Ana içeriğe atla

Suud’un yedeğinde mezhepçi bir kampa doğru

Erdoğan, Kral Selman’la Suriyeli muhalifleri hedefe varacak düzeyde destekleme ve uçuşa yasak bölge konusunda mutabakat sağlayarak olmayacak duaya bir kez daha amin dedi. Dahası Suudilerin İran’a karşı Sünni cephe kurma oluşturma planına ortak oldu.
Saudi Arabia's Foreign Minister Prince Saud al-Faisal (L) meets with Turkey's Prime Minister Recep Tayyip Erdogan in Ankara March 17, 2011. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS ROYALS) - RTR2K0M9

Suudi Arabistan ile Türkiye ilişkileri şimdiye kadar Kâbe’nin kutsiyeti kadar çok fazla irdelenmeyen bir dogmayı andırıyordu. Bölgesel konularda farklı tercihlere rağmen ne Riyad ne Ankara ikili ilişkileri başka rekabet alanlarıyla ilintileyip tartışma konusu yapmadı. Suudi Arabistan genelde hac ve umre seyahatlerinin yanı sıra petrol fiyatlarıyla Türk siyasetinin gündeminde yer aldı. Suudi Arabistan ile İran arasındaki nüfuz rekabetine rağmen Türkiye hem Riyad hem Tahran ile iyi geçindi. Arap Baharı iki ülkenin yollarını Suriye’de kesiştirdi ve ilk bir dış müdahale planında ortaklık tesis edildi. Yine de Beşşar Esad’ı devirme yönündeki hedef birliğine rağmen Suriye’deki vekâlet savaşında Katar-Türkiye ekseni Suud ekseniyle rekabet içinde oldu. Hatta muhaliflerin iki yakasının bir araya gelememesinden bu rekabet sorumlu tutuldu. Benzer bir kamplaşma AKP yönetiminin Müslüman Kardeşler’e desteği nedeniyle Mısır’da ve Tobruk hükümetine karşı Trablus hükümetinden yapılan tercih yüzünden Libya’da yaşanıyor. Ancak Mısır’da Müslüman Kardeşler’i deviren Abdulfettah Sisi ve Libya’da Tobruk hükümetinin en önemli destekçisi Suudi Arabistan olmasına rağmen Türkiye sert çıkışlarıyla herkesi paylarken Riyad yönetimine asla dokundurmadı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan içindeki bütün çelişkilere rağmen ‘dokunulmaz bir halka’ içinde tutulmuş bu ilişkilere yeni ama tartışmalı bir boyut katıyor.

Muhaliflere tam destek, İran’a karşı ortaklık!

Erdoğan, 28 Şubat-2 Mart arasında Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret sırasında görüştüğü yeni Kral Selman ile Suriye’de muhaliflere desteği sonuç almayı hedefleyecek şekilde arttırma konusunda anlaştı. Erdoğan’a eşlik eden gazetecilerin aktardığı bilgilere göre Suriye’de uçuşa yasak bölge oluşturulması konusunda da Kral Selman Türkiye’ye destek verdi.

Suriye’nin yanı sıra Irak, Yemen, Filistin ve Mısır’daki gelişmeler ele alınırken Türkiye’nin çok daha tehlikeli bir alana çekildiğine işaret eden başka bir konuda mutabakat sağlandı. Bölgede mezhepçi ve yayılmacı politikalara karşı ortak hareket edileceği vurgulandı. Buradaki hassasiyetin hedefi İran.

İktidarın gazetesi Yeni Şafak bu mutabakatı şu cümlelerle aktardı: “İki liderin görüşmesinde İran’ın bölgedeki mezhepçi yaklaşımının da gündeme geldiği, Suriye, Yemen ve Irak’taki bu yayılmacı ve mezhepçi anlayışından iki ülkenin de rahatsız olduğu, ‘İran var olan büyük imkanlarını Müslüman kanının akması ve Müslüman ülkelerin istikrarsızlaştırılması için harcıyor’ değerlendirmesi yapıldığı öğrenildi.”

İşin Türkçesi İran’ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de nüfuzunu arttırmasından rahatsız olan Suudi Arabistan bu şekilde Türkiye’yi kendi safında yedeklemiş oluyor. Yeni Suud-Türk ittifakı Şii dünyaya karşı Sünni dünyanın blok oluşturma çabası olarak öne çıkıyor. AKP yönetimine kadar NATO üyesi olarak mezhepçi ayrışmalardan azade kalmayı başarmış Türkiye, İran’ı bloke etme adına bir başka açıdan mezhepçi bir kamplaşmanın parçası haline geliyor.

Mısır meselesi araya girmeyecek

Tahta geçer geçmez Yemenli Husilerin iktidarı ele geçirmesiyle arka bahçesinde koca bir sorunu kucağında bulan Kral Selman, Ortadoğu’nun kalbinde oturan Mısır ile doğu-batı arasında köprü vazifesi gören Türkiye’yi yanına alarak güç dengelerini değiştirmeyi umuyor. Bu tür bir işbirliğinin başarısı Selman’ın Erdoğan ile Sisi arasındaki husumeti bitirmesine bağlı. Ne var ki Erdoğan’ın Selman ile ilk iş görüşmesi Mısır ile Türkiye arasındaki krizi bitirmeye yetecek bir sonuç doğurmadı. Selman Erdoğan’dan bir gün önce Sisi ile bir araya gelmişti. Şu aşamada Kral Selman’ın da Suud-Türk dostluğunun selameti için Mısır konusunu ayrı tutmaktan yana olduğu anlaşılıyor. Erdoğan ziyaret öncesi Riyad’da Sisi ile görüşüp görüşmeyeceği sorusuna “Şaka yapıyorsunuz herhalde, böyle bir şeyin olması için ciddi anlamda olumlu adımların atılması gerekir” demişti. 

Erdoğan dönüşte uçağına aldığı gazetecilerin “Mısır konusunda farklı hassasiyetler söz konusu. Bu durum Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerini nasıl etkiler” sorusuna şu yanıtı verdi: “Biraz farklılıklar olsa da, bunlar ikili ilişkilerimizi etkileyecek noktada değil. Bütün derdimiz Ortadoğu’da ve İslam dünyasında, özellikle Türkiye ile Suudi Arabistan ilişkilerinin çok daha güçlü bir zemine oturtulmasıdır. Örneğin, Suriye’yle ilgili uçuşa yasak ve güvenli bölge noktasında aynı şeyleri düşündüklerini ifade ettiler. Eğit-donat noktasında da öyle. Mısır konusunu ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekiyor. Mısır meselesi, Suudi Arabistan ile ilişkilerimize gölge düşürmemelidir.”
Suud kralının Sisi ile barış konusunda bir teklifi olup olmadığına ilişkin de Erdoğan “Mısır’la üst düzeyde barışmamızı tabii ki istiyorlar, ama ısrarları yok” dedi.

İlişkileri normalleştirmek için hangi adımların Erdoğan’ı tatmin edeceğini kestirmek zor ancak Mısır’daki seçimlerden sonra oluşacak yeni hükümetin yeni bir başlangıç için fırsat olarak değerlendirilmesi mümkün.

Yalnızlıktan çıkış manevrası

Selman’ın asıl derdi İran’ın önünü kesecek Sünni bir blok oluşturmak. Son yıllarda bu türden bir misyona Irak’ın iç işlerine müdahale ederek gönüllü olduğunu göstermiş olan Erdoğan ise giderek artan diplomatik yalnızlığını ‘kardeşim’ diye andığı Selman’ın gündemiyle özdeşleştirerek gidermeye çalışıyor. Evvela Suriye mutabakatı bir mevtayı diriltme çabası kadar umutsuz bir vakıa. Suriyeli muhalifleri Esad’a karşı zafere ulaştırmaya yeminli Suud-Türk mutabakatının Amerikan yönetiminin eğit-donat programıyla ilgili ‘öncelik Esad değil İslam Devleti’ vurgusunu değiştirmeye yetecek kadar baskı oluşturması zor. Uçuşa yasak bölge ise artık Erdoğan dışında kimsenin dile getirmediği bir plan. Bu plan Suriyeli muhaliflerin 100’ü aşkın ülke tarafından meşru temsilci olarak tanındığı en iyimser dönemlerde bile alıcı bulmamıştı. İslam Devleti herkes için asıl tehdit haline gelmişken Türkiye’nin bırakın BM Güvenlik Konseyi’ni NATO’daki müttefiklerinden herhangi birini bu saatten sonra ikna etmesi mümkün gözükmüyor.

Erdoğan’ın öfkesi bölgesel heveslerinin başarısız olmasından sorumlu tuttuğu İran’a yöneliyor. Ancak bu hesapta ciddi bir yanlışlık var: Türkiye bölgede tarihsel rekabetine rağmen İran’la istikrarı esas alan çizgisinden bugüne kadar şaşmadı. 1639’dan bu yana sınır anlaşmazlığı yaşamayan bu iki ülke farklı kamplarda ama birbirini anlayan ve idare eden özel ilişkinin kıymetini bildi.

Şimdi hükümet çevrelerinin ‘mezhepçiliğe karşı ortaklık’ olarak lanse ettikleri yeni kamplaşma söylenenin aksine mezhepçi savaşı körüklemekten ve istikrardan geri kalanını da çöpe atmaktan başka bir işe yaramayabilir. Murat Yetkin, Radikal’de bu işten İsrail ve ABD’nin karşı çıkacağına değinirken haklı olarak şu uyarıyı da yaptı:
“Suud hanedanı bir kuşatılmışlık duygusuna kapılmış görünüyor. O duyguyu, İran’a karşı bir Sünni cephe oluşturma fikriyle aşmayı düşünüyorlar; İsrail’i ziyadesiyle mutlu edecek bu fikre ABD’nin sıcak bakması altındaysa, İran ile nükleer görüşmelerde bir baskı unsuruna daha kavuşacak olması yatıyor. İran’ın Şii ve diğer gayrı-Sünni Müslümanlar üzerindeki etkisini bilen Suudiler, oluşturmak istedikleri bu cepheye Mısır’ı ve Türkiye’yi çekmek istiyorlar. Yanlış duymadınız, Avrupa Konseyi kurucusu, NATO üyesi, Avrupa Birliği üye adayı Türkiye’den bugün nüfusunun Sünni olması dolayısıyla medet umulmaktadır… Türk ve Mısır yönetimleri bir sihirli değnekle barıştırılsalar bile, Türkiye’nin bu anti-İran, ya da anti-Şii cephe oluşturma fikrinden uzak durması gerekiyor… Bölgede artan mezhebi gerilimden ne Türkiye, ne bir başka ülkenin ve halklarının çıkarı olamaz; daha çok vahşet ve ölüm demektir. Hükümetin izlediği Suriye politikasının Türkiye’nin başına açtığı dertler ortadayken, daha büyük bir cepheleşmenin, zıtlaşmanın parçası olmaya hiç gerek yok.”

Özetle Suriye’de tonlarca sorun yaratan müflis bir politikada ısrar ve İran’la karmaşık bir çatışmayı beraberinde getirecek mezhepçi bir ittifak yeni ve büyük bir hesap hatası olarak Türkiye’yi düne kadar gurur duyduğu kendi özel mecrasından saptırıyor.

More from Fehim Tastekin

Recommended Articles