Ana içeriğe atla

Nükleer anlaşmada baskı şimdi İran’ın üzerinde

İran eşi görülmemiş nükleer teminatları yerine getirmedikçe hiçbir yaptırımdan kurtulamayacak. Beyaz Saray sözcüsü Suriye politikasını eleştirenlere çıkıştı. Halep bölgesi “tam bir cehennem” hâline gelirken Madaya kuşatması da devam ediyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTSIDU.jpg

Washington’da kutlama

Laura Rozen’in aktardığına göre ABD Başkanı Barack Obama 17 Eylül’de sessizce Dışişleri Bakanlığı’na gitti ve Dışişleri Bakanı John Kerry’yi ve görevi sona ermekte olan Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşar Wendy Sherman’ın da içinde yer aldığı müzakere ekibini İran’la sağlanan nükleer anlaşma dolayısıyla kutladı. Rozen’e bilgi veren bir yetkili Obama’yla Kerry’nin Sherman ve ekibi şerefine kadeh kaldırdığını anlattı.

17 Eylül, Ortak Kapsamlı Eylem Planı (OKEP) adı verilen anlaşmayı görüşmek için Kongre’ye tanınan 60 günlük sürenin dolduğu gündü. Kongre’den ret yönünde herhangi bir karar çıkarılamadı. Yani ABD bakımından OKEP artık “bitmiş bir iş”. Dikkatler şimdi anlaşmanın uygulanmasına çevriliyor ve dolayısıyla hem işin yükü hem sahne ışıkları İran’ın üzerine kayıyor.

16 Eylül’deki oturumda Cumhuriyetçi başkan adayları OKEP’le birlikte İran’ın nükleer silah yapım sürecinin hızlanacağını ya da İran’ın bu hedefe daha kolay ulaşacağını iddia ettiler. Doğrusu bu yorumu anlaşmanın metniyle bağdaştırmak oldukça zor. Dolayısıyla gelinen noktada sürecin ne aşamada olduğunu, OKEP’le neyin amaçlandığını gözden geçirmekte yarar var.

OKEP’in bir sonraki kilometre taşı “kabul günü” olan 18 Ekim olacak. İran o tarihte Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) ile çalışarak OKEP hükümleri gereğince nükleer altyapısında değişiklik yapmaya başlayacak. Amerikalı yetkililer bu hafta yaptırımların kaldırılması için hangi şartların yerine gelmesi gerektiğini özetlerken şunları saydı: yüzlerce santrifüjün sökülüp Natanz zenginleştirme tesisinde UAEK denetimindeki depoya konması, zenginleştirme işleminde kullanılan boru ve elektrik tesisatı başta olmak üzere geniş bir altyapının sökülmesi, zenginleştirilmiş uranyum stokunun büyük bölümünün başka bir ülkeye nakledilmesi, santrifüjlerin üçte ikisinin ve ilgili altyapının sökülmesi, Fordo tesisinde yine çok sayıda teçhizatın, borunun, elektrik altyapısının ve buna benzer parçaların sökülüp tesisten çıkarılması, Arak’taki ağır su tesisinin merkezinde yer alan buharlı ısı değiştiricisinin sökülmesi ve tekrar kullanılmamak üzere betonla doldurulması, ilave şeffaflık önlemlerinin hayata geçirilmesi. Bir yetkili şöyle konuştu: “Bu bağlamda İran, tesislerinde yeni bazı teknolojileri devreye sokmayı kabul etti. Örneğin çok daha ileri seviyede gerçek zamanlı izlemeye imkân veren aktif elektronik contalar ki bu sistemler dünyanın başka hiçbir yerinde yok ve bunun hâllolması gerekir. Bu kapsamda zenginleştirmenin internet üzerinden izlenmesi de yer alıyor ki bu sistem faal kaskadlardaki zenginleştirme oranını UAEK’ye gerçek zamanlı olarak bildiriyor. Bunun yanı sıra İran uranyum tesislerinde de şeffaflığa dönük adımlar atmak zorunda ki UAEK bu tesislerden çıkan malzemeyi sürekli izleyebilsin, gizlice nükleer yola sapılmasını engellesin ve santrifüj üretim tesislerinde de kesintisiz izleme imkanına kavuşsun.”

Tenkitçiler İran’ın nükleer bomba yapım sürecinin kolaylaşacağını iddia ediyor ama tüm bu adımlar atıldığı zaman bunun nasıl olacağını anlamak güç.

İran ancak bu ve başka bazı adımları tamamladığında – ki buna nükleer programın geçmişteki askeri boyutlarına dair UAEK’nin vereceği rapor da dâhil – sürecin bir sonraki safhası, yani belli yaptırımların kalkacağı “uygulama günü” gelecek. Uygulama gününün önümüzdeki ilkbaharda olması bekleniyor ama bu daha ileri bir tarihte de olabilir, hatta hiç olmayabilir de. Her şey İran’a bağlı.

Beyaz Saray’dan Suriye eleştirilerine yanıt

16 Eylül’de Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nin sorularını yanıtlayan ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Lloyd Austin, ABD tarafından eğitilip Suriye’de İslam Devleti (İD) ile mücadele eden isyancı sayısının sadece “dört beş” olduğunu söyledi. Oysa yapılan planlarda 500 milyon doları aşkın bir bütçe kullanılarak 5 bin 400 savaşçının eğitilmesi hedefleniyordu.

Julian Pecquet’in aktardığı gibi komitedeki bazı Demokratlar, “eğit donat” programının başarısızlığı karşısında Suriye lideri Beşar Esad’ın gitmesini ön koşul olarak ileri süren ABD’nin bu tavrını gözden geçirmesi gerektiğini dillendirmeye başladı.

Demokrat Senatör Joe Manchin, Esad’ın gitmesi hâlinde etkili bir siyasi muhalefetin yokluğunda “boşluk” doğacağından kaygı duyduğunu belirtti ve ABD’nin Irak ve Libya müdahalelerini anımsattı. Al-Monitor’a konuşan Manchin şu ifadeleri kullandı: “Esad’ın yerine kimi koyacaksınız? Nasıl olacak? Boşluk mu bırakacaksınız? Saddam ve Kaddafi örneklerinde bu iş yürümedi. Bu tam anlamıyla karmakarışık bir mesele ve biz de bu işe para saçarak onu daha da karmaşık hâle getiriyoruz.”

Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest ertesi gün yaptığı açıklamada Austin’i dürüstlüğü için takdir etti ve komutanın bu tavrını Obama yönetiminin Suriye politikasını eleştirenlerle kıyasladı: “Yıllarca bunu (isyancıları silahlandırmayı) Suriye’de başarının formülü diye savunmuş olan tenkitçilerimizden böyle kişilikli bir tavır görmüş değiliz.”

Obama’nın politikalarını eleştirenlere kendi “hatalarını kabul etme” çağrısı yapan Earnest, ABD Suriyeli isyancılara daha baştan askeri destek verseydi denklemi Esad aleyhine değiştirmiş olurdu şeklindeki argümanın anlamsız olduğunu savundu. Muhalefetin dört sene içinde radikalleştiği, bugün “eğit donat” kriterlerini karşılamayan birçok isyancının dört sene önce farklı konumda olduğu yorumuna cevaben Earnest şöyle dedi: “Bir kişi dört sene içinde bu kategoriye girmesini engelleyecek bir şey yapabiliyorsa o zaman zaten eleme kriterleri sorgulanır. Bugün en hafif deyimiyle pek iyi sonuçlar vermediği görülen bir programın daha önce ve daha büyük yatırımla başlatılmış olmasını savunmak bence çok sağlam bir argüman değil.”

ABD’nin Suriye iç savaşına askeri olarak daha fazla bulaşarak ne elde edeceği konusu, Cumhuriyetçi başkan adayları Donald Trump ve Senatör Rand Paul tarafından da sorgulanıyor. Paul, geçen haftaki tartışma programında ABD’nin Saddam Hüseyin’i devirmesinden İran’ın kârlı çıktığını anımsattı ve “Müdahaleler bazen ters tepiyor.” ifadesini kullandı.

Öte yandan Rusya’nın Suriye ordusuna destek sağlamak üzere Suriye’deki genişletilmiş hava üssünü kullanmaya hazırlandığı yönündeki işaretler ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’ı Rus mevkidaşı Sergey Şoygu ile bir araya getirdi. Bu, iki bakanın bu yıl yaptığı ilk görüşmeydi. Rusya İD’e karşı askeri iş birliğinin artırılmasını istiyor ancak Suriye hükümetinin de bu mücadelede yer almasını savunarak ABD ve onun koalisyon ortaklarıyla ters düşüyor. Buna rağmen ABD ve Rusya, Suriye’de askeri güçleri arasında çatışma ihtimalini önlemek ve siyasi çözüm çabalarını kolaylaştırmak için temaslarını yoğunlaştırmaya başladı.

Yeryüzündeki “cehennem”

Suriye savaşının sonuçları günbegün ağırlaşıyor. Halep’ten bildiren Mohammed al-Khatieb şöyle yazıyor: “Halep kırsalında devam eden İD saldırıları daha da çok sivilin kaçmasına neden oluyor. İnsani yardımın gelmediği, Türkiye’nin sınırı kapalı tuttuğu bir ortamda bu insanların hayatı tam bir cehenneme dönüşüyor.” Khatieb, ağustostan bu yana kuzey Halep kırsalında Havar Kilis, Tlalin, Kafra, Marea, Um Hauş, Herbel ve onlarca başka köy ve kasabanın İD saldırıları yüzünden boşaldığını vurguluyor.

Yine Suriye’den bildiren Mustafa al-Haj ise şunları aktarıyor: “İki buçuk aydır rejimle Lübnanlı Hizbullah’ın kuşatması altında olan dağ kasabası Madaya’da gıda ve erzak tükeniyor. Bir yandan Zabadani’den kaçan sivillerin akınına uğrayan, diğer yandan varil bombalarına hedef olan kasabada insani durum giderek kötüleşiyor.”

Şam’ın 40 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Madaya’daki nüfusun Zabadani’deki çatışmalardan kaçanlarla birlikte ikiye katlanarak 40 bine çıktığını belirten Haj, şöyle devam ediyor: “Kimilerine göre rejim, devrimi desteklemiş olan Madaya halkıyla Madaya’ya kaçanlardan öç alıyor. Rejim ise Zabadani’deki militanların da Madaya’ya kaçtığını söylüyor.”

Haj, İran’ın Zabadani’de ateşkes için aracı olduğunu ancak bunu başaramadığını anımsatıyor: “İran heyetinin Ahrar El Şam temsilcisiyle Türkiye’de yaptığı görüşmeler 5 Ağustos’ta başarısızlıkla sonuçlandı. Görüşmelerde Zabadani ve Şam kırsalında ateşkese karşılık olarak Türk sınırı yakınlarındaki İdlib kırsalında Şii toplumunun kalesi olan El Fua ve Kefraya köylerinde mütekabil bir ateşkesin pazarlığı yapılmıştı. Görüşmeler başarısız olunca Madaya’daki çatışmalar şiddetlendi ve şehre yerinden edilmiş siviller örgütlü şekilde akın etti.”