Ana içeriğe atla

Erdoğan'ın Suriye politikası Kürtleri sokağa döktü

Türkiye’nin Suriye politikası, Kürt kentlerinde büyük çaplı gösterilerin fitilini ateşledi. Suriye’deki savaş, Humus ve Halep’i mağdur etmeye devam ederken, Nusra Cephesi Lübnan topraklarında Hizbullah’ı hedef aldı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Turkish army tanks take position on top of a hill near Mursitpinar border crossing in the southeastern Turkish town of Suruc in Sanliurfa province October 11, 2014. A senior Kurdish militant has threatened Turkey with a new Kurdish revolt if it sticks with its current policy of non-intervention in the battle for the Syrian town of Kobani. Kurdish forces allied to the Kurdistan Workers' Party (PKK), the People's Defence Units (YPG), are fighting against Islamic State insurgents attacking Kobani close to the

BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura 10 Ekim’de İslam Devleti’nin (İD) Ayn El Arap, nam-ı diğer Kobani’yi ele geçirmesi hâlinde kentte mahsur kalan 12 bin Suriyeli Kürt sivilin “büyük ihtimalle katliama uğrayacağı” uyarısında bulundu.

BM temsilcisi Türkiye’ye seslenerek şöyle konuştu: “Türk makamlarından en azından gönüllülerin kente girip savunma harekâtına katılabilmesi için bunların ekipmanlarıyla birlikte geçişine izin vermesini istiyoruz. Ayrıca, yapabiliyorlarsa ellerindeki imkânlarla koalisyonun caydırıcı faaliyetlerini kendi topraklarından desteklemelerini istiyoruz.”

De Mistura’nın bu çağrısının yanı sıra, ABD’nin İD’le Mücadele Küresel Koalisyon Özel Temsilcisi John Allen ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Brett McGurk, Ankara’da Türk yetkililerle iki gün süren görüşmeler yaptı. Buna rağmen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kobani’deki Suriyeli Kürtlere yardım etmek için herhangi bir adım atmadı. Erdoğan, İncirlik Hava Üssü’nün İD’e karşı hava saldırılarında kullanılmasına da hâlen onay vermiş değil ve bu tutumuyla muhtemelen ABD askeri planlayıcılarının asabını bozmaktadır.

Türkiye’nin tek yaptığı, Suriyeli isyancıları ABD önderliğinde eğitip donatma çabalarına destek teklif etmek oldu.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Allen veMcGurk’un Ankara ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada istenen sonucun alınamamasını diplomatik bir dille örtmeye çalıştı. Açıklamada koalisyona ilişkin ABD-Türkiye görüşmelerinin henüz “başlangıç safhasında” olduğu söylendi, yani ABD taleplerine ilişkin mutabakat sağlanamadığını ifade edilmiş oldu. Ayrıca “bir askeri planlama ekibinin önümüzdeki hafta başlarında Ankara’ya giderek askeri düzeydeki kanallardan görüşmeleri sürdüreceği” söylendi. Oysa Kobani o saate kadar belki de düşmüş olacak. Açıklamada İD’e karşı “çeşitli gayretler konusunda dinamik ve derinleşen ikili istişare sürecinin devam edeceği” söylendi ki bu da laf kalabalığının süreceğini gösteriyor.

Erdoğan, ABD’nin Suriyeli isyancılara güvenli alan sağlayacak uçuşa yasak bölge kurması ve Suriye hükümetini hedef alan askeri adımlar atması için ısrar ediyor. Erdoğan şu ifadeyi kullandı: “Suriye'deki rejime yönelik adımları da kararlı bir şekilde atmalıyız. (…) Bunlar olmadığı sürece biz burada yer alamayız, rol alamayız.”

Tülin Daloğlu’nun bildirdiği gibi Erdoğan’ın izlediği politika, Türkiye’nin Kürt kentlerinde ayaklanmalara neden oldu ve 30’u aşkın gösterici hayatını kaybetti. Diyarbakır, Batman, Bingöl ve Van’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) üst düzey komutanlarından Cemil Bayık, Al-Monitor’a verdiği mülakatta Türkiye’nin Kobani’de İD’e karşı adım atmaması hâlinde PKK’nin Türk devletine karşı savaşı yeniden başlatabileceği uyarısında bulunmuştu.

Erdoğan’ın PKK’yi zayıflatmak ve ABD’yi Suriye hükümetine karşı askeri müdahaleye sevk etmek adına Türkiye’nin İD karşıtı koalisyonda rolünü rehin tutması, pek çok gözlemcinin anlam veremediği bir tutum.

Amberin Zaman, Erdoğan’ın sert uluslararası tepkileri göze alarak Kobani’nin düşmesini niçin fırsat olarak görebileceğini şöyle anlatıyor: “Türkiye Kobani’nin düşmesinden muhtemelen memnun olur. Bu kent, Kürt direnişinin simgesi olmuştur. Öcalan’ın merhum Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad himayesinde Suriye’de yaşadığı dönemde Kobani ona ev sahipliği yaptı. Kobani ayrıca büyük stratejik öneme sahip. Kentin doğusunda Kürt kontrolündeki bir dizi köy ve kasabadan oluşan ve topluca Cezire kantonu olarak bilinen kesintisiz bir bölge yer alırken, güneydoğusunda da Kürt yönetimindeki Efrin kenti bulunuyor. Kürtler, uzun zamandır bu üç bölgeyi birbirine bağlamak ve bu amaçla İD’i ve diğer Suriyeli isyancıları aradaki bölgelerden çıkarmak istiyor. PKK’nin yönettiği bir Kürt oluşumunun ortaya çıkması Türkiye’nin, bilhassa da Türk askerinin sindirebileceği bir şey değil.”

Zaman, Suriyeli Kürtlerin Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve parti lideri Salih Müslim’e değinerek şöyle devam ediyor: “Kobani’nin düşmesi, PKK’ye küçültücü bir darbe indirecek ve PKK’nin Suriyeli Kürtler arasındaki desteğini zayıflatacak. Böyle bir durumda Müslim ve PYD, tüm Kürtlerin ‘gerçek lideri’ olduğunu iddia eden Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Mesud Barzani’yle anlaşmazlıklarını çözmek durumunda kalacak. Barzani, Kobani’ye destek verici sözler söylemiş olsa da Türkiye’nin tutumunu henüz eleştirmiş değil.”

Zaman’a göre Erdoğan’ın Suriye politikası Türkiye’deki Kürt nüfusunu daha da radikalleştiriyor: “Bayık’ın Al-Monitor’a verdiği mülakatta uyardığı gibi yeni nesil Kürtler o denli radikalleşmiş durumda ki PKK bile onları dizginlemekte zorlanıyor. Öcalan, Türkiye’ye boyun eğdiği algısını yaratırsa bu kitle üzerindeki nüfuzunu de yitirir.”

Ankara merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Başkanı emekli Büyükelçi Özdem Sanberk, Semih İdiz’e yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin pozisyonunun “sürdürülebilir olmadığına” dikkat çekiyor: “Uluslararası yalnızlaşmanın bir bedeli vardır. Her ülke ulusal menfaatini korumak ister ama bunu yalnızlık içinde yapmak zordur.”

Humus ve Halep halkının mağduriyeti

Rejim kontrolündeki Humus’ta 1 Ekim’de 40’ı aşkın çocuğun hayatına mâl olan intihar saldırısının ardından rejim yandaşları arasında bile Suriye hükümetine yönelik geniş çaplı bir öfke patlaması yaşandı.

Edward Dark, halkın sesini yükseltmesine yol açan duygu kırılmalarını şöyle anlatıyor: “Suriye’nin pek çok kentinde rejim yandaşlarını öfkelendiren bir diğer husus, rejime bağlı çoğu milis grubunun yoğun ve pervasız şekilde yolsuzluk yapması ve suç işlemesidir. Örneğin Ligan Şabiye ve Ulusal Savunma Kuvvetleri gibi gruplar evleri yağmalıyor, ayrıca tuttukları kontrol noktalarında silahların ve aranan kişilerin geçişine rüşvet karşılığında izin vermek ve yasal yük taşıyan kamyonlardan para almakla ün yapmış bulunuyor.”

Ancak Dark’a göre, Humus halkının “öfke ve kırgınlığına” rağmen “isyancı grupların giderek daha radikal ve mezhepçi bir yapıya bürünmesi” rejim yandaşlarını başka bir seçeneklerinin olmadığına inandırdı. Dark şöyle yazıyor: “Tüm Suriyeliler gibi rejim yandaşları da büyük mağduriyet yaşıyor ve bu mağduriyet giderek artıyor. Ancak bir dizi etmenin etkisiyle bu protestoları belli bir perspektife oturtmak mümkün. Öyle ya da böyle rejimle ana tabanının kaderleri birbirine ayrılmaz biçimde bağlı. Bu bağ, çok muhtemeldir ki son asker düşene kadar kopmayacak.”

Halep’teki durum da iç açıcı değil. İD’i hedef alan hava saldırıları, halkın da yaşam koşullarını zorlaştırıyor. Mohammed al-Khatieb, Halep’ten şunları aktarıyor: “Koalisyon, petrol sahalarını vurarak İD’in başlıca kaynaklarından birini kurutmaya çalışıyor. Ancak ülkeyi kasıp kavuran çatışmalar en çok sivilleri etkiliyor. Yükselen petrol fiyatları, gıda ve sanayi ürünleri dâhil tüm malların fiyatına yansıyor.”

Nusra Cephesi Lübnan’ı hedef alıyor

Koalisyonun hava operasyonları, radikallerin Lübnan’ı hedef almasını engellemedi. Nusra Cephesi son günlerde Bekaa Vadisi’ndeki Brital kasabası yakınlarında, Hizbullah noktalarına düzenlediği saldırılarla Suriye’deki güç dengesini değiştirmeye çalışıyor olabilir.

Ali Hashem Nusra Cephesi’nin saldırılarını şöyle değerlendiriyor: “Kendini Maşrık bölgesinin El Kaidesi olarak tanıtan örgüt, Hizbullah’ı Lübnan topraklarını savunmak üzere geri itmek, bu süreçte Hizbullah’ı Suriye’den çıkmaya ve Şam’ı kendi sınırları içindeki varoluşsal tehditler karşısında tek başına bırakmaya zorlamak gibi iddialı bir hedefin peşinde olabilir.”

Jean Aziz’e göre de Nusra Cephesi, “Bilhassa Sünni-Şii mezhepsel ayrışmasını kullanarak Lübnan’ın iç çatışmaları üzerinden ülkedeki kargaşayı körüklemek ve desteğini artırmak için altın fırsat yakaladığını” düşünüyor.

More from Week in Review

Recommended Articles