Ana içeriğe atla

Türkiye’nin cenaze ambargosu

Türkiye Temmuz’dan bu yana IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybeden YPG’li vatandaşlarının cenazelerine ambargo uyguluyor. Ambargonun dayanağı olarak Başbakanlığın “sözlü” talimatı gösteriliyor.
Members of the Kurdish community hold pictures of John Gallagher, a Canadian volunteer fighter and former Canadian forces member who was killed fighting alongside Kurdish forces in Syria against the Islamic State, in Toronto, November 20, 2015.   REUTERS/Mark Blinch  - RTS85W0

20 Kasım tarihinde Kanada’nın Toronto kentinde çok etkileyici bir cenaze töreni gerçekleştirildi. Cenaze töreninde çocuklar ellerinde pankartlarla, itfaiyeci, polisler ve resmi bando takımı ise yerel kıyafetlerle hazır bulundu. Cenaze aracının geçtiği yolların iki tarafında toplanan insanlar, ülkesinden binlerce kilometre ötede yaşamını yitiren hemşehrilerine minnet duygularını ifade ediyordu. Torontolu çocukların taşıdığı pankartlarda “kahramanımsın” yazıyordu. Çocukların kahramanı, eski bir Kanada askeriyken tüm dünyada dehşet uyandıran IŞİD örgütüne karşı savaşmak üzere Rojava’ya giderek YPG saflarına katılan ve 4 Kasım’da hayatını kaybeden John Gallagher’dı.

Toronto Halk Meclisi ve Kanada Şehit ve Gazi Derneği’nin tertiplediği törene katılanların ellerinde Gallagher’ın üyesi olduğu YPG ile vatandaşı olduğu Kanada bayrakları bulunuyordu.

Cenaze aracı görkemli bir konvoy ve bando eşliğinde YPG’li Gallagher’ın doğduğu topraklarda hüzünlü bir törenle ilerlerken 21 Eylül’de IŞİD’in döşediği mayına basarak yaşamını yitiren YPG’li Aziz Güler ise Kobani’de 59 gündür bir morgda bekletiliyordu. Zira Türkiye, Temmuz’un ortalarından beri Rojava’da IŞİD’le savaşırken hayatını kaybeden vatandaşlarının cenazelerine Başbakanlığın “sözlü talimatı” üzerine ambargo uyguluyor.

İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü son sınıf öğrencisi olan Aziz öğrenci sendikası Genç-Sen’in kurucularındandı. Aynı zamanda Sosyalist Demokrasi Partisi’nin MYK üyeliğini de yapmıştı. Öğrenci hareketinin tanınmış öncülerinden biri olan Güler, üniversite özerkliğiyle ilgili Türkiye’nin en çok izlenen TV kanallarından birinde konuk edilmiş ve AKP’lilerle tartışmıştı.

Aziz IŞİD’in Eylül 2014’te işgal etmeye çalıştığı Kobani’ye destek için Kasım 2014’te oraya gitti ve YPG’ye katıldı.

Aslen Bingöllü Kürt olan Güler ailesi 1960’larda yoksulluktan dolayı İstanbul’a taşınmıştı. Türkiye’nin Kürtlere yönelik asimilasyon politikasının bir sonucu olarak Aziz anadili olan Kürtçeyi bilmiyordu. Aziz Güler’in ağabeyi oyuncu Ersin Umut Güler’e göre İstanbul’da doğup büyümüş kardeşinin IŞİD’e direnenlere yardım için başka bir ülkeye gidip canını ortaya koyması onu Che Guevara’yla benzer kılıyor.

YPG’ye katıldıktan sonra ilk ve son kez IŞİD’in Suruç katliamını gerçekleştirdiği 20 Temmuz’da kardeşiyle konuşan ağabey Güler, o konuşmayı Al-Monitor’a şöyle anlatıyor: “İstanbul-Taksim’de IŞİD’i protesto eylemindeydim. Arayan Aziz’di ve dehşet içindeydi. Taksim’deki protestoya polis müdahale ettiği için o arbede içinde zor konuşabildik. Bu son konuşmamızdı”.

Türkiye’nin tanınmış oyuncularından Levent Üzümcü’nün bir ödül töreni sırasında yaptığı konuşmayı Aziz Güler’e ayırması, bu genç YPG’li komutana olan ilgiyi bir hayli artırdı. Üzümcü’nün sözleri sosyal medyada günlerce övgüler eşliğinde paylaşıldı.

Peki, Türkiye neden kendi vatandaşı olan YPG’lilerin cenazelerinin doğdukları topraklara getirilip defnedilmesini engelliyor? Kardeşinin cenazesini almak için büyük bir mücadele veren oyuncu ağabey Güler yaptığımız görüşmede bu ambargoyu şöyle izah ediyor: “Benim istemediğim bir yapının içinde yer alırsanız, cenazelerinizi bile alamazsınız’ gibi bir gözdağı vermek istiyorlar. Tıpkı 2 Ekim’de Şırnak’ta öldürülen Hacı Birlik’in cenazesinin panzerin arkasında sürüklenmesinde olduğu gibi, bu uygulama da Türkiye halklarına bir gözdağıdır”.

21 Eylül’de Aziz’in ölüm haberini alan Güler ailesi cenazelerini bekleyen diğer ailelerle birlikte Kobani’ye geçmiş, ambargo yüzünden cenazeyi alamadan geri dönmüş ve Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. Ancak Anayasa Mahkemesi ikna edici olmayan gerekçelerle bu başvuruyu reddetmişti.

Bunun üzerine aile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, daha sonra da Birleşmiş Milletler’e başvuruda bulundu. Bu süreçte Aziz Güler Türkiye’nin gündeminde giderek daha fazla yer almaya başladı. Ambargo sürdükçe Aziz daha da kahramanlaştı ve hikâyesi dilden dile dolaşmaya başladı. AKP iktidarının Aziz’in kahramanlaşmasını önlemek için mi yoksa Paris katliamıyla gözlerin iyice Türkiye’ye çevrilmesinden mi bilinmez, ama 19 Kasım günü Güler ailesine “müjde” iletildi: 59 gün bekletilen cenazeye “vize” çıktı.

Bu haberden birkaç saat sonra görüştüğümüz ağabey Güler’in ağzından şu sözler döküldü: “Aziz’i sağsalim alabileceğimiz için utanarak seviniyoruz. Sağsalim… Yani… Maalesef böyle bir noktadayız. Ağlayarak seviniyor, cenazemizi alabiliyor olduğumuza sevindiğimiz için utanıyoruz”.

Türkiye’nin hayatını kaybeden YPG’li vatandaşlarına yönelik ambargosu 26 Temmuz’da IŞİD’le savaşırken yaşamını yitiren, biri Almanya vatandaşı 13 YPG savaşçısının cenazesinin Silopi Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye sokulmamasıyla başladı. Cenazeler sınırda 12 gün bekletildikten sonra, HDP ile hükümet arasında gerçekleştirilen görüşmeler ve ailelerin ısrarlı direnişi sonucunda Türkiye’ye sokulup memleketlerinde toprağa verildi.

Ancak aynı günlerde Mürşitpınar Sınır Kapısı’na getirilen 13 yeni cenaze Türkiye’ye sokulmadı.

AKP iktidarı bu tarihten itibaren IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybeden hiçbir YPG savaşçısı yurttaşının cenazesini sınırdan geçirmedi. Aileler günlerce sınır boylarında bekledikleri ve protesto gösterileri düzenledikleri halde sınırdaki mülki amirlikler Başbakanlığın sebebi açıklanmayan talimatını taviz vermeden uyguladı. Sınırda bekletilen cenazeler bir süre sonra Kobani’de defnedilmeye başlandı.

İnsan Hakları Derneği Şanlıurfa Şube Başkanı Atilla Yazar, ambargo başlamadan önce günde ortalama üç ila dört YPG savaşçısının cenazesinin Şanlıurfa morguna kaldırıldığı bilgisini veriyor. Yazar yasağın başladığı Temmuz ayından bu yana kaç cenazeye ambargo uygulandığını bilmediklerini ama bu sayının takriben 150 ila 200 arasında olabileceğini ifade ediyor. Hem Yazar hem de HDP Şanlıurfa milletvekili İbrahim Ayhan, Türkiye vatandaşı IŞİD’lilerin cenazelerine ambargo uygulandığına dair herhangi bir duyum almadıklarını da aktarıyor. CHP milletvekili Ali Haydar Hakverdi ise bu soruyu yazılı bir önergeyle Başbakan Ahmet Davutoğlu’na iletti ama önergeye henüz bir yanıt verilmiş değil.

Hükümet nezdinde yaptıkları girişimlerin sonuç vermediğini söyleyen İbrahim Ayhan’a göre ambargo, AKP iktidarının Rojava ve bölgedeki Kürt politikasıyla doğrudan ilgili: “Bu Rojava sistemine karşı bir tutumun sonucu. IŞİD’le ilişkilerden de kopuk bir tutum değildir. Barbarlığa karşı savaşanların ailelerinden intikam alınıyor. Kesinlikle hukuki, ahlaki ve insani bir tutum değildir”.

Aziz Güler’i YPG’ye katılmadan önce de tanıyan belgeselci, gazeteci Metin Yeğin Türkiye-Rojava sınırında yaşanan bu dehşet verici trajediyi şimdilerde bir sinema filmi çekerek dünyaya duyurmaya çalışacak. Çocuğunun cenazesini Rojava’dan kaçak yollarla getirecek bir adamı bekleyen anneyi konu edeceğini söyleyen Yeğin, filme “Beklemek” ismini vermeyi düşünüyor.

Türkiye’ye Latin Amerika’daki direniş hareketlerini tanıtmasıyla bilinen Yeğin, Arjantin’de, Kosova’da, Güney Afrika’da çocukları öldürülen sayısız aileyle görüşmüş. Dünyada cenazelere ambargo uygulanmasına ilk defa Türkiye’de rastladığını söyleyen Yeğin şöyle diyor: “Bir anne, çocuğunu kendi parçası olarak görür ve onun bedenini isterken de aslında kendi bedeninin parçasını istiyor. Bu sadece ölüsünün bedenini değil, ona ait tüm geçmişi de istemektir”.

Türkiye’de çocuklarının geçmişini isteyen ailelerin sayısı her geçen gün artıyor.