Ana içeriğe atla

Rus-Türk ilişkilerinin girdiği tehlikeli viraj

Türkiye’nin Rus uçağının düşürülmesi konusunda müttefiklerinden güçlü bir destek alması olası görünmüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTX1VMCX.jpg

Rusya’nın Beşar Esad rejimini desteklemek için Suriye’de başlattığı askeri müdahale yüzünden halihazırda gergin olan Ankara-Moskova ilişkileri SU-24 tipi Rus savaş uçağının Türk ordusu tarafından 24 Kasım’da düşürülmesiyle tehlikeli bir viraja girdi. Ankara uçağın Türkiye’nin hava sahasını ihlal ettiğini savunurken, Moskova bu iddiaları reddediyor.

Ankara olayın öncesinde Rusya’nın Lazkiye’nin kuzeyindeki Türkmen bölgesini bombalamasına sert çıkmıştı. Bu bölgede, Rusya’nın havadan destek verdiği Suriye ordusuna karşı savaşan Türkmen savaşçılar bulunuyor. Bu savaşçılar Türkiye tarafından destekleniyor ve silahlandırılıyor.

Uçağın düşürülmesinin ardından Ankara’yı son derece öfkeli bir üslupla uyaran Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bu olayın “ciddi sonuçlarının” olacağını söyleyerek, Türk-Rus ilişkilerinin radikal bir şekilde değişeceğinin sinyallerini verdi.

Soçi’de Ürdün Kralı Abdullah ile yapacağı görüşme öncesinde konuşan Putin şöyle dedi: “Bugün terörün iş birlikçileri tarafından sırtımızdan bıçaklandık. Olanları başka bir şekilde tarif edemiyorum. Uçağımız Suriye toprakları üzerinde bir Türk F-16’dan fırlatılan hava füzesi ile vuruldu. Uçak Suriye topraklarına, Türkiye sınırının 4 kilometre uzağına düştü. (...) Ne pilotlarımız ne de uçağımız Türkiye topraklarına bir tehdit teşkil etmiyordu. Lazkiye’nin kuzey bölgelerindeki teröristlere karşı savaşıyorlardı”.

Başbakan Ahmet Davutoğlu 22 Kasım’da bölgedeki Türkmen hedefleri vurduğu için Rusya’ya sert tepki göstermişti. Başbakan Suriye ordusuyla Rus hava kuvvetlerinin düzenlediği bu ortak harekat sırasında Türk hava sahasına yönelik herhangi bir ihlale tereddütsüz yanıt verileceğini de açıklamıştı.

Rusya’nın bombaladığı bölgede İD unsurlarının bulunmadığını söyleyen Davutoğlu şöyle konuşmuştu: “DAEŞ’e operasyon yapılıyor görüntüsü altında masum Suriyeli sivillere ve özellikle bu bölgede Türkmenlere dönük bir katliama yol açılmamalıdır. (...) Biz buradaki kardeşlerimizin bulundukları yerde korunmaları için ve herhangi bir tehdit karşısında insani haklarının korunması için de gerekli tedbirleri diplomatik açından da her alanda da alırız”. Başbakan Türkiye’nin konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıyabileceğini de belirtmişti.

Sınırın Türkiye tarafından görgü tanıkları SU-24 tipi jetteki pilotların uçak düşmeden önce paraşütle atladıklarını söylerken, Türk basını pilotlardan birinin Türkmen savaşçıların elinde olduğunu yazdı.

Fotoğraflarla desteklenen kimi haberlede ise ikinci pilotun olay sırasında öldürüldüğü bildiriliyor. İki pilotun akıbetinin Ankara ile Moskova arasındaki gerginliği artırması olası. Bu arada, olay Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Suriye’ye ilişkin görüşmeler için Türkiye’ye yapacağı ziyaretin bir gün öncesinde gerçekleşti ve ziyaretin iptal edildiği bildirildi.

Konuya ilişkin Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada ise 24 Kasım, saat 09.20 civarında Hatay’ın Yayladağı bölgesinde Türkiye’nin hava sahasını ihlal eden “milliyeti bilinmeyen bir uçak”ın beş dakika içinde 10 kez uyarılmasının ardından iki Türk F-16’sı tarafından düşürüldüğü belirtildi. Uçağa angajman kuralları çerçevesinde yanıt verildiği kaydedilen açıklamada ihlallerin açıkça gösterildiği radar izi analizleri de paylaşıldı.

Rus Savunma Bakanlığı ise düşürülen uçağın Rusya’ya ait olduğunu doğrularken, Türk hava sahasına yönelik bir ihlal olmadığını savundu: “Uçak 6000 metrede seyrediyordu. Pilotların akıbetleri açığa kavuşturuldu. İlk verilere göre pilotlar uçaktan atlamayı başardı. Uçağın düşmesine ilişkin inceleme sürüyor. Rus Savunma Bakanlığı olarak uçağın uçuş sırasında kesinlikle Suriye hava sahasında bulunduğunun ve uçuş bilgilerinin kayıtlı olduğunun altını çiziyoruz”.

Bu gelişme, Ankara’nın Suriye krizi konusunda karşılaştığı zorluklara bir yenisini ekledi. Kimilerine göre bu olay, Türkiye’nin Suriye’deki menfaatlerine fayda sağlamaktan ziyade Moskova’nın Ankara tarafından desteklenen Esad karşıtı gruplarla yaptığı mücadeleye katkı sağlayacak.

Türkiye olayı NATO ve Rusya’nın veto hakkına sahip olduğu BM Güvenlik Konseyi’ne de taşıyor. Konumunun hassasiyeti nedeniyle isminin açıklanmamasını isteyen Batılı bir diplomat Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede NATO’nun Türkiye ile dayanışma içinde olacağını ancak Suriye ve Irak’ta İD’le mücadelenin sürdüğü böylesi bir zamanda Rusya ile askeri bir gerginlik istemediği için krizi yatıştırmaya çalışacağını söyledi.

Türkmenlerin yaşadığı Lazkiye’nin kuzeyinde İD unsurlarının bulunmadığında ısrarcı olan Ankara Rusya’nın Suriye rejimiyle savaşan meşru grupları hedef aldığını söylüyor. Hükümet yanlısı Rus basını ise bölgedeki Türkmenlerin Nusra Cephesi gibi radikal İslamcı örgütlerle iş birliği içinde olduğunu yazıyor. Hem Washington hem de Moskova Nusra Cephesi’ni terör örgütü olarak görüyor. Ankara da örgütü terör örgütleri listesine dahil etti, ancak Batılı diplomatlara göre bu gönülsüzce verilmiş bir karardı.

Hürriyet Daily News gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin CNN Türk televizyonuna yaptığı değerlendirmede Lavrov’un Türk mevkidaşı Feridun Sinirlioğlu ile görüşmek üzere Türkiye’ye yapacağı ziyaretin bu olayın ardından daha çok önem kazandığını söyledi.

Yetkin Lavrov’un ziyaretinin iptal edildiğine ilişkin açıklamadan önce yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullanmıştı: “Lavrov ziyareti gerçekleşmezse durumun ciddiyetini koruduğunu anlayacağız. Gelirse konuşmaya hazır olduğunu anlayacağız. Gelirse bu krizin çevrelendiğini, kontrol altına alınma niyeti olduğunu anlayacağız”. Ankara ve Moskova’nın Suriye’nin çözümü için Viyana’da yapılan müzakerelerde birlikte çalıştıklarını anımsatan Yetkin bu olayın, bir “Türk-Rus savaşına” yol açacağını düşünmediğini belirtti. Yetkin Rus uçağının düşürülmesinin Suriye rejimine bir darbe olduğunu söyledi.

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde askeri analist olarak görev yapan Emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu da Rus uçağının Türk hava sahasını ihlal ettiğinden şüphe olmadığını vurguladı. Bunun sadece Türkiye değil diğer ülkeler tarafından da teyit edilebilir bir gerçek olduğunu belirten Babüroğlu Al-Monitor’a şu değerlendirmelerde bulundu: “Sonuçta burası NATO’nun doğu sınırı ve ittifakın bölgedeki tesislerinden de izleniyor. Türk Silahlı Kuvvetleri kanıt olmadan böyle bir iddiada bulunmaz”.

Babüroğlu Ankara’nın geçmiş ihlaller üzerine angajman kurallarını hem Türkiye’deki Rus askeri irtibat subayı hem de Ankara’daki Rus askeri ateşe vasıtasıyla Moskova’ya ilettiğini de anımsattı.

Babüroğlu’na göre bu olay, Putin’in Suriye rejimini destekleme kararlılığının yanı sıra Moskova’nın İD karşıtı Suriyeli Kürtlere verdiği desteği de artırabilir: “Putin geri adım atmayan biri olarak tanınıyor. Türk-Rus ilişkileri bundan sonra eskisi gibi olmaz”.

Rusya’nın bombaladığı Suriye’nin kuzeyindeki Türkmenlerin El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi ile Ehrar El Şam gibi diğer radikal İslamcı örgütlerle ittifak halinde olduğunu savunan Babüroğlu Moskova’nın BM Güvenlik Konseyi’nde bu konunun altını çizeceğini söyledi.

Babüroğlu değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Rusya şimdi bu grupları daha sert bir şekilde hedef alacak. Bu da Türkmenleri daha yoğun bir şekilde bombalayacağı anlamına geliyor. (...) Bunun yanı sıra Rusya’nın enerji kaynakları bakımından Türkiye’ye karşı ekonomik avantajları var. Sonuçta mali kayıp yaşayacak da olsa bunu Türkiye’ye karşı kullanabilir”.

Türkiye’nin Rus uçağını düşürerek kararlılık ve askeri yeteneklerini sergilemekten duyduğu milli “gurur” anı geçtiğinde gözler diplomatik alanda yaşanacaklara çevrilecek ve bu olayın siyasi sonuçlarının ne olacağı izlenecek.

Bu kapsamda, Türkiye’nin NATO müttefiklerinin alacağı tutum da önemli. NATO Türkiye’nin çağrısı üzerine ve kuralları gereği bu çağrıya uymak durumunda olduğu için acil olarak toplanacak ancak toplantıdan krizi tırmandıracak bir sonuç çıkması pek olası görünmüyor.

Paris saldırılarının ardından Batı’da radikal İslamcı örgütlere yönelik tepkinin artması ve Fransa’nın Rusya’yla birlikte Rakka’da İD hedeflerini vurması, BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya’nın elini güçlendiren unsurlar.

Bu da Türkiye’nin müttefiklerinden, Türkmenler veya bölgede Suriye rejimine karşı savaşan diğer radikal Sünni gruplar konusunda pek destek alamayacağı anlamına geliyor. Türkiye’nin Esad rejimiyle savaş konusunda müttefikleriyle yaşadığı anlaşmazlık da sürüyor. Nitekim, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Suriye’deki askeri harekatın hedefinde Esad rejiminin bulunmadığını ve koalisyon güçlerinin İD’le mücadele etmek ve mücadele eden gruplara yardım etmek için orada olduklarını söyledi.

Neticede, Türkiye’nin müttefiklerinden faal bir destek almadan Rusya ve Esad rejiminin Kuzey Suriye’deki faaliyetlerine karşı ve oradaki Sünni ağırlıklı siyasi tabloyu güvenceye almak için yapabileceği fazla bir şey yok.

More from Semih Idiz