Ana içeriğe atla

İsrail niçin Suriyeli isyancıları destekleme kararı aldı?

Suriye’de dört yıldır süren çatışmalarda İsrail artık tarafsız görünmüyor. İsrail güvenlik teşkilatı bunu kamuoyunda konuşmasa da işaretler İsrail’in Sünni isyancıları desteklediği yönünde. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A tank belonging to the forces loyal to Syria's President Bashar al-Assad is seen in the Quneitra city countryside on September 8, 2014 during a battle with rebels, near the border fence with the Israeli-occupied Golan Heights, in this picture released by Syria's national news agency SANA. REUTERS/SANA/Handout via Reuters (SYRIA - Tags: CIVIL UNREST MILITARY POLITICS CONFLICT) ATTENTION EDITORS - THIS PICTURE WAS PROVIDED BY A THIRD PARTY. REUTERS IS UNABLE TO INDEPENDENTLY VERIFY THE AUTHENTICITY, CONTENT,

İslam Devleti’nin (İD) tüm dünyanın gözü önünde sergilediği son iki vahşete isyan etmeyecek tek bir insan evladı yoktur. İlk olarak 3 Şubat’ta Ürdünlü pilot Muaz El Kasasbe yakıldı, kısa bir süre sonra da Libya’da 21 Mısırlı tutsak törensel bir şekilde infaz edildi. Bu dehşet gösterisi, insanlara korku salmakta İD’e yeni puan kazandırmakla kalmadı, uluslararası toplumda örgütün bir bölgede daha hâkimiyet kazandığı algısını da yerleştirdi. Bugüne kadar Suriye, Irak ve Sina Yarımadası’nı görüyorduk, bunlara şimdi Libya da eklendi. İD’in kendisinin ya da yozlaşmış uzantılarının izleri bütün bu ülkelerde görülüyor.

Bu, yerli üretim bir terörizm olsa da terörizmi teşvik eden katkıları nedeniyle Batı’nın da payı inkâr edilemez. Adı geçen dört sıcak bölgenin üçünde örgüte zemin hazırlayan en az bir Batı ülkesi var. Amerikalılar Irak’ta Saddam Hüseyin’i devirdi, Fransa Libya’da Muammer Kaddafi’ye karşı askeri harekâtı kışkırttı, Suriye rejimini yıkmaya çalışan isyancılar ise Fransa, İngiltere ve ABD’den istikrarlı destek aldı. Dolayısıyla Sünni terör, Orta Doğu’daki rejimlerin yavaş yavaş ama sürekli şekilde zayıflatılması veya yıkılmalarının desteklenmesi süreçlerinden yarar sağlıyor. Batı bu süreçlere cömertçe katkıda bulundu.

Böyle bir gerçeklikte İsrail her adımını azami ihtiyatla hesaplamalı. Golan Tepeleri’nde barışı koruyan Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü, aralık 2014’te İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ile Suriyeli isyancılar arasındaki temaslara ilişkin çarpıcı bir rapor yayımladı. İki taraf arasında onlarca görüşmenin yapıldığı, İsrail’in sınırın öte tarafındaki kimliği belirsiz kişilere mahiyeti bilinmeyen bazı nesneler verdiği gibi bilgiler kısmi de olsa raporda yer aldı. Dahası Golan Tepeleri’nin Suriye tarafındaki isyancılar, yaralanmaları hâlinde İsrail’de tedavi görebileceklerini biliyor.

IDF kaynaklarına göre geçen iki yıl içinde sınıra gelen yaklaşık bin 500 yaralı kişi İsrail’de tedavi edildi. Bunların arasında masum kadın ve çocuklar vardı. Ama birçoğu da çatışmalarda yaralanmıştı, yani savaşçıydılar. Bunların hiçbiri Suriye ordusunun askeri değildi. Sınırlara gelişleri de önceden ayarlanmıştı, yani birileri İsrail tarafını onların geleceğinden haberdar ediyordu.

Tüm bunlar Suriye’de dört yıldır süren çatışmalarda İsrail’in artık tarafsız olmadığını gösteriyor. Olgulardan İsrail’in bu krizde bir taraf hâline geldiği ve Sünni isyancıları desteklemeyi seçtiği anlaşılıyor. Ancak bu isyancılar kimdir ve ne istiyorlar? Söylemesi zor. Zira maalesef İsrail’de ne bu temaslara ilişkin ne de sınırın öte tarafındaki yeni ortaklarımıza dair kamuoyunda herhangi bir tartışma söz konusu değil.

Suriye’deki durumu biraz araştıran herkes silahlı grupların kafa karıştırıcı, karmakarışık yapısını görür. Aralarında Özgür Suriye Ordusu da var, radikal ideolojileri benimseyen daha aşırı örgütler de. Bunların başında Ahrar El Şam ve El Kaide’nin Suriye uzantısı Nusra Cephesi geliyor. Bu ikincisi, ABD ve BM tarafından terörist örgüt ilan edilen kanlı bir örgüt.

İsrail istihbarat kaynakları, bu örgütlere verdikleri desteğin gizli tutulmasını muhtemelen güvenlik gerekçesiyle açıklayacaktır ama bu aslında siyasi bir mesele. İsrail güvenlik güçlerinin hiçbir kanuna tabi olmayan böylesi kalleş milislerle irtibatta olması, bu irtibatın gerçek olması hâlinde İsrail kamuoyunun bundan bihaber olması akıl almaz bir durum. Siyasiler Hamas’ı halka canavar bir örgüt olarak anlatırken Şin Bet’in Hamas’la gizli ilişkiler kurduğunu bir düşünün.

Burada İsraillilerin sorması gereken sorular var: İsrail niçin uzun süren tarafsızlığını bırakarak Suriye krizinin bulanık sularına dalmaya karar verdi? İddialar doğruysa neden özellikle Sünni isyancılara destek kararı alındı? İsrail egemen bir devletin yönetimi yerine niçin devlet dışı bir aktörle temas kurmayı seçti? İsrail istihbarat unsurları radikal örgütlerle temas hâlinde mi?

Şam’ın gaddarlığı tartışılmaz bir gerçek. Suriye rejimi halkına yıllardır zulmediyor. Çatışmalar patlak verdiğinde rejim kalabalık yerleşim alanlarında bile kendi vatandaşlarını acımasızca öldürdü.

Ancak İsrail açısından bakıldığında tecrübe, Şii-Alevi kampının pragmatik kişiler tarafından yönetildiğini söylüyor. Bu kesim İsrail’e saldırıp kan dökme dürtüsüyle hareket ediyor olabilir ama bu, muhtelif Sünni radikal örgütlerde olduğu gibi kana susamışlık ve mesih-vari, dinsel bir şevkten ileri gelmiyor. Evet, Şam Kudüs’ün geleneksel düşmanı ama 40 yıl boyunca da sınırı sakin tutmayı bildi. Öyle ki Beşar Esad, İsrail ile yeni bir cephe açmamak adına IDF’in rejime karşı düzenlediği iddia edilen sayısız saldırılara -- bunların bazıları yabancı basın tarafından iddia edildi -- yanıt vermekten bile kaçındı. Köktendinciliğin yükseldiği bir Orta Doğu’da laik bir düşman, dinci bir düşmandan iyidir.

Hayal kurmayı bırakmalıyız. “Esad sonrası” laik, liberal bir iktidar getirmeyecek. Suriye’de bugün en güçlü gruplar aşırılık yanlısı örgütlerdir. Suriye’de oluşan her boşluğu ılımlı isyancılar değil, bu örgütler dolduracak. Irak ve Libya’da böyle oldu. Bölgenin başka herhangi bir köşesinde de böyle olacak.

İsrail’in Hizbullah’la görülecek acı bir hesabı var. Ama Hizbullah en azından sözü bir anlam taşıyan, tek yere bağlı olan disiplinli bir hareket. Hizbullah’la aracılar vasıtasıyla da olsa konuşulabiliyor. Olağan dışı durumlar ve misillemeler hariç düşmanın sivillerine saldırmak Hizbullah’ın anlayışında yok. Hizbullah savaşçıları kimsenin kafasını kesmiyor, esirleri yakmıyor. İsrail, Suriye veya Hizbullah’a saldırmak istediğinde adres belli. Aynı şey radikal Sünni örgütler için söylenemez. Bu örgütlerin iplerinin bugün kimin elinde olduğunu, yarın kimin elinde olacağını kestirmek zor. Bunlara misilleme operasyonlar düzenlemek bazı durumlarda geçmişin hayaletlerini kovalamaya benzeyebilir. İsrail, tüm bunları aklında tutarak oynadığı atın gerçek kimliğini bilmek zorunda.

1980’lerin ortalarında Gazze Şeridi’ndeki IDF Sivil İdaresi, El Fetih’e karşı İslamcı örgütleri desteklemişti. Neticede bu örgütlerden El Fetih’i silip süpüren ve şimdi İsrail’e somut tehdit oluşturan Hamas doğdu.

Golan Tepeleri için en korkunç senaryo şu olur: Hâlen sınır hattının ufak bir parçasını kontrol eden Suriye, askeri bölgeden tümden çıkarıldığında buraya Sünni gruplar yerleşir. O aşamada bir patron, mutlaka bir grubun İsrail’e zarar verebileceğini görür ve onu hem maddi hem ideolojik olarak kanatları altına alır. Çok geçmeden de Golan Tepeleri’nde yaşayan İsrailli topluluklar ateş altında kalır ki tanrı korusun!

More from Jacky Hugi

Recommended Articles