Ana içeriğe atla

Filistinlilerin İsraillilere saldırıları münferit mi?

İsraillere yönelik son saldırı dalgasına yaygın destek veren Filistinliler, bunları Mescid-i Aksa’ya yapılan saygısızlığın ve işgalin misillemesi olarak görüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Members of the Israeli Zaka emergency response team work at the scene of a stabbing in Tel Aviv November 10, 2014. A Palestinian stabbed and critically an Israeli soldier near a Tel Aviv train station on Monday, police said, as anti-Israel violence that has raised fears of a new Palestinian uprising in the making reached the country's business capital. REUTERS/Finbarr O'Reilly (ISRAEL - Tags: POLITICS CIVIL UNREST MILITARY CRIME LAW TPX IMAGES OF THE DAY) - RTR4DJZA

RAMALLAH, Batı Şeria — Filistinlilerle İsrailli güvenlik makamları arasındaki çatışmaların yoğunlaşması, güvenliği Kudüs’ün birinci önceliği hâline getirdi. Şehir dev bir askeri kışlaya dönüşürken yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’yı işgaline de zemin hazırlandı.

İsrail’in güvenlik önlemleri her alana yansırken şehirdeki çatışmalar yeni bir “intifada”yı andırır hâle geldi. İsrail sert önemleri sürdürürse olaylar her an patlama noktasına gelebilir.

Son haftalarda İsrailli hedeflere yönelik birkaç saldırı meydana geldi. 10 Kasım’da yaşanan iki ayrı olayda 18 yaşında Nabluslu bir genç, Tel Aviv’de bir İsrail askerini bıçaklayarak öldürürken El Halil’in kuzeyinde Etzion yerleşiminin yakınlarında araçlı ve bıçaklı bir saldırı gerçekleşti. Bu olayda genç yaştaki saldırgan ve yerleşimci bir kadın öldü.

4 Ağustos’ta Muhammed El Cabis’in kullandığı buldozer, bir İsrail otobüsüne çarparak bir yerleşimcinin ölümüne sebep oldu. 22 Ekim’de Abdülrahman El Şaludi’nin kullandığı araba, Şeyh Cerrah Mahallesi’nde bir otobüs durağına dalarak bir erkeği ve bir yerleşimci kadını öldürdü. Üç gün sonra Ramallah yakınlarında ise İsrailli bir yerleşimci, arabasıyla 5 yaşındaki İnas Dar El Halil’i ezerek öldürdü.

Yerleşimcilerin Mescid-i Aksa saldırılarına öncülük eden aşırı sağcı haham Yehuda Glick’e 29 Ekim’de düzenlediği suikast girişimi ve İsrail’in bu saldırıdan sorumlu tuttuğu Motaz Hicazi ismindeki genci vurmasıyla işler çığırından çıktı. Bu olaylar, İsrailli yetkilileri Mescid-i Aksa’yı ibadete kapatmaya sevk etti. Bunun ardından 5 Kasım’da İbrahim El Akkari ismindeki kişi, Şeyh Cerrah’ta bir yerleşimciyi aracıyla ezerek öldürdü.

Şaludi ve Cabis aileleri, oğullarının yerleşimcileri kasten ezdiği iddialarını reddediyor. Cabis’in babası Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Oğlum buldozer operatörü olarak çalışıyordu ve yerleşimciyi kasten öldürmedi. Bu istemsiz bir kazaydı.”

Şaludi’nin annesinin Al-Monitor’a yaptığı açıklama da şöyle: “Oğlum işgal hapishanesinde bir buçuk yıl yatıp serbest bırakıldıktan sonra psikolojisi kötü durumdaydı. Evi basıldı, tutuklandı, fiziksel ve psikolojik işkence gördü. Bunlar onu kötü etkiledi. Yaşanan bir trafik kazasıdır.”

Akkari’nin eşi ise kocasının yerleşimcilerin ve İsrail güçlerinin Mescid-i Aksa’ya her gün saldırmasına tepki olarak bu eylemi yaptığını söyledi. Aileler şimdi İsrail güvenlik güçlerinin misilleme olarak kendi evlerini de yıkmalarından korkuyor.

Filistin Uluslararası İlişkiler Akademik Çalışmalar Derneği (PASSIA) Başkanı Mehdi Abdül Hadi, gençleri bu saldırıları düzenlemeye iten nedenlere ilişkin Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “Güvenlik konusu, Kudüs’te şu an öncelik hâline geldi. Kent 1967’de olduğu gibi bir kez daha askeri işgal altında. (...) Ulusal liderliği olmayan bu gençlik hareketi, giderek büyüyen bir milli haysiyet duygusu taşıyor. Gençlik, Filistinlilerin evlerini hedef alan, vergiler dayatan, hikâyenin İsrail tarafını yücelten ve şehri İsraillileştirmeye çalışan uygulamalarla karşı karşıya.”

Kudüs Valisi Adnan El Hüseyni ise olayları Al-Monitor’a şöyle yorumladı: “İsrail, uygulamalarıyla Kudüs gençliği içinde devrim ateşini yaktı ve bu devrim farklı şekillerde tezahür ediyor.”

Gerginliği ve şiddeti İsrail baskılarının tetiklediğini söyleyen Hüseyni, Kudüslülerin dini inançlarının hedef alındığını, oysa inancın kısıtlanamayacağını, belli kalıplara sokulamayacağın belirtti: “Bir insan inancına dokunulduğu zaman her şeyi yapabilir. İsrail bölgeyi artan bir gerginliğe sürüklüyor.”

İsrailli güvenlik uzmanı Fadi Nahas ise Al-Monitor’a şu değerlendirmede bulundu: “Bireysel eylemler hem askeri hem siyasi düzeyde İsrail’in kafasını karıştırıyor, ancak ulusal güvenliği etkilemiyor. Bu saldırıların özelliği kurumsal desteğe ihtiyaç duymamasıdır. Ayrıca özellikle İsrail’in güvenlik kameralarıyla ve istihbaratçılarla doldurduğu Kudüs’te bireysel eylemler daha kolay yapılıyor ve başarılı oluyor.”

Bireysel eylemlerde ideoloji, milliyetçilik ve dindarlık gibi muhtelif etkenlerin rol aldığına dikkat çeken Nahas, Filistinlilerin İsrail’in Gazze’deki harekâtında mağdur olduğunu, Filistin yönetiminin resmi tepki vermediği Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırılara da öfke duyduğunu kaydetti. Nahas’a göre “Kudüs ve 1948 sınırları içindeki Filistin kentlerindeki mevcut durum, 2000’de patlak veren Mescid-i Aksa intifadası öncesindeki duruma benziyor.”

Gençlerde siyasi partilere kıyasla daha büyük bir isyan duygusu ve öfke var ve bu da sokaklara bireysel eylemler olarak yansıyor.

7 Kasım’da Kafr Kana kasabasında genç bir adamın öldürülmesinin ardından geçtiğimiz iki gün içinde 1948 sınırları içindeki Filistinlilerle İsrail polisi arasında çatışmalar patlak verdi. 9 Kasım’da İsrail polisi, Nasıra’daki Filistinlilerin İsraillere yönelik araçlı saldırıları teşvik eden yazılar astığını belirtti, Akre’de ise olası saldırılara karşı otobüs duraklarının önüne beton bariyerler yerleştirildi.

Abdül Hadi’ye göre olaylar “hiçbir siyasi ya da dini grubun önderliğini üstlenmediği, pek çok sıkıntıyla karşı karşıya olan spontane ve bireysel bir gençlik hareketi” bağlamında yaşanıyor.

Hüseyni ise Kudüslülerin kararlarını verdiğini, kendi bildikleri yoldan gideceğini söylerken şu uyarıda bulundu: “Ulusal ve dini hassasiyetlere yönelik aralıksız saldırılar, kontrol edilmesi zor durumlar ve koşullar yaratacak.”

Araçlı saldırılar, bilhassa Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırıların ardından halktan destek görüyor. Muhasebecilik yapan Muhammed Barguti Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Kimse Mescid-i Aksa’yı korumayınca bu iş Kudüs’teki gençlere kaldı. Onlar da her türlü imkânı kullanarak bunu yapmaya çalışıyor, bireysel eylemler de buna dâhil.”

Ramallah’ta öğretmenlik yapan Fadi El Şalabi’nin yorumu da şöyle oldu: “Bu eylemler, Mescid-i Aksa’ya yönelik saygısızlık ve saldırılara karşı bireysel tepkilerdir.”

Kudüs’teki araçlı saldırıları alkışlayan Hamas ve İslami Cihat da bunları Mescid-i Aksa ve Kudüs’teki saldırılara karşı doğal bir tepki olarak görüyor.

Filistinliler tepkilerini posterler, Facebook sayfaları, sosyal medya kampanyaları ve hatta şarkılarla dile getiriyor. Araçlı saldırıları direniş eylemi olarak görüp destekleyen bir grup sosyal medya aktivisti, İslam Devleti için kullanılan Daeş ibaresini çağrıştıran Arapçadaki “ezmek” sözcüğüyle kelime oyunu yaparak Da’es isminde bir Facebook sayfası açtı.

Sosyal medya gözlemcisi Mahmut Haribat bunu Al-Monitor’a şöyle değerlendirdi: “Sosyal medya sokakların hissiyatını yansıtır, kullanıcılar duygularını paylaşımlarıyla anlatır. #Da’es için de aynı şey söz konusu.”

Sonuçta İsrail, Filistinlilere karşı mevcut politikalarını uygulamaya, Filistinlilerin kutsal simge ve mekânlarına saygısızlık etmeye devam ederse Filistin halkı da direniş ve savunma anlamında yeni yöntemler kullanmaya itilir. Bu da çatışmaların büyümesi anlamına gelir.

More from Ahmad Melhem