Ana içeriğe atla

Rus müdahalesi Halep’e yeni bir kuşatma yaşattı

Halep’in yaşadığı ikinci kuşatma Suriye’nin bir zamanlar bu mağrur kentinin hüzünlü öyküsünden fazlasını ifade ediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTX1MODH.jpg

Halep’in ikinci kuşatması yaklaşık iki haftada sona erdi ve belki büyük bir insani felaket tam zamanında önlenmiş oldu. Kentin hükümet kontrolündeki bölgesinde yaşayan 2 milyon civarında insan – ki bunların birçoğu başka yerlerden kaçıp buraya gelmişti – 12 gün boyunca dış dünyadan tamamen tecrit edildi. Bölgeye ne yiyecek ne yakıt ne ilaç ne de insan girebildi ya da buradan çıkabildi. Bu, Halep’in maruz kaldığı ilk kuşatma değildi ama bu defa durum çok daha kritikti.

Batı Halep’i Suriye’nin hükümet kontrolündeki diğer bölgelerine bağlayan tek güzergâh dar ve kıvrımlı bir yol olan Hanaser Yolu’dur. Rus askeri müdahalesinin nelere yol açabileceğinin kaygı verici bir alameti olarak eskiden yeminli düşman olan cihatçı gruplar bu yolu kesmek için iş birliği yaptı. Araçlarla intihar saldırıları düzenleyen İslam Devleti (İD), Asria kasabası yakınlarında “yumuşak hedef” hâlinde olan yolun büyük kısmını ele geçirdi. Nusra Cephesi ve diğer bazı İslamcı gruplar ise Halep şehrinin Ramuse’deki girişinde saldırıya geçti. Rus uçaklarının her gün düzenlediği yoğun hava saldırılarından destek alan Suriye ordusu ve onunla birlikte hareket eden paramiliter güçler vilayetin güneyinde bir süredir taarruzdaydı ve hem İD’e hem isyancılara karşı önemli ilerleme sağlamıştı. İşte bu varoluşsal tehdit nedeniyle cihatçı gruplar anlaşmazlıklarını şimdilik bir kenara bıraktı. Bu yeni ve kaygı verici bir sürecin işareti olabilir.

Gelinen noktada Halep’teki Rus müdahalesi hükümet güçlerini canlandırdı ve epeydir kilitli olan cephelerde stratejik noktaların alınmasını sağladı. Taarruzun güneydeki hedefi İD bölgesinde kuşatma altında olan Kuveyris Askeri Havaalanı. Bu hedefe ulaşmak geçen yıl Rakka’da Tabaka Havaalanı’nı İD’e kaptıran, üssü savunan askerlerin tutsak düşüp katledilmesiyle büyük travma yaşayan hükümet güçleri için büyük bir moral kaynağı olacak. Güneybatıda ise hedef isyancı denetimindeki bölgelerde ilerlemek ve Şam otobanına ulaşmak. Hama’dan İdlib’e doğru taarruza geçen ve burayı daha da güneyden emniyete almayı amaçlayan Suriye hükümeti, bu yaşamsal hattın alınmasını uzun vadeli stratejik hedefleri arasında görüyor.

Suriyeliler ise her zaman olduğu gibi bölünmüş durumda ve Rus müdahalesi bu açıdan istisna değil. Rusya, rejim yandaşları tarafından müttefik ve kurtarıcı olarak görülürken muhalefet destekçilerinin gözünde baskıcı rejimi ayakta tutan işgalci bir güç. Ancak oldukça geniş bir kesim de Rus müdahalesine savaşı uzatmaktan başka işe yaramayacak yeni bir badire olarak bakıyor.

Hanaser ikmal hattı kesilince gıda sıkıntısı baş gösterdi ve fiyatlar anında yükseldi. Temel bazı kalemler lüks ürün hâline geldi. Benzinciler yakıt stokları tükenince kapandı ve Halep sokakları boşaldı. Araçlar park hâlinde dururken insanlar bazen kilometrelerce yürüyerek hayatlarına yaya olarak devam etti. Öğrenci ve öğretmenler okullarına, esnaflar dükkânlarına, doktorlar kliniklerine, memurlar dairelerine yürüdüler. Yüzleri kasvetli, bakışları yere sabitlenmiş, korku içinde yan yana yürüdüler. Herkes kendi yükünü düşünüyor, savaş bölgesinde yaşamın zorluk ve korkuları kafalarını karanlık düşüncelerle dolduruyordu. Yolu kesişen yabancılar bazen bir anlığına göz göze geliyor ve bu ortak trajediyi karşıdakinin gözlerinde de okuyordu. Savaşın tarumar ettiği bu kentin dört yıldır değişmez unsuru olan silah sesleri ve patlamalar bu kasvetli ruh hâlini her daim vurguluyordu.

Kentin tek enerji kaynağı olan mahallelerdeki özel jeneratörler kalan yakıttan mümkün oldukça tasarruf etmek için giderek daha az çalışır oldu. Bazı mahalleler günlerce karanlıkta kaldı. Elektrik olmayınca sular da kesildi ve insanlar kuyulardan su çekmek zorunda kaldı. Şehrin ana hastanesinde stratejik yakıt stokunun da çok geçmeden tükeneceği korkusu baş gösterdi. Hastane ya kapanmak zorunda kalacaktı ya da her gün getirilen onlarca yaralıyı kapıdan çevirip ölüme gönderecekti.

Birçok gıda ürünü bulunmaz oldu veya alınamayacak kadar pahalılaştı. İnsanlar bulabildikleriyle idare etti. Şeker, yumurta, tavuk, meyve ve süt ürünleri gibi gıdalar raflardan yok oldu. İnsanlar şakayla karışık “Tüm Halep karnabahar kokuyor.” diyordu. Zira bu ağır kokulu sebze kentin ucuz ve bol bulunan tek yiyecek maddesiydi ve herkes yeni karnabahar yemekleri icat ediyordu. Ancak on binlerce ailenin temel besini olan ekmeği sağlayan fırınların kapanabileceği ihtimali hiç de şaka kaldırmıyordu. Bu tam anlamıyla insani felaket demek olurdu.

Kenti mahveden bu korkunç savaşa sık sık kara mizahla tepki veren Halepliler, kuşatma altında yaşadıklarını paylaşmak için sosyal medyaya yöneldi. Bu onlar için denenmiş ve güvenilir bir baş etme mekanizmasıydı. Birkaç Haleplinin kendi çapında şöhret olduğu Facebook’ta yapılan paylaşım ve yorumlar umut ve direncin tükenmekte olduğu, sarsılmış, perişan bir şehrin hikâyesini anlatıyordu. Örneğin bir kullanıcı, anne babasının verdiği bir poşet meyveyi şehrin diğer ucundaki evine nasıl “kaçırdığını” polisiye roman tadında mizahi bir dille anlatıyordu. Bazıları ise bulunmaz nimet hâline gelen yiyeceklere atıfla üzerinde pırlanta yerine domates bulunan alyans yüzüğü resimleri paylaştı. Bir başkası “satılık portakal” ilanı verdi: “Yeni gibi, az kullanılmış. En yüksek teklifi verene satılır.”

Bu tip espriler bir yana kent halkının sohbetlerine iki konu hâkimdi: kıtlık ve gitmek. İnsanlar birbirine “Sen daha gitmedin mi? Falanca gitmiş. Sen daha ne bekliyorsun?” diye soruyordu.

Kuşatmanın kalkması halkı fazlasıyla rahatlatmış olsa da sevinç uzun sürmeyebilir. Temel sorunlar hâlâ çözülmüş değil. Yeni bir ölümcül kuşatma an meselesi olabilir.

Görünen o ki gelecek umudunu tümden kaybeden Halepliler, geçmişin bu mağrur ve görkemli kentini yavaş yavaş ama emin adımlarla terk ediyor. Daha önce savaşı kentte geçirme kararı verenler fikir değiştiriyor. Kısa sürede bir siyasi ya da askeri çözüm umudu yok. Ekonomi çökmüş durumda ve hayat bir krizden ötekine bitmeyen, çaresiz bir mücadeleden ibaret. Bu koşullardan usanan insanların dayanma gücü artık tükenme noktasına geldi. Şehirden ayrılanların ardı arkası kesilmiyor, sayıları giderek artıyor. Paramparça olan bu kadim toprakları akın akın terk eden diğer Suriyelilere Halep halkı da buruk yürekle katılırken kent kan kaybediyor, gidenlerle birlikte kültürünü de yitiriyor. Halep’teki kuşatma sadece bir kentin hüzünlü hikâyesi değil, yok olma eşiğine gelmiş bir ulusun destansı trajedisidir.

More from Edward Dark

Recommended Articles