Ana içeriğe atla

Suriye’deki yeni güç dengesi

Rus SU-24’ünün Türk F-16’larından atılan füze ile düşürülmesi Suriye’deki güç dengelerini değiştirmiş gözüküyor.
Russian President Vladimir Putin attends a news conference in Paris, France, November 30, 2015. REUTERS/Mikhail Klimentyev/Sputnik/Kremlin ATTENTION EDITORS - THIS IMAGE HAS BEEN SUPPLIED BY A THIRD PARTY. IT IS DISTRIBUTED, EXACTLY AS RECEIVED BY REUTERS, AS A SERVICE TO CLIENTS.   - RTX1WKG2

24 Kasım’da Lazkiye’nin kuzeyindeki Bayırbucak bölgesini üç buçuk yıldır elinde tutan muhaliflere yönelik operasyonda bir Rus SU-24’ü hava sahası ihlali gerekçesi ile Türk F-16’larından ateşlenen bir füze ile düşürüldü.

Peki bu olayın Suriye’deki güç dengelerine etkisi ne olur?

Bu olayın Suriye’deki güç dengelerine olan etkisini analiz edebilmek için Suriye içindeki güç ilişkilerini üç maddede incelemek gerekiyor.

  • Karadaki mücadele katmanı: Karadaki güç mücadelesinde en önemli parametre ‘ılımlı muhaliflerin’ geleceği. Bu muhalifler acaba çözümün mü bir parçası yoksa sorunun mu? Şu an grinin çeşitli tonlarını taşıyan ılımlıların günün sonunda Rusya’nın dediği gibi siyah mı yani terörist mi; yoksa Türkiye’nin savunduğu gibi beyaz mı olacağı hem Suriye’nin geleceğini hem de IŞİD’e karşı mücadeleyi doğrudan etkileyecek.

  • Yakın hava desteği katmanı: Yerden itibaren ilk beş kilometreyi kapsayan bu hava sahası, uçaklarla veya helikopterle karadaki unsurların operasyonlarına ateş desteği verebilmek için hayati derecede önemli. Bu katman özellikle IŞİD’e yönelik taarruzlarda örgütün zırhlı araçları ile kritik sabit tesislerinin imhası, kara unsurlarının ilerleme istikametinin temizlenmesi için kritik. Bu nedenle bu katmanda sağlanacak Yakın Hava Desteği (CAS) görevleri IŞİD’e karşı askeri mücadelede başarının olmazsa olmazı.

  • Yüksek irtifa gökyüzü katmanı: Yer artı beş kilometrelik irtifanın (ortalama MANPADs menzili) daha da yukarısını kapsayan bu katmanda IŞİD’le mücadele söz konusu değil. Zira örgütün bir hava gücü yok. Ama Suriye hava sahası ile komşu Türkiye, Ürdün ve Irak gibi ülkeler ile Doğu Akdeniz’deki uluslararası sulardaki hava aracı (uçak, helikopter, İHA ve füze) hareketliliğine baktığımızda bu katman belki de şu an IŞİD’le mücadelede belirleyici olan karadaki mücadele katmanından bile daha sıcak ve hareketli.

Peki IŞİD’in bir hava gücü olmamasına ve örgütle mücadelede doğrudan belirleyici olmamasına rağmen bu son katman Suriye’nin hava sahasındaki egemenlik hakkını bir şekilde kullanan aktörler için niçin bu denli önemli? Çünkü Rusya’nın Suriye’ye girişiyle birlikte bu katman küresel güç mücadelesinde önemli bir kavşak noktası haline geldi. Tam da bu nedenle Suriye semalarındaki güç gösterileri karadaki güç mücadelesinin önüne geçiyor.

İşte 24 Kasım sabahı Türk F-16’ları tarafından düşürülen Rus uçağını da bu katmandaki güç mücadelesinin bir sonucu olarak okumak lazım.

Olaya ilişkin bulgular

  • Al-Monitor’un Ankara’daki askeri kaynaklardan edindiği bilgiye göre, Rus askeri yetkililer ile Ankara’da Ekim ayı başında yapılan görüşmeler Rus uçaklarının Türk hava sahasını ihlal etmelerine odaklanmıştı. Türkiye’nin konuya ilişkin dört uyarısı dikkate alınmayınca Genelkurmay Başkanlığı’nda üst düzey askeri yetkililer arasında 15 Ekim’de yapılan beşinci görüşmede, Rus tarafına Türk Hava Kuvvetleri’nin “Angajman kurallarını en sıkı şekilde uygulayacağı” uyarısı iletildi. “Rusya Federasyonu yetkilileri ile ihlaller konusunda yapılan görüşmeler” başlığını taşıyan bilgi notunda da şu ifadeye yer verildi: “Yüz yüze görüşülerek diğer askeri konuların yanı sıra özellikle Rusya Federasyonu uçaklarının hava sahamızı ihlalleri vurgulanıp, angajman kurallarının en sıkı şekilde uygulanacağı ikaz edilmiştir”. Askeri kaynaklar son uyarıdan sonra Rusya’nın 24 Kasım’a kadar Türk hava sahasını ihlal edecek boyutta bir uçuş yapmadığının altını çiziyor.
  • Rus uçağının yaptığı ihlalin tipi ve süresi ile Türkiye'nin buna gösterdiği tepki arasında bir orantısızlık olduğu kesin. Peki Türk F-16’sı niçin daha önce de yaptığı gibi önleme yerine Rus uçağını önce ikaz edip sonra vurmayı tercih etti? Ruslar kasıtlı olarak, kışkırtma amacıyla mı davrandı; yoksa olması gerekenden fazla sert bir tepki mi gösterdi? Bence hepsi doğru: Türkiye daha önce onlarca yaşanan ihlalde olduğu gibi ihlali yapan Rus uçaklarını ikaz etti. Rus pilotlar her zamanki umursamazlıkla 19 Kasım’dan beri yürüttüğü Bayırbucak operasyonunda bu ikazları da dikkate almadı. Füze Rus uçağı Türkiye hava sahasındayken ateşlendi ve vuruş tam da sınır hattında -veya düşük bir ihtimalle Suriye içinde- gerçekleşti. Uçak da Suriye’ye düştü.
  • Rusya her türlü koordine çabasına rağmen meşru aktör olarak Türkiye’yi muhatap almayınca Ankara da bu ihlali bir fırsata dönüştürmek istedi ve Moskova’ya şu mesajı gönderdi: IŞİD’le mücadele için Suriye’desin. Ama Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’le mücadeleyle ilgisi olmayan operasyonlar için bu katmanı kapatmanı ve burada bir de-facto uçuşa yasak bölge oluşturmana artık göz yummuyorum.

Al-Monitor’a konuşan bir yetkilinin şu sözleri durumu özetliyor: “Ruslar çok pervasızdı ve sahada çok hızlı de-facto realiteler oluşturuyordu. Bu sayede ne pahasına olursa olsun bir kırmızı çizgi çekilmeye çalışıldı. Şimdi artık zaman mevcut krizi yönetme zamanı.”

Al-Monitor’a konuşan hava güvenliği uzmanı Arda Mevlütoğlu’na göre Rusya, Eylül başından itibaren Suriye’ye hatırısayılır bir hava gücü konuşlandırdı. Sevk edilen uçaklar arasında taarruz görevlerinde kullanılan 12 adet Su-24, 12 adet Su-25 ve altı adet Su-34 ile av – önleme görevli dört adet Su-30 bulunuyordu. Ayrıca elektronik istihbarat maksadıyla da bir adet Il-20 gönderildi. Bu uçaklar Basel El Esad Hava Üssü’ne konuşlanmalarından hemen sonra muharip görevlere çıkmaya başladılar. Bilhassa Humus çevresi ile Hama – Halep arasındaki bölgede Suriye ordusu birlikleri ile koordineli olarak ikinci katmanda taktik taarruz ve yakın hava desteği görevleri icra etmeye başladılar. Son dönemde ise Rus bombardımanı ülkenin kuzeyine Türkmenler’in yoğun yaşadığı bölgelere yoğunlaştı.

Mevlütoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Geçtiğimiz ay başında Rus uçakları birkaç kez Türk hava sahasını ihlal etmiş, Türk savaş uçaklarına beş dakika gibi oldukça uzun sayılabilecek bir süre radar kilidi atmışlardı. Her ne kadar Rus tarafı ihlalin kastî olmadığı yönünde açıklama yapmış olsa da bu olay mevcut gerilimi çok arttırdı”.

Rus uçağının düşürülmesinin bölgedeki Rus askeri varlığının niteliğiyle sahadaki personel ve karar alma mekanizmasının psikolojisini değiştireceğine dikkat çeken Mevlütoğlu’na göre olayın hemen akabinde Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki Slava sınıfı kruvazör Moskva’yı Tartus limanına sevk etmesi ve bu geminin üzerinde S-300 uzun menzilli hava savunma füzelerinin deniz versiyonu olan RIF bulunması, Rusya’nın ayrıca Suriye’deki birliklerinin ve uçaklarının hava savunmasını güçlendirmek için yeni nesil S-400 hava savunma sistemi konuşlandıracağını açıklaması artık 3. katmanda Suriye hava sahasını Türkiye’ye kapatması anlamına geliyor.

Mevlütoğlu sözlerine şöyle devam diyor: “Bunlara ilaveten Rusya, bölgede göreve çıkacak taarruz uçaklarının korumasını artırmak için refakat görevli savaş uçağı uçuşlarını artırma yoluna da gidebilir. Halen bu görev için kullanabileceği sadece dört Su-30’u var. Bu durumda bu uçakların uçuş sayı ve sürelerinin ciddi oranda artmaları gerekecek. Bu durum da uçakların bakım, işletme – idamelerinin sağlıklı ve hızlı yapılmalarını gerektirecektir. Dolayısıyla Rusya ilerleyen günlerde büyük olasılıkla Suriye’ye ilave av – önleme uçakları sevk edebilir”.

Dolayısıyla Mevlütoğlu’na göre 24 Kasım olayı, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını artırması sonucunu doğuracak. Bu da kısa vadede Rusya’nın jeopolitik rakipleri için bir tehdit olsa da, aynı zamanda denizaşırı askeri güç bulundurmak ve operasyonların sürekliliğini sağlamak adına Rus ordusunun sırtına ilave ekonomik yük anlamına geliyor. Ayrıca Suriye hava sahası, Suriye, Rusya, İran, ABD, İngiltere ve Fransa’ya ait insanlı ve insansız uçaklarla dolu durumda. Böyle kalabalık ve karışık bir hava sahasında RIF ve S-300/S-400 gibi uzun menzilli hava savunma sistemlerinin hangi uçağın dost hangisinin düşman olduğunu ayırt etmeleri kolay olmayacaktır. Olası bir dost ateşinin önüne geçmek için ekstra temkinli davranabilirler.

Rusya intikam almak isterse?

Eğer Rusya bir intikam almayı tercih edecekse, bunu doğrudan ya da dolaylı yollardan yapabilir. Doğrudan bir karşılık uçak ya da hava savunma sistemi ile bölgede bir Türk uçağının vurulması şeklinde gerçekleşebilir. Dolaylı karşılık ise, PYD ve/veya PKK gibi örgülere artırılacak silah, istihbarat ya da lojistik destek, sabotaj vb nokta operasyonları şeklinde olabilir. Peki kabus senaryosu ne? Rusya’nın Türk savaş uçaklarına aynı şekilde misillemede bulunabilmesi için bir şekilde Türk uçaklarını Suriye hava sahasına çekebilmesi lazım. Buna neden olacak şey ise Ankara’nın sürekli kırmızı çizgi olarak vurguladığı Fırat nehrinin batısına YPG güçlerinin geçmesi. 25 Ekim’de Türk savaş uçakları Fırat’ın batısına geçmeye çalışan YPG güçlerini vurmuştu.

Şayet Rusya PYD’yi Fırat’ın batısına geçme konusunda ikna edebilirse hem IŞİD’le mücadelede kritik önemde olan ve kapatılamayan meşhur 98 kilometre sınır hattı olan Cerablus bölgesini kapatmış hem de 24 Kasım’ın misillemesi için büyük bir koz elde etmiş olur.

Üçüncü katmanın giderek ısındığını gösteren iki önemli gelişmeden ilki Türk Hava Kuvvetleri’nin Rus uçağının düşürülmesinden sonra Suriye hududunda devriye uçuşu yapan F-16 sayısını 18’e çıkarması. Diğeri ise Rusya’nın üçüncü katmanı doldurmak için Lazkiye’ye 10-12 adet SU-27 ve SU-30 sevk edeceği bildirilmesi.

Görünen o ki üçüncü katmanda sıcaklık arttıkça buna en çok diğer katmanlardaki sıkışmışlıktan kurtulacak olan IŞİD sevinecek. Ama şu da bir gerçek: Türkiye ile Rusya arasında üçüncü katmanda süren bu mücadele aynı zamanda Suriye’nin geleceğinde kim söz sahibi olacak mücadelesi ve taraflar bu konuda çok ciddi görünüyor.

More from Metin Gurcan

Recommended Articles