Ana içeriğe atla

Türkiye Suriye’yi işgale mi hazırlanıyor?

Suriye’nin kuzeyine yönelik olası bir müdahalenin uluslararası toplumdan destek almayacak olması TSK’yı kaygılandırıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Turkish army tanks take position on top of a hill near Mursitpinar border crossing in the southeastern Turkish town of Suruc in Sanliurfa province October 11, 2014. A senior Kurdish militant has threatened Turkey with a new Kurdish revolt if it sticks with its current policy of non-intervention in the battle for the Syrian town of Kobani. Kurdish forces allied to the Kurdistan Workers' Party (PKK), the People's Defence Units (YPG), are fighting against Islamic State insurgents attacking Kobani close to the

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin tek lideri olma umutlarını yıkan 7 Haziran seçimlerinin ardından yaptığı ilk konuşmada Suriyeli Kürtlere ve Kürtlerin nominal müttefiki ABD’ye çıkıştı. Bu çıkış, Kürtlerin İslam Devleti’ni (İD) Tel Abyad kasabasında yenilgiye uğratmasının ardından geldi.

Erdoğan ABD’nin PYD’ye verdiği hava desteğine işaret ederek şöyle konuştu: “İşte buyurun, bakın sınırımızda Tel Abyad’da, Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran Batı, ne yazık ki onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor. Buna biz nasıl olumlu bakabiliriz? Bu Batı’ya biz nasıl samimi olarak bakabiliriz?”

Cumhurbaşkanı 27 Haziran’da yaptığı açıklamada ise eli biraz daha yükseltti. Suriye’nin kuzeyinde herhangi bir Kürt yapılanmasına izin vermeyeceklerini belirten Erdoğan şöyle dedi: “Suriye'nin kuzeyinde, güneyimizde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun bu konudaki mücadelemizi sürdüreceğiz”.

PYD’nin Tel Abyad ve İD’den kurtarılan diğer Arap ve Türkmen bölgelerinde etnik temizlik yaptığına ilişkin iddialara da gönderme yapan Cumhurbaşkanı Türkiye’nin bölgenin demografisini değiştirmeye yönelik girişimlere izin vermeyeceğini söyledi. Erdoğan’ın bu açıklamalarının ardından basına, ordunun hükümetten gelen talimat üzerine Suriye’ye müdahale için hazırlıklara başladığına ilişkin pek çok haber yansıdı. Haberlerde müdahale kapsamında Türkiye sınırı boyunca 100 kilometre uzunluğunda ve 10-15 kilometre genişliğinde bir tampon bölge oluşturulmasının planlandığı bildirildi.

Haberlerde kaynak gösterilen yetkililere göre tampon bölge hem Türkiye’nin güvenlik gereksinimlerini karşılayacak hem de Türkiye’ye kaçışları süren Suriyeli mülteciler için güvenli bir sığınak işlevi görecek. Türkiye’nin bu şekilde İD’le daha etkin mücadele edeceğini söyleyen yetkililer Ankara’nın cihatçı gruplara destek verdiğine ilişkin Batı medyasında yer alan iddiaların da böylelikle boşa çıkacağını bildirdi.

Ancak Erdoğan’ın öfkeli çıkışları düşünüldüğünde, pek çok kişi müdahalenin asıl amacının Suriyeli Kürtlerin ülkenin kuzeyinde bitişik bir bölge kurmasını engellemek olduğunu düşünüyor. Nitekim, Türkiye’nin oluşturmayı planladığı tampon bölge de Kobani ile Kürtlerin İD’den ele geçirmeye çalıştıkları Cerablus’un arasında yer alıyor.

Silahlı kuvvetlerin ise Türkiye sınırlarında herhangi bir Kürt yapılanması istememekle birlikte hükümet tarafından Suriye’de bir maceranın içine sürüklenmeye de yanaşmadığı belirtiliyor. Genelkurmay’dan basına sızan bilgilere göre komuta kademesi hükümetten çetrefilli ve çok boyutlu bir çatışamaya müdahil olmadan önce bunun uluslararası sonuçlarını göz önünde bulundurmasını istiyor.

Nitekim, Milliyet yazarı Serpil Çevikcan’a konuşan askeri kaynaklar hükümetten gelecek her emri uygulamaya hazır olduklarını ancak bunun diplomatik sonuçlarından kaygı duyduklarını belirtti. Çevikcan bu kaygıları köşesine şöyle taşıdı: “Genelkurmay, direktifin başarıyla icra edilebilmesi için ihtiyaç duyulan siyasi, askeri ve diplomatik altyapının doğabilecek riskleri bertaraf edecek biçimde hazırlanması yönünde görüşünü iletmiş durumda”.

Çevikcan yazısında askerin bu konunun yalnızca ABD ile değil Rusya, İran ve Şam’daki rejimle de konuşulmasını istediğini de belirtiyor. Ancak Ankara’nın Suriye rejimiyle bütün köprüleri attığı düşünüldüğünde bu pek olası değil. Ayrıca geçmişte konuya ilişkin muhalefetleri bilinen Moskova ve Tahran’ın Türkiye’nin Suriye’nin içinde bir tampon bölge kurmasına karşı çıkacağını öngörmek zor değil.

Global İlişkiler Forumu üyesi emekli büyükelçi Ümit Pamir de Suriye’ye Birleşmiş Milletler ya da güçlü bir ülkeler koalisyonundan destek almadan girmenin riskli olacağı görüşünde. Öte yandan, Pamir Moskova ve Tahran’ın, hedefinde İD olması halinde böylesi bir operasyona ikna olabileceğini de söylüyor. Ancak bunun için Ankara’nın İD’le mücadeleye öncelik vermesi gerekli ve henüz böyle bir şey söz konusu değil.

Pamir’in Al-Monitor’a yaptığı değerlendirme şöyle: “Türkiye uluslararası bir koalisyonla çalışmalı, aksi takdirde bu operasyonun ciddi sonuçları olur”.

Washington ise pek çok kişiye göre hedefinde Kürtler olan operasyon konusunda isteksiz görünüyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Vekili Mark Toner Türkiye’nin Suriye’de oluşturmayı planladığı tampon bölgeye ilişkin bir soru üzerine Washington’un konuya ilişkin tutumunun değişmediğini söyledi.

Toner 29 Haziran’daki basın toplantısında şöyle konuştu: “Uçuşa yasak bölge ve diğer asker bölge uygulamalarının ciddi zorlukları var. (...) Bunlara askeri ve mali zorlukların yanı sıra daha kapsamlı olarak ele alınması gereken insani zorluklar da dahil.” Türkiye’nin böyle bir planı olduğuna ilişkin “somut bir bilgiye” sahip olmadıklarını da belirten Toner “Açıkçası tüm bildiğimiz basındaki haberlerden ibaret” diye de ekledi.

Hürriyet yazarı Deniz Zeyrek de köşesine askerin 7 Haziran seçimlerinde parlamenter çoğunluğunu kaybeden geçici bir hükümetin talimatıyla hareket etme konusundaki çekincelerini taşıdı. Zeyrek 27 Haziran’daki yazısında şu ifadeleri kullandı: “TSK yönetimi, söz konusu direktif hayata geçirildiğinde, ortaya çıkacak olumsuzlukların ve risklerin siyasi sorumluluğu olacağını gerekçe gösteriyor ve bu sorumluluğun seçimden çıkan bir hükümet tarafından üstlenilmesini bekliyor”.

Emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu da Suriye operasyonunun bir faydası olmayacağını düşünenler arasında. Kuloğlu’nun Al-Monitor’a yaptığı değerlendirme şöyle: “Bu operasyonun üç amacı olduğu söyleniyor: İD veya PYD’nin Türkiye’nin sınırındaki bölgelerde kontrol kazanmasını önlemek ve mülteciler için güvenli bir sığınak yaratmak. Ancak burada birden fazla düşmanla karşı karşıyayız ve kiminle savaşacağımız belli değil”. Kuloğlu uluslararası destek olmadan böylesi bir operasyonun yaratacağı sorunlara da işaret ediyor.

Ne var ki, bu çekinceler Erdoğan ve onun sözcüsü gibi davranan gazetecileri pek etkilemişe benzemiyor. Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül PYD’nin İD’den daha tehlikeli olduğunu söylüyor. Karagül’e göre burada asıl amaçlanan Kuzey Irak petrolünü Suriye üzerinden Akdeniz’e taşıyacak bir Kürt koridoru oluşturmak. Bunun bedeli ne olursa olsun engellenmesi gerektiğini belirten Karagül şöyle yazıyor: “Bütün bölgenin güç haritasını değiştirmeye, bunu kalıcı hale getirmeye, Türkiye gibi inisiyatif alan ve olağanüstü etki gücü bulunan ülkeleri sınırlandırmaya dönük, Kürt milliyetçiliğini de aşan bir tasarım var ortada. Başarılı olursa, Irak işgalinden bu yana Türkiye'ye kurulan en büyük tuzak haline gelecek”.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başka bir ülkenin “casus belli” yani savaş sebebi sayılabileceği bir karar almaya yetkili olmadığını ve bunun parlamentonun sorumluluğunda olduğunu söyleyenler de var. Anayasa hukuku profesörü İbrahim Kaboğlu Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı’nın böyle bir talimatı ancak parlamentonun kapalı olması ya da ani bir saldırı durumunda verebileceğine işaret ediyor. Cumhuriyet’e konuşan Kaboğlu’nun değerlendirmesi şöyle: “Böyle bir durum yok. Şu anda TBMM zaten açık. Cumhurbaşkanı’nın böyle bir yetkiyi yalnız başına kullanması söz konusu değildir.”

Muhalefet partilerinin itirazları düşünüldüğünde 7 Haziran’dan sonra oluşan parlamentonun böyle bir yetki vermesi olası görünmüyor. Ayrıca kamuoyu araştırmaları da halkın büyük bölümünün Suriye’ye yönelik herhangi bir müdahaleye karşı olduğunu gösteriyor.

Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçimlerde yaşadığı kaybı unutturmak ve kendi siyasi emellerine uygun bir ortam yaratmak için Suriye’ye müdahale etmek istediğini iddia edenler de var.

Ancak 29 Haziran’da toplanan Milli Güvenlik Kurulu’ndan çıkan bildiride Türkiye’nin Suriye’ye yönelik ivedi bir müdahalenin kıyısında olduğuna ilişkin bir bilgi yer almadı. Açıklamada sadece Suriye’de yaşanan gelişmelerin “endişeyle” takip edildiği vurgulandı. Nitekim, Suriye’deki karmaşık ve zorlu ortam düşünüldüğünde Ankara’nın bu aşamada yapabileceği başka bir şey de yok. Zira aksi takdirde bu mücadeleye girip yara almadan çıkması olası görünmüyor.

More from Semih Idiz