Ana içeriğe atla

Fransa’nın İran ve Filistin konularında artan etkinliği

İran’la yapılan çerçeve anlaşmada inisiyatif alan bir taraf olarak öne çıkan Fransa bu tavrını Filistin meselesinde de sürdürmeye hazırlanıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
French Foreign Minister Laurent Fabius (C) walks with others during a break in a meeting with world representatives seeking to pin down a nuclear deal with Iran at the Beau Rivage Palace Hotel in Lausanne March 31, 2015. The United States said it was prepared to work past a midnight deadline into Wednesday if progress was being made towards clinching a preliminary nuclear deal between Iran and global powers. REUTERS/Brendan Smialowski/Pool - RTR4VN93

İran’la nükleer mutabakat amaçlayan Lozan müzakerelerinin satranç tahtasında Fransa, sürpriz bir şekilde bağımsız bir oyuncu olarak öne çıktı. Fransız Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, yaptırımların kaldırılma takvimi, denetimlerin kapsamı ve İran’ın nükleer araştırma ve geliştirmeyi sürdürebilme kapasitesi gibi konularda en sert yaklaşımları sergiledi. Bu tarz görüşmelerde yatıştırıcı taraf olarak tanınan Fransa, bu defa altı küresel gücün “sert çocuğu” olarak ortaya çıktı ve en çok inisiyatif alan Avrupalı katılımcı oldu.

Al-Monitor’a konuşan üst düzey bir Fransız Dışişleri Bakanlığı yetkilisine göre Fabius ve Cumhurbaşkanı Francois Hollande tarafından benimsenen bu tutum Fransa’nın değişim geçiren Orda Doğu’nun geleceğine ilişkin stratejik bakışını yansıtıyor. İrredentist ve terörist örgütler karşısında otoriter rejimlerin desteklenmesini içeren bu stratejik bakış, Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi'nin Müslüman Kardeşler ile mücadelesine verilen destekte de görüldü. Fransa, ayrıca Suudi Arabistan ve Ürdün gibi pragmatik Sünni güçlerin de yanında yer alıyor. Yetkiliye göre Fransa’nın Suudi Arabistan’daki ekonomik menfaatleri – Fransa’nın Lübnan’la yaptığı büyük silah satış anlaşmalarının Suudilerce finanse edilmesi de buna dâhil – bu yaklaşımı pekiştiriyor.

Fransa’nın mevcut siyaseti, hem Hollande’ın hem selefi Nicolas Sarkozy’nin izlediği oldukça şahin dış politika çizgisiyle uyuşuyor. Bu politika son yıllarda kendini Libya ve Mali’de gösterdi. Mevcut Fransız hükümeti ABD yönetimiyle de yakın eş güdüm hâlinde hareket ediyor ve bu durum Fabius ile ABD’li mevkidaşı John Kerry arasında var olan kişisel uyuma da yansıyor.

Fransız yetkilinin Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre Fransa yakın zamanda Güvenlik Konseyi’nden Filistin devleti lehinde bir kararın çıkarılmasına öncülük etmeyi planlıyor.

Böyle bir kararın parametrelerinin ne olacağı Fransa’nın 2014’te sarf ettiği benzer çabalardan biliniyor. Karar muhtemelen 1967 hattına dayanan bir sınır ve toprak takası talebi içerecek. Diğer parametreler ise uluslararası bir gücün konuşlanması dâhil sınırlardaki güvenlik düzenlemeleri, iki devletin Kudüs’ü başkent olarak paylaşması ve Filistinli mülteciler sorununa karşılıklı mutabakata dayalı adil bir çözüm getirilmesiyle alakalı olacak.

Fransa, ABD yönetimini böyle bir kararı veto etmeme konusunda ikna etmeyi umuyor. Fransız Dışişleri yetkilisi Washington’un oylamada çekimser kalabileceği yönünde ihtiyatlı bir iyimserlik içinde. Ancak son dönemde İran meselesine odaklanan ABD görüldüğü kadarıyla bölgedeki yeni adımlarını henüz kararlaştırmış değil. Fransa Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün’le eş güdüm politikası kapsamında İran çerçeve anlaşmasını ve Filistin devleti kararını el ele giden iki konu olarak görüyor.

Fransa, Mısır ve Suudi Arabistan’la olumlu ilişkilerinden hareketle barış çabalarını 2002 Arap Barış Girişimi’nin temelinde yürütmeyi planlıyor. Bu tutum, Arap devletleri ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesi ve bölgesel ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi bağlamında Fransa’nın bölgeselci yaklaşımıyla da uyuşuyor.

Bunun yanında Fransız kaynağının verdiği bilgiye göre Başbakan Benjamin Netanyahu’nun yeniden seçilmesi ve Filistin devletinin kuruluşuna karşı tavır alması Fransa’nın Güvenlik Konseyi’nden karar çıkartma kararlılığını pekiştirmiş.

Fransa’nın Filistin konusunda diplomatik etkinliğini artırması İsrail’i pek hoşnut etmese de Filistin’i umutlandırıyor. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’a yakın bir kaynak, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede Güvenlik Konseyi kararının devletin kuruluşu yolunda ana kilometre taşlarından biri olacağını belirtti. Kaynağa göre bu kararın uluslararası alandaki ağırlığı Güvenlik Konseyi’nin 242 ve 338 sayılı kararlarına denk olacak. Kaynak şu ifadeyi kullandı: “Netanyahu’nun iktidarda gelmesiyle başlayan 19 yıllık tıkanıklığı çözmemiz gerekiyor. Ayrıca halkımıza da ilerleme kaydedildiğini göstermemiz gerekiyor.”

Kaynağa göre El Fetih yönetim kadrosu ikiye bölünmüş durumda: yeni bir intifadanın başlamasını isteyenler ve diplomatik kulvarı tercih edenler. “Önce diplomasi” diyenlerin başarılı olması için Güvenlik Konseyi kararının işlevsel olması gerektiğini vurgulayan kaynak bunun için kararın bir takvime bağlanması gerektiğini belirtti. Kaynağa göre şu an üzerinde çalıştıkları takvim üç aşamadan oluşan iki veya üç yıllık bir süreyi öngörüyor.

Bir yıl sürecek ilk aşama karardaki ilkelerin uygulanmasına ilişkin teknik müzakerelere ayrılacak. Yine bir yıl sürecek ikinci aşamada sınırların çizilmesi, güvenlik düzenlemeleri ve toprak takası tamamlanacak. Üçüncü aşama ise Kudüs, mülteciler, Ürdün Nehri’ndeki güvenlik düzenlemeleri ve geçişler gibi ilave müzakereler gerektiren konulara ayrılacak.

İsrail Dışişleri Bakanlığı kaynakları, ABD’nin böyle bir kararı veto etmeyeceği yönündeki Fransız varsayımına kuşkuyla yaklaşıyor, özellikle de ABD’nin İran meselesine odaklandığı bir dönemde. Onlara göre ABD İsrail’i aynı anda iki diplomatik cephede karşısına almak istemeyecek. Öte yandan bu kaynaklar da Filistin meselesinde diplomatik ilerleme kaydedilmediği takdirde alternatifin şiddet olacağını kabul ediyor.

Yine de şu an için aynı anda hem İran hem Filistin konularına odaklanan tek güç olarak Fransa görünüyor.

More from Uri Savir

Recommended Articles