekonomik ilişkilerinin hatırına Türkmenlerle ilgili hamilik iddiasından vazgeçtiğini düşünüyor. Bunun yol açtığı hayalkırıklığına ilaveten İD’in Musul’u ele geçirmesinde Türkiye’nin de sorumlu olduğuna inanıyorlar. Bu da ikinci neden.

Konuştuğumuz Türkmenler evvela Haziran 2014’te Musul ve Tel Afer'den kaçtıktan sonra Erbil’e sokulmadıkları için yaşadıkları çaresizliği anlatıyor. Kerbela’daki kampta kendisine küçük bir bakkal dükkanı açan Ekrem Şerif o günleri şöyle anımsattı: “Tel Afer düşünce Sincar’a (Şengal) sığındık. Yaşlı ya da hasta olup da kaçamayan 80 kişiyi öldürdüler. Milletvekili Nehla Hebabi’nin 70 yaşındaki babasını da öldürdüler. Hz. Ömer’in adaletini getireceğiz diye bize düşmanlık ilan ettiler. Sonra İD, Sincar’ı ele geçirdi. Şimdi ‘Peşmerge Sincar’ı İD’den kurtardı’ diyorlar ya gülüyorum. Biz Sincar’dan kaçarken Kürtler ile İD bir taş atımlık mesafedeydi. İkisinin arasından geçip bölgeden çıktık. Aralarında işbirliği olmasaydı Sincar düşer miydi? Sincar’dan kuzeye çıkıp Duhok üzerinden aşağıya doğru Erbil’e indik. Ama Kelek’te durdurdular, bizi kentte almadılar. Kontrol noktasında çocuklarımla birlikte üç gün toprak üzerinde yattım. 'İzin verin Bağdat’a gidelim' dedik. Vermediler. Merkezi hükümet devreye girdi. Peşmerge kimliklerimize ve araçların evraklarına el koyup ‘Bunları Bağdat girişinde geri alacaksınız’ dedi. Sonra Peşmerge’nin eşlik ettiği bir konvoy oluşturuldu ve bizi Bağdat’a teslim ettiler. Bunu Erbil ve Kerkük’e girmeyelim diye yaptılar.”

Kamp sakinlerinden taksici Hamza Şerif de “Erbil’in kapısında bir ay bekledim. Kelek’te kontrol noktasında ‘Türkmenler geçemez’ dediler. İnsanlarımız susuzluktan ve açlıktan öldü. Akciğer hastası olan İbrahim El İbrahim kum fırtınası esince öldü. En azından bırakın cenazesini Necef’e götürelim dedik kabul etmediler. Bir bebek susuzluktan annesinin kucağında öldü. İnsanlarımızı yol kenarına gömdük” diye ekledi. Üç evini ve üç dükkanını kaybeden Abdülhadi Cerrah ise “Türkiye’den yardım almadık. Sincar’a gittik, Kürtler bizi sattı, kaçıp buraya geldik, İmam’ın gölgesine sığındık” diyerek gözyaşı döktü. Kamp buna benzer hikâyelerle dolu.

Kampın bir sokağında Irak Türkmen Cephesi’nin (İTC) eski Musul temsilcisi Ahmet Begdali’nin de aralarında olduğu bir grubu sohbet ederken buldum.

“Bazı aşiretler hükümet Baas rejimindeki gibi tekrar ellerine geçsin diye her türlü şeyi yapmaya hazırlar. İsterse bütün Iraklılar ölsün, onlar için fark etmez” diyen Begdali de diğerleri gibi Türkiye’ye hem kırgın hem kızgın:

“En büyük hatayı Türkiye yaptı. Bize sahip çıkmadı. Çekiç Güç’ten beri hatalı politikalar izleniyor. Kürtleri himaye ettiler ama Türkmenleri etmediler. Bunu Türkiye’de yetkililerle defalarca konuştum. Sonra Türkiye, Suriye sınırını kontrol altına almadı. İD sınırlardan girip çıkıyor. Burada en büyük zararı Türkmenler gördü. Herkes bizden intikam alıyor. Amaçları Türkmenleri bölgeden çıkarmak. Musul ekonomisi bize bağlıydı. Tarıma hakim olan bizdik. Biz çıkınca Musul çöktü. Sünni Türkmenler de mağdur oldu. Kimi Türkiye’ye sığındı kimi Bağdat, Zaho ve Erbil’e. Onlar da bizim gibi mazlumdur. Ama demiyorum ki kaldırılmış olanlar ve İD ile çalışanlar yok.”

Begdali’ye göre eski Musul Valisi Esil Nuceyfi, eski Meclis Başkanı Usame Nuceyfi ve eski Devlet Başkan Yardımcısı Tarık El Haşimi Türkiye’yi yanlış yönlendirdi: “Türkiye’nin çok hatası var. O zaman isteseydi İD’i önler ve Musul düşmezdi. Bir kere Türkiye yanlış adamlarla muhatap oldu. Nuceyfi ailesi Musul için doğru çalışmadı ve İD’le işbirliği yaptı. Tarık Haşimi de yanlış adamdı. Türkiye’yi kandırdılar. Tarık Haşimi hükümetten intikam alsın diye İD’le işbirliği yaptı. Türkiye’yi arkalarına aldılar. Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz beye gittim, görüştüm. Size gelen bilgiler yanlış dedim. Merkezi hükümetle aranızı bozmaya çalışıyorlar dedim. Bana kızdı. Sandıkları gibi Maliki güçlü (diktatör) olsaydı Musul düşmezdi. Musul ile ilgili doğru bilgiler vermediler Türkiye’ye. İD gelirken başkonsolosluk boşaltılmadı. Tabi aralarında dayanışma vardı. ‘Bize zarar vermezler’ dediler. ‘Gelenler sadece Maliki’nin düşmanıdır’ dediler, ‘Hepsi bizim adamlarımız’ dediler. Bu şekilde Iraklılara da yanlış görüntü verdiler.”

Begdali 'Musul niye bu kadar kolay düştü?' sorusuna da şu yanıtı verdi: “Musul bir günde değil dört beş yıl öncesinde düştü. İD’in kontrolü altındaydı. İD’in izni olmadan bir tayin yapılamazdı. Vergi topluyordu, adam öldürüyordu. (Musul Emniyet Müdürü) Halid Hamdani İD ile işbirliği yapıyordu. Polis, İD’e karşı olanları İD’e teslim ediyordu. Vali Nuceyfi bir gün bile merkezi hükümetle çalışmadı. İD’e ses çıkarmadı, onlarla çalıştı. IŞİD ne zaman kazık attı, o zaman hakikati gördü. İD’i bu hale getiren kendileriydi. Tabii ki Maliki de hatalıydı. Musul’da üç tugay ordu vardı yani 70 bin asker. Ayrıca 30 bin polis vardı. Kışlalar bin gecede boşaldı. Bunların hepsi oyundu. İD topu topu 600 kişiydi. ‘Hükümeti alacağız’ diye geldiler. Evet orduda Şii-Sünni herkes vardı. Ordudaki Şiiler doğru adam mıydı? Hayır. Her yerde para dönüyordu. Arap aşiretleri de İD’in tarafındaydı. Cubur aşireti mesele. Onlar IŞİD ile beraber çalıştı. Onların da hesabı tutmadı. Birbirini öldürdüler. Nakşibendi Ordusu da paravan, bunlar Baas’ın kurduğu örgütler. Gerçekten Nakşi olsalar camilerin patlatılmasını kabul edebilirler mi? Tarikat ehli karıncayı incitmez, bunlar insan kesiyor. Hepsi bu cinayetlere ortak. Sincar’ın düşmesinde de Peşmerge-İD işbirliği var. Bu oyunu birlikte oynadılar.”

Musul ve Tel Afer’de Irak Türkmen Cephesi’nde (İTC) bazı kişilerin El Kaide ile işbirliği yaptığı, 2007’de Şii yoğunluklu Vahde mahallesinde El Kaide’nin bombalı saldırısında 152 Şii’nin can verdiği, misilleme saldırılarda ise 78 Sünni’nin öldüğü olayların ardından Türkiye’den giden yardımların El Kaide’yi himaye eden bölgelerde dağıtıldığı yönünde iddialar dolaşıyor.

Begdali bunlarla ilgili de şunları söyledi: “İTC pasif kaldı. Doğru dürüst çalışsaydı Sünni-Şii ayrılığının önüne geçebilirdi. Varlığını göstermediği için Türkmenlerin arasına El Kaide girdi. Yöneticileri doğru kişiler değildi. Bazı şeylere alet oldular.”

Türkmenlerin tepkileri sadece İD yüzünden yaşanan dramlara değil Türkiye'nin Irak siyasetinin defolarına da ışık tutuyor. Yine anlatılanlar özellikle Suriye'de Türkmen meselesini araçsallaştıran AKP yönetiminin Irak'taki gerilimlerin nasıl parçası haline geldiğini de gösteriyor.

More from Fehim Tastekin