Ana içeriğe atla

Türkiye yeni bir şiddet sarmalının kenarında mı?

7 Haziran seçimleri sonrasında Türkiye’de sivil siyasetteki kutuplaşma ve artan milliyetçi söylemler çözüm sürecinin giderek askerileşmesine yol açarken, Türk devleti ile PKK arasındaki çatışmanın da doğası değişiyor.
Riot police try to stop protesters in the eastern city of Erzurum, Turkey, June 4, 2015. Turkish police fired tear gas and water cannon to disperse crowds protesting against a rally by the pro-Kurdish Peoples' Democratic Party (HDP) in eastern Turkey on Thursday, ahead of weekend parliamentary elections. The clashes are the latest in a series of incidents to mar campaigning in the run-up to Sunday's highly charged vote, in which the HDP is hoping to deal a heavy blow to President Tayyip Erdogan's hopes of a

7 Haziran genel seçimlerinde HDP’nin yüzde 13.1 oy oranı ile Ankara’ya 80 milletvekili göndermesi ve bu başarısında HDP’ye oy veren yaklaşık 1.1 milyon Kürt kökenli olmayan seçmenin büyük rol oynaması Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl çözümü ile yeni bir demokratikleşme sürecinin başlamasına dair büyük umutlara neden olmuştu. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş 14 Temmuz’da, “PKK silah bırakmalı” çağrısı yapsa da sahadan gelen bilgiler Kürt siyasetinin sivil kanadını temsil eden HDP’nin Kürt hareketinin silahlı kanadının bir enstrümanı olmaktan çıkıp hareketin ‘sivil öznesi’ haline gelmesinin çok da kolay olmayacağı yönünde.

Aslında Haziran sonunda Türkiye-Irak sınır hattında Dağlıca olarak bilinen bölgede Türk ordusu ile PKK militanları arasında sıcak çatışmalar yaşanmaya başladı ve 30 Haziran tarihinde iki yıldan beri ilk kez Türk savaş uçakları Hakkari bölgesindeki PKK mevzilerini bombaladı. Uludere bölgesi ise yaklaşık 3 aydır devlete göre sınır aşan kaçakçılık (veya geleneksel sınır ticareti) nedeniyle çok sıcak. Tel Abyad’ın ABD desteğindeki PYD eline geçmesi ve PYD’nin batıya ilerleyerek Suriye’deki son kalan Afrin kantonuna ulaşma ihtimali Ankara’yı geriyor.

Türkiye’nin İstanbul, Ankara ve Diyarbakır gibi büyük metropolleri ile Cizre, Şırnak, Siirt, Yüksekova, Mardin ve Silopi gibi Kürt nüfusunun yoğunlaştığı yerleşim merkezlerinde PKK’nın şehirlerdeki silahlı yapılanması olan KCK’nın gençlik yapılanması YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) üyelerinin güvenlik güçleri ile çatışmaları da devam ediyor.

Son olarak, 11 Temmuz’da, KCK’dan “2012 sonu başlatılan ateşkesin bittiği” açıklaması geldi. Bu açıklamada PKK’nın ilk hedefinin başta Türkiye’nin Kürtlerin yoğun yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde inşaatı süren barajlar, sınır karakolları, yol çalışmalarının hedef alınacağının vurgulanması da dikkat çekiciydi. KCK Türkiye’de kamuoyu tarafından sahiplenen ve bir ruhu olan çözüm sürecini bitiren taraf olmamak için bu açıklamada tümüyle ateşkesin bitmesinden bahsetmiyor. Ancak “Kürtleri yıldırma amacı güden ve askeri maksatla yapıldığı düşünülen” tüm alt yapı faaliyetlerini durdurmazsa misilleme yapacağını devlete açıkça bildiriyor.

KCK’nın bu açıklamasından bir gün sonra da PKK’nın askeri kanat liderlerinden Murat Karayılan’ın sert açıklamaları gündeme damgasını vurdu. Karayılan, “Ateşkesten sonra geri çekilmeyi durdurmamak saflığımızdı” diyerek çözüm sürecinin ‘sallantıda’ olduğunun altını çizdi.

Son olarak, 12 Temmuz günü Ardahan kırsalında resmi söyleme göre PKK militanlarını ziyarete giden, gayri resmi söyleme göre piknik yapmak için yaylaya çıkan köylüler ateş altında kaldı. Ateş açan ise yine resmi söyleme göre PKK militanları gayri resmi söyleme göre ise askerlerdi. Bir sivil vatandaş öldü, iki kişi yaralandı.

Tablo niçin karamsara döndü?

  • İlk boyut HDP’nin kurumsal yapısındaki dağınıklık ve kapasite eksikliğinde. Öncelikle, Ankara’ya bir çevre partisi olarak gelen HDP’nin örgütsel kapasitesi ulusal düzeyde siyaset üretme, devlet bürokrasisinin işleyişini anlama, dış politika yapımı ve güvenlik politikaları alanlarında çok yetersiz. Bu kapasite eksikliği HDP’nin Türkiye’nin ulusal siyasetinde belirleyici rol üstlenme konusunda yetersizliğe yol açıyor. HDP yüksek beklentilere rağmen çözüm sürecinin motoru haline gelemiyor.

  • Diğer yandan HDP’nin seçim başarısı Kürt siyasetinde bir sivil-asker ilişkileri krizine yol açmış gibi görünüyor. KCK, kendisinden rol çaldığını düşünerek HDP üzerinde ‘silahlı bir vesayet’ kurmaya çabalıyor. Sivil HDP için yaşamsal öneme sahip soru şu: HDP bu çabayı nasıl nötralize edecek ve Kürt siyasetinde ‘silahlı olanın’ demokratik ve sivil kontrolünü nasıl sağlayacak?

  • Türk ordusunun komuta kademesinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çatışmanın değişen doğasını anlamaya çalışmak yerine geleneksel ‘terör’ merkezli yaklaşımını koruduğu ve ‘elinde çekiç olan her sorunu çivi görür’ misali Güneydoğu’daki her çatışma dinamiğini hala terör kavramı ile açıkladığı görülüyor. Bu sahayı ısıtan önemli bir faktör. Ayrıca şu anda sivil siyasetteki boşluk da askere özellikle yerel düzeyde istediği manevra alanını sağlıyor.

  • Yereldeki vali ve kaymakamların güvenlik konularındaki yetersizlikleri ve kriz yönetimi konusundaki tecrübesizlikleri de sahadaki hararetliliği artıran bir diğer etken.

  • Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’li siyasetçilerin son dönemde giderek sertleşen milliyetçi söylemleri ve çözüm sürecini yıpratan açıklamaları bir güven bunalımına neden oluyor.

Devlet-PKK çatışmasının değişen doğası

Şayet güvenlik güçleri ile PKK arasında yeni bir çatışma başlarsa bu çatışma dinamiklerinin geçmiştekilerden çok daha farklı olacağını not etmek gerekiyor. Her şeyden önce yeni dönemdeki çatışmaların kırsal alandan şehirlere kayacağı kesin. Sivillerin -özellikle gençlerin- ön planda olduğu, spontane gelişen ve şiddet seviyesi düşük ancak temposu yüksek sokak eylemleri ile başlayacak bu çatışmalarda PKK kent merkezlerindeki belli mahallelerde ‘kurtarılmış bölgeler’ yaratmaya çalışabilir.

Ayrıca geçmişte kullanılmayan bir yöntem olmasına rağmen, PKK artık güvenlik güçleri ile çatışmalar başladığında ‘canlı kalkan’ olmak üzere binlerce sivil vatandaşı mobilize ederek çatışma alanına sokabiliyor. Bu da çatışmalarda sivillerin ölme veya yaralanma riskini artırıyor. Buna rağmen PKK’ya sahada stratejik bir üstünlük veriyor. En son Ardahan çatışması buna iyi bir örnek. Dahası, önceden doğrudan askeri hedeflere saldıran PKK’nın, bu yeni dönemde Türkiye’de giderek yükselişte olan çevreci duyarlılığı ve ekolojik yaklaşımları kullanmak için Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerdeki baraj, yol ve diğer alt yapı inşaatlarını hedef alacağını açıklaması da yeni bir olgu. Bu yeni olgu sayesinde PKK ürettiği şiddetin toplumsal meşruiyetini daha da arttırabilir.

Bir de PKK yanlısı hackerlerin ilk kez başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin büyük şehirlerinde hayatı kilitleyebilecek şekilde trafik, elektrik ve su alt yapılarına yönelik olası siber saldırıları söz konusu olabilir. Son olarak medyadaki aşırı kutuplaşma ve manipülasyon nedeniyle bu yeni dönemde doğru bilgiye ulaşmanın çok güç olacağını not etmek gerekiyor.

Türk güvenlik güçleri tarafına gelirsek, yeni dönemdeki çatışmalarda teknoloji en önemli kuvvet çarpanı olarak karşımıza çıkıyor. Silahlı İHA teknolojileri ve havadan yere hassas güdümlü mühimmat konusunda gelişme kaydeden Türk ordusu doğrudan sahadaki PKK militanları yerine PKK’nın başta Kandil olmak üzere lider kadrosuna yönelebilir. Yine Türk ordusunun hafif zırhlı piyade birliklerinin şehirlerde toplumsal olaylara müdahale konusunda tecrübe kazanmaya çalıştığı bilinen bir gerçek. Kısacası yeni dönemde, Türk güvenlik güçleri ile PKK arasında geçmişe nazaran daha şehirli, daha düşük düzeyli, daha teknolojik ve sivillerin daha çok içinde olduğu, siber ortam ve sosyal medyanın da etkin kullanılacağı bir çatışma dinamiği bizi bekliyor olacak.

Bu yazıyı biraz provokatif bir tespitle bitirmek isterim. PKK ile Türk güvenlik güçleri arasındaki silahlı şiddet ilişkisini akademik olarak çalışan eski bir asker olarak, ben artık ‘ayrılıkçı terör’ resmi söyleminin bu ilişkiyi tanımlamada yetersiz kaldığını düşünenlerdenim. Şu an için “Bağımsız Kürdistan” yerine “Fedaral Türkiye” tezini benimseyen PKK ile Türk devleti arasındaki mücadelenin ‘ayaklanma ve ayaklanmaya karşı koyma’ dinamikleri ile daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. Çünkü son dönemde PKK’nın uluslararası ortamda giderek artan meşruiyeti, artık ortada adı ‘çözüm süreci’ olan bir müzakere masasının olması ve tarafların birbirlerini siyaseten muhatap alarak görüşmeleri ve son olarak çatışmalardaki sivil aktivist görünümün artması beni bu şiddet ilişkisini ‘ayrılıkçı terör’ yerine ‘federalist ayaklanma’ olarak tanımlamaya sevk ediyor. İşte tam da bu noktada Kürt siyasetinin ‘sivil kanadı’ olan HDP’ye büyük rol düştüğünü not etmek gerekiyor. Çünkü yeni dönemdeki bu çatışma dinamiğini sivil Kürt siyaseti yönetmeli ve Kürt hareketi içinde ‘askeri olan’ demokratik ve sivil kontrole tabi olmalı. Yoksa bu yeni çatışma dinamiği hem Kürt siyasetine hem de Türkiye’ye çok şey kaybettirebilir.

More from Metin Gurcan