Ana içeriğe atla

Rusya Esad konusunda geri adım atmıyor

Moskova İslam Devleti’yle mücadelede en iyi seçenek olarak Suriye hükümetini görüyor. ABD’li liderler Papa Francis’in mültecilere “somut umut” verme çağrısını destekliyor. Netanyahu’nun mültecilere dair söylemi icraatıyla bağdaşmıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTX1O9DF.jpg

Rusya’nın Suriye’ye desteği artıyor

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’a 5 Eylül’de yaptığı uyarıda Suriye’deki askeri varlığını artıran Rusya’nın “savaşı daha da tırmandırabileceği”, hatta ABD önderliğindeki koalisyon güçleriyle çatışma riskine yol açabileceğini belirtti.

Moskova’nın Şam’a verdiği desteği artırması, iç savaşın başladığı 2011’den bu yana izlediği son derece tutarlı yaklaşımın yeni bir tezahürü. Rusya için Cumhurbaşkanı Beşar Esad ya da daha doğrusu Suriye hükümeti, Rusya’yı da doğrudan tehdit eden terörist örgütlerin bertaraf edilmesinde asli öneme sahip.

BM ve Arap Birliği’nin eski ortak Suriye temsilcisi Lakhdar Brahimi geçen sene Al-Monitor’a şöyle konuşmuştu: “Bana göre Rusya’nın analizi baştan beri doğruydu ama herkes bunu bir analiz olarak değil, bir tutum olarak gördü. Ruslar Suriye’nin Mısır ve Tunus’a benzemediğini, Suriye Cumhurbaşkanı’nın iki üç haftada düşmeyeceğini söylüyordu. İnsanlar bunu bir analiz olarak değil bir tutumun, ‘Bu rejimi destekleyeceğiz.’ tutumunun ifadesi olarak algıladı. (…) Ruslara o zaman kulak verilseydi, gidip onlarla konuşulsaydı, ‘Belli ki Suriye’yi herkesten daha iyi biliyorsunuz. Suriye’nin sorunlarını çözmesine nasıl yardımcı olabiliriz? Oturup konuşalım.’ denseydi işler bugün belki farklı olurdu. Ancak böyle olmadı.”

Laura Rozen’in de bildirdiği gibi ABD ve uluslararası toplumun Suriye diplomasisi şu an “tıkanmış” durumda. ABD, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin herhangi bir siyasi çözümde Esad’ın gitmesini ön koşul olarak öne sürmesi sürece ket vuruyor. ABD diplomatik sahnenin kenarında dururken, Moskova hem Suriye hükümetiyle hem muhalif gruplarla temaslar yürüterek BM Suriye Temsilcisi Staffan de Mistura’nın çabalarına güç katıyor. İslam Devleti’nin (İD) bertaraf edilmesini sağlayacak ve Suriye devletinin çöküşünü engelleyecek tutarlı bir siyasi planın yokluğunda Moskova ve Tahran Esad konusunda geri adım atmıyor, özellikle de Esad’ın gidişinin ön koşul olmasını kabul etmiyor.

Vitaly Naumkin Suriye hükümetine artan Rus desteğini İD’e atıfta bulunarak şöyle açıklıyor: “Rusya’nın ulusal güvenliğine doğrudan tehdit olarak gördüğü bu şer odağı ile mücadelede küresel ve bölgesel güçlerin katılımıyla geniş bir koalisyonun oluşturulmasını istediği çok iyi biliniyor. Volga bölgesinde hoşgörüsüyle bilinen tek bir yöreden en az 200 kişinin İD saflarına katıldığını söylemek Rusya’ya yönelen tehdidi açıklamakta yeterli olur. Kuzey Kafkasya’dan bahsetmeye gerek bile yok. Geniş bir koalisyonun kurulması hâlâ uzak bir hedef. (…) İki cephe hattında mücadeleye öncülük eden ılımlı Suriyeli muhalifler, teröristlerden çok daha zayıf ve giderek zemin kaybediyor. Rus uzmanlara göre muhalefet Suriye’nin yaklaşık yüzde %5’ini kontrol ederken ülkenin neredeyse yarısı İD’in elinde. Bu şartlarda Suriye hükümetine verilen destek Şam’ın cihatçılara karşı mücadelesiyle sınırlı görülüyor.”

Suriye hükümetiyle muhalif grupların Moskova aracılığında gerçekleştirdiği görüşmelere de katılmış olan Naumkin, Rus kamuoyunun Suriye’de doğrudan askeri müdahaleye karşı olduğunu, Moskova ve Tahran’ın Suriye politikalarını koordine ettiğinin en azından şimdilik söylenemeyeceğini vurguluyor: “Moskova’nın Şam’a desteğini sürdürme planı ile Tahran’ın planları arasında bağ kurulmamalı. İran, Suriye konusunda kendi ulusal çıkarları doğrultusunda bağımsız bir politika yürütüyor. Rusya da Körfez devletleriyle gelişen ilişkilerini hesaba katarak aynı şeyi yapıyor. Ancak bölgesel ve küresel güçlerle geniş bir koalisyon kurulmadan, hele de bu mücadelenin başarısını engelleyecek koordinasyon yokluğunda Suriye’de İD’le mücadelenin seviyesi artırılabilir mi?”

ABD’li liderlerden Papa’nın çağrısına destek

Papa Francis’in mültecilere sığınma imkânı ve umut verilmesi için yaptığı çağrının ardından Barack Obama yönetimi de Julian Pecquet’in bildirdiği gibi şu an bin 293 olan Suriyeli mülteci sayısının önümüzdeki mali yılda 10 bine yükseltileceğini, ABD’ye alınan toplam mülteci sayısının da mevcut 70 bin rakamının üzerine çıkarılacağını duyurdu.

Avrupalı Katoliklere 6 Eylül’de mültecilere “komşu” olarak kucak açma çağrısında bulunan Papa Francis, 21’inci yüzyılın belki de en anlamlı vicdani duruşlarından birini sergiledi, Müslüman Orta Doğu coğrafyasında süren bu krizde dinler arası ilişkiler adına tarihi bir tavır aldı.

Pecquet’in de aktardığı gibi Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat azınlığın lideri Nancy Pelosi, Demokrat Senatör Patrick Leahy ve Demokratların başkan adayı Hillary Clinton gibi birçok ABD’li siyasetçi, Papa’nın yarısından çoğu Suriyeli olan 400 bin mülteciye daha fazla yardım çağrısını benimsedi. Doğal olarak hem ABD’de hem Avrupa’da mültecileri yardıma muhtaç insanlar olarak değil, inançları dolayısıyla tehdit olarak görenler de var.

Bu sütunda geçen hafta vurgulandığı gibi küreselleşen Suriye mülteci krizi müşterek bir yük olup tüm ülkeler tarafından omuzlanmalı. Buna Suriye krizine taraf olan bölgesel ülkeler de dâhildir. Suriye halkı bu ülkelerin yönetimlerinden silah ve entrika değil “umut ve iyi niyet” bekliyor.

Netanyahu’nun mülteciler politikası “sözden ibaret”

Akiva Eldar ve Ben Caspit, mülteci krizinin İsrail’de de siyasi bazı sinir uçlarına dokunduğunu yazıyor. Buna kısmen muhalefet lideri ve Knesset üyesi Isaac Herzog’un şu sözleri sebep oldu: “Yüz binlerce mülteci sığınacak yer ararken Yahudiler duyarsız kalamaz.”

Eldar’a göre Başbakan Benjamin Netanyahu Afrika ve Arap ülkelerinden gelen mülteci dalgaları konusunda yetersiz kalıyor. Eldar, bilhassa Suriyeli mültecilere karşı İsrail’in özel bir sorumluluk taşıdığını şöyle anlatıyor: “İsrail’in Suriyeli mültecilerle diğer tüm ülkelerden çok daha yakın bir bağı olduğunu pek az kişi hatırlıyor. 1967 Altı Gün Savaşı’nda Golan Tepeleri’nin öteki tarafında yer alan 200’ü aşkın köyden 120 bin dolayında Suriyeli evlerini terk etti. Suriye’deki doğum oranlarına göre bu mültecilerin ve bunların çocuk ve torunlarının sayısı bugün 500 bine ulaşmış durumda. BM kararlarına göre Golan Tepeleri bugün hâlâ Suriye toprağı sayılsa da söz konusu köylerin büyük bölümü tamamen yıkıldı ve yerlerine İsrail yerleşimleri inşa edildi. Türkiye ve Ürdün’e sığınan ya da Avrupa yollarına düşen 4 milyon Suriyelinin arasında Golan Tepeleri’nden kaçan insanlar veya bunların çocuk ve torunları mutlaka vardır. Minik İsrail ikinci defa evlerini kaybeden 1967 göçmenlerinden birkaç bin aileyi alacak durumda değilse o zaman Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın önerdiği gibi bu insanların Batı Şeria’ya yerleşmesine niçin izin vermez? Nitekim Netanyahu burada Araplara ait bir Filistin devletinin kurulacağı sözünü verdi ve bu sözünde durmalı. Ne var ki tüm bunlar sadece sözden ibaret.”

Caspit ise şöyle yazıyor: “Netanyahu kendini savunurken İsrail’in hem komşularına hem de genel anlamda bölgeye insani yönden yardım etmeye çalıştığını söylüyor. Golan Tepeleri’nde yüzlerce Suriyeli yaralının tedavi edildiği askeri bir hastane kuruldu. Bu insanlar, Suriye ordusunun isyancılarla savaştığı bölgelerden akın akın geliyor. İsrail yaralıların kimliklerini kontrol etmiyor. Yaralıların bazıları daha ileri tedavi için İsrail içindeki hastanelere naklediliyor. Söz konusu kişiler ancak iyileştikten sonra Suriye’ye gönderiliyor. İsrail ayrıca kaçak yollardan gelen göçmen işçileri almaya gönüllü Afrika ülkelerine de yardım etmeye çalışıyor. Sınırlı kapsamda da olsa bu konuda imkân, birikim ve katkılarını esirgemiyor ama ülkesine mülteci almayı kesinlikle istemiyor.”

İsrail mülteci krizini Orta Doğu’da karşılaştığı genel güvenlik sorunlarıyla bağlantılı görüyor ve sınırlarında duvar yapımına öncelik veriyor. Caspit yazısını şöyle tamamlıyor: “İyi haber şu ki Orta Doğu’da süren kanlı savaşlar İsrail’in bölgedeki istikrarsızlığın kendisinden kaynaklanmadığı savını kanıtlıyor. Kötü haber ise buradaki hayat artık çok daha belirsiz, düşmanlar çok daha öngörülmez ve kanlı, devlet yapıları çöküyor ve yarın ne olacağını kimse bilmiyor. Durum böyle olunca İsrail’in duvar dikmek ve ‘hayırlısı’ demek dışında yapabileceği bir şey yok.”

Join hundreds of Middle East professionals with Al-Monitor PRO.

Business and policy professionals use PRO to monitor the regional economy and improve their reports, memos and presentations. Try it for free and cancel anytime.

Free

The Middle East's Best Newsletters

Join over 50,000 readers who access our journalists dedicated newsletters, covering the top political, security, business and tech issues across the region each week.
Delivered straight to your inbox.

Free

What's included:
Our Expertise

Free newsletters available:

  • The Takeaway & Week in Review
  • Middle East Minute (AM)
  • Daily Briefing (PM)
  • Business & Tech Briefing
  • Security Briefing
  • Gulf Briefing
  • Israel Briefing
  • Palestine Briefing
  • Turkey Briefing
  • Iraq Briefing
Expert

Premium Membership

Join the Middle East's most notable experts for premium memos, trend reports, live video Q&A, and intimate in-person events, each detailing exclusive insights on business and geopolitical trends shaping the region.

$25.00 / month
billed annually

Become Member Start with 1-week free trial

We also offer team plans. Please send an email to pro.support@al-monitor.com and we'll onboard your team.

What's included:
Our Expertise AI-driven

Memos - premium analytical writing: actionable insights on markets and geopolitics.

Live Video Q&A - Hear from our top journalists and regional experts.

Special Events - Intimate in-person events with business & political VIPs.

Trend Reports - Deep dive analysis on market updates.

All premium Industry Newsletters - Monitor the Middle East's most important industries. Prioritize your target industries for weekly review:

  • Capital Markets & Private Equity
  • Venture Capital & Startups
  • Green Energy
  • Supply Chain
  • Sustainable Development
  • Leading Edge Technology
  • Oil & Gas
  • Real Estate & Construction
  • Banking

Already a Member? Sign in

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial