Ana içeriğe atla

Rusya’ya nükleer bağımlılık nükleer silaha izin verir mi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ankara ziyaretinden, kazançlı çıkan tarafın Türkiye olduğu yorumlarına karşılık, enerjide artan bağımlılık, nükleer enerji ile katlanacak. ANES nükleer silah üretiminin yolunu açar mı?
Russian President Vladimir Putin (L) walks past a photographer at the Botas gas pumping station in Durusu near Turkey's Black Sea city of Samsun, November 17, 2005 during the inauguration of a gas pipeline "Blue Stream" carrying Russian gas to Turkey through Black Sea. REUTERS/Mustafa Ozer/Pool - RTR1B7TH

Rusya ile Türkiye arasında kurulan Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nin 5. Zirvesi Ankara’da yapılırken, imzalanan anlaşmalar dışında, en büyük sürpriz Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yaptığı şok açıklama oldu. Putin, Rus doğal gazını Karadeniz’in altından, Bulgaristan ve Avusturya’ya taşıyacak, Avrupa’ya ulaştıracak Güney Akım doğalgaz boru hattı projesini iptal ettiklerini, hattın yeni güzergâhının Türkiye üzerinden geçeceğini duyurdu.

Bu açıklamadan sonra enerji ve strateji uzmanlarının yaptıkları değerlendirmeler, ağırlıkla bu işten Türkiye’nin kazançlı çıktığı yönündeydi.

Türkiye, Ukrayna ve Bulgaristan üzerinden gelip, Trakya-Hamitabat’a ulaşan doğalgaz boru hattı ve Karadeniz altından Samsun’a ulaşıp, Ceyhan’a kadar uzanan Mavi Akım boru hatlarıyla Rusya’ya bağlı. Güney Akım’ın iptali sonrasında yönü Türkiye’ye çevrilen yeni boru hattıyla birlikte üçüncü bir bağ daha kurulmuş olacak.

Enerji Piyasaları Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 2013 yılı verilerine göre Türkiye kullandığı doğal gazın yüzde 98’ini ithal ediyor. Bunun yüzde 58’ini ise tek başına Rusya’dan alıyor.

Ancak, bu tabloyu daha vahim hale getiren bir unsur, gözlerden kaçıyor. O da, Türkiye’nin enerjide Rusya’ya bağımlılığının üçüncü boru hattıyla yüzde 70’ler düzeyine ulaşacak olması dışında, asıl nükleer enerjide Rusya’ya bağımlılık.

Türkiye-Rusya arasında 30 milyar doları bulan ticaret hacminin büyük bölümünü Türkiye’nin Rusya’dan yaptığı enerji ithalatı oluşturuyor. Türkiye ve Rusya, Suriye, Irak, Kıbrıs, Ukrayna, Kırım, Azerbaycan-Ermenistan, Doğu Akdeniz, Mısır vb. pek çok bölgesel ve uluslararası krizde karşı kamplarda yer alıyorlar.

Tüm bu ayrışmaya rağmen, NATO’nun “etrafına duvar örmeye çalıştığını” düşünen Rusya ile NATO üyesi Türkiye’yi, birbirine mecbur kılan bu ekonomik bağların ve enerji bağımlılığının gücü, ikili ilişkilerde diğer sorunları görmezlikten gelmeyi gerektiriyor. Putin’in Ankara ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 1,5 saatlik baş başa görüşmesinde müzakerelerin sorunsuz geçmesinin nedeni, büyük ölçüde iki ülkeyi birbiri için “vazgeçilmez” kılan bu bağlardı.

Fakat Türkiye’nin enerji gereksiniminin yüzde 16’sını tek başına karşılayacak Akkuyu Nükleer Enerji Santralı’nın da (ANES) Rus devlet Nükleer Enerji Şirketi Rosatom’a verilmiş olması, şimdiden iki Rus şirketinin (Gazprom ve Rosatom) Türkiye enerji piyasalarındaki hâkimiyetini yüzde 74 düzeyine çıkartıyor.

20 milyar dolara mal olacak Akkuyu Nükleer Enerji Santralı (ANES) 4800 MW’lık kurulu gücü ile Türkiye’nin toplam elektrik üretiminin yüzde 16’sını karşılayacak. Rosatom ile ikinci bir nükleer santralın daha kurulması için ön müzakereler başlatılırken, nükleer enerji alanında istihdam edilecek kalifiye elemanların, mühendislerin eğitimini Rosatom üstlenmiş durumda. Halen, 200 Türk bilim adamı ve mühendis Rosatom tarafından Rusya’da eğitiliyor.

Japonya ile 22 milyar dolara Sinop’ta kurulması planlanan nükleer santral için imzalanan anlaşmaya karşın, Rusya şimdiden üçüncü santralı kurma adımlarını hızlandırmış görünüyor. Böyle bir durumda, doğalgazla birlikte, özellikle de nükleer enerjide teknoloji, yakıt çubukları, uranyum temini açısından Türkiye geri dönülmez şekilde Rusya’ya bağlanmış olacak.

Kaldı ki Rosatom ile varılan anlaşma, ANES’te üretilecek elektriğin yine Rus şirket tarafından piyasaya satılmasını ve Türkiye devletinin Rosatom’a “üretilecek elektriğin satın alınacağı” konusunda fiyat garantisi vermesini öngörüyor.

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından yapılan değerlendirmelerde, nükleer enerjide de Rusya’ya bağımlı hale gelmenin yaratacağı ekonomik ve siyasal risklerin yanında, santralın kurulacağı yerin deprem bölgesi olması, önemli turizm bölgelerine yakın olması ve çevresel etki konusundaki olumsuzluklara dikkat çekiliyor.

Fukushima nükleer faciasını örnek veren EMO, ANES’te olası bir nükleer sızıntı ya da Çernobil benzeri kaza durumunda santralın hemen yanı başındaki 1 milyonu aşkın nüfuslu Mersin’in büyük kayıp vereceğini, Türkiye’nin en önemli tarımsal üretim alanlarının bulunduğu toprakların, narenciye bahçelerinin yıllarca kullanılamaz hale geleceğini savunuyor.

Bu uyarılara ve karşıt görüşlere rağmen, Putin’in Ankara ziyaretine saatler kala ANES ile ilgili Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu onaylandı ve santralın inşası önündeki son engel de kalktı. Hükümetin bu kararı nükleer santral için Putin’e “jest” olarak yorumlandı.

Rus medyasında yazılanlara ve yapılan yorumlara bakılırsa, Putin’in Ankara zirvesinde Güney Akım’ın iptal edildiğini açıklaması, yeni hattı ve doğalgazda yüzde 6’lık fiyat indirimini Türkiye’ye hediye etmesi Türkiye’ye hiçbir sorumluluk yüklemiyor.

Rusya’nın önde gelen ekonomi gazetelerinden Kommersant’ta Yevgeni Sigal’in yorumuna göre Türkiye bu denli büyük bir proje ve fiyat indirimine karşın, 63 milyar metreküp kapasiteli boru hattından kendisi için 14 milyar metreküpü çektikten sonra artan gazın ne olacağına ilişkin bir sorumluluk ve taahhütte bulunmuyor.

Gazprom CEO'su Aleksey Miller "Bu proje bitmiştir. AB, vanayı Türkiye'ye teslim etmiştir." derken, Rus tarafı Türkiye’ye uzanacak yeni hat için çok hevesli ve istekli olduğunu göstermek için yeni hattı inşa edecek şirketin kuruluşunu hemen gerçekleştirdi. Yeni şirketin adı Gazprom-Russkaya olarak açıklandı.

Enerji Piyasası Uzmanı Cüneyt Kazokoğlu’na göre, fiyat indirimi bir lütuf değil. Anlaşma uyarınca, petrol fiyatlarına endeksli olarak belirlenen doğalgaz fiyatlarında, petroldeki düşüşten ötürü bir fiyat indirimi yapılması bu anlaşmanın gereği.

Rusya ile nükleer enerjide işbirliğinin ve ikinci santral ön müzakerelerinin hızlanması ardından, Türkiye’nin nükleer silah üretimini planlayıp planlamadığı da tartışılıyor. Geçtiğimiz Eylül ayında, Alman gazetesi Die Welt’te yer alan haberde, Alman istihbarat teşkilatı BND’nin bu konudaki istihbarat raporlarından söz ediliyordu. BND’nin istihbaratına göre, Türkiye’nin İran ve Kuzey Kore modellerinden esinlenerek, nükleer enerji üretimini nükleer silah üretimine geçişin ön adımı ve gizleme perdesi olarak kullandığı iddialarına yer verildi.

Almanya Federal Savunma Bakanlığı eski çalışanı Hans Rühle’nin kaleme aldığı analizde, Türkiye’nin Pakistan ve İran ile nükleer silah üretimi için temaslarının olduğu öne sürülerek “Bölgesinde İran ve İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğunu bilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkesinin bu konuda geri kalmasını istemez, BND’nin dinlemelerinde Erdoğan’ın bu isteğine ilişkin işaretler tespit edildi” deniliyor.

Nükleer enerjiden nükleer silahlara sahip olma stratejisine geçiş planları konusundaki iddialar tartışılabilir. Ancak bu konuda, Rusya’ya bu kadar bağımlı bir konuma gelmiş durumdaki NATO üyesi Türkiye’nin manevralarına, NATO ve Rusya’nın ne ölçüde müsaade edeceği de tartışmalı.

More from Zulfikar Dogan

Recommended Articles